in , ,

Kapanan startup’tan liderlik dersi

Eti Başkan Yardımcısı Emir Turan, müzik tutkusuyla kurduğu Giggem’de 3 yıl süren girişimcilik macerasını, yaptığı hataları ve aldığı dersleri Fast Company ile paylaştı…

Emir-Turan

Genç üniversite öğrencisinin hayalinde aslında mimarlık vardı. Ancak, Galatasaray Lisesi’nden sonra ailesinin talebi üzerine Cenevre’de işletme okumaya gitti. Dönüşte babası ve amcasının ortak olduğu un fabrikasına girdi. Fakat, Cenevre’den sonra bu iş “sıkıcı” gelmişti. Yıllar sonra, o günkü ruh halini “Bana göre bir iş değildi, kendi işimin olmasını arzu ediyordum” diye açıklayacaktı…

Babası, “kendi istikbalini” aramasına anlayış gösterip, üstelik bir arsa ve biraz da para verince, kolları sıvayacaktı. Hedefinde, gelecek gördüğü bisküvi üretimi vardı. Babasının verdiği arsa ve sermayenin üzerine TSKB’den de 300 bin TL alıp, günde 3 ton bisküvi üretecek fabrika için yola koyuldu.

1962’de üretime başladığında, aslında bisküvi işinin üretim ve teknolojisine çok hakim değildi. Kendi anlatımıyla, “konuyu hiç bilmiyordu”. Bilenlerden de destek alamadığı için, Avrupa ve ABD’den getirdiği kitaplarla yolunu bulmaya çalışıyordu. Çevrilen kitaplar, deneme ve yanılmayla oluşan zararlarla sonunda bisküvi üretiminde deneyim kazanmıştı.

Tahmin ettiğiniz gibi Eti’nin kurucusu Firuz Kanatlı’dan söz ediyoruz. Yıllar önce bilmediği bir işe girmiş, girişimcilik ruhu ve geleceği okuma yeteneğiyle, Eti’ye hayat vermişti.

Eti’nin kuruluşundan 50 yıl sonra, üçüncü kuşaktan Emir Turan, kendine aile dışında bir iş kurmaya karar verdi. Üniversitede hukuk okumuş, aile işinin yanı sıra avukatlık da yapıyordu. Ancak, biraz da hobisi olan müziğin verdiği ilham ile kendi işini kuracağını aile büyüklerine açtı. Tıpkı babasının ona yaptığı gibi Firuz Kanatlı önce bu fikre çekinceyle yaklaştı. “Eti’den ayrılacak mısın?” diye sordu. Ancak, en nihayetinde, rahmetli Firuz Bey başta olmak üzere ailenin desteğiyle birlikte Emir Turan’ın Giggem adlı startup’ı hayat buldu.

Şimdi Eti’nin Başkan Yardımcısı olan Emir Turan, 2011’de bir fikir olarak başlayan, 2012’de açılan, 2015’te kapanan girişimcilik macerasını anlattı:

Müzisyenlere özel adres
Ben müzisyenler için bir sosyal network kurmak amacıyla yola çıktım. O zamanlar sosyal network’ler çok önemliydi. Ben de bir niş yakalamaya çalıştım. Çok sevdiğim bir konuydu.

Biraz da aile genlerinin katkısıyla çocukluğumdan beri bende girişim merakı var. Hep yeni bir şeyler yapmayı düşündüm. Hatta 20’li yaşlarda da bir düşüncem vardı ama olmamıştı. Cesaret edemedim, o tarihte avukatlık yapıyordum. Uğraşamadım.

Ancak, 2011 yılında bir girişim yapabileceğimi düşündüm. O zaman Eti’de şu andaki gibi büyük sorumluluklarım yoktu, enerjim daha yüksekti, vaktim boldu. Ve müziği çok seviyordum. O zamanlar sosyal network’ler yükselmeye başlamıştı ve ben de iyi bir niş bulduğumu düşünüyordum. Yani, müziği seven birisi olarak bu alana yönelik sosyal network kurmak için yola çıktık. Güzel bir ekip kurdum. Ortağım yoktu, tek başımaydım ama ekipten birkaç kişiye hisse verdim.

Çok güzel bir ürün ortaya çıktı. İngilizce bir yazılım idi ve ilginç bir şekilde Los Angeles’ta çok hızlı büyüdü.

Giggem’i Türkiye’de kurdum ama bütün dünyaya açıktı. Ancak, müzisyenlerin bu tip platformları kullandığı yer olan ABD’ye odaklandım. Ve bir şekilde Los Angeles’ta daha hızlı büyüdü.

“Bir sorunu çözmeyi amaçladım”
İşin mantığı çok basitti. Benim de günlük hayatımda yaşadığım bir sorunu çözmeyi amaçlıyordum. Gitar çalan, müziği seven bir insanım. Lisede ve üniversitede gruplarla da çaldım. Benim gibi sahneye çıkıp müzik yapmak isteyenlerin en büyük problemi iyi eleman/ekip arkadaşı bulmaktır. Bu, müzisyenler için en zorlu geçen süreçtir. Eskiden duvarlara duyurular asarak bu sorunu çözmeye çalışırlardı. İş arkadaşlarına sorup gitarist, baterist bulurlardı. İşte ben bu problemi çözmeye odaklandım.

Giggem diye bir platform böyle ortaya çıktı. Hakikaten çok iyi bir ürün oldu. Bir müzisyenin ihtiyacı olabilecek her şey vardı. Kendi aralarında iletişim kurabilmelerine olanak veriyordu. Hedefimiz müzisyenler ve müzisyenlere yönelik hizmet veren, ürün satan tarafları buluşturmaktı.

Gitarist arayana gitarist, basçı arayana basçı bulmaktı. Herkes kendi profilinde detaylı olarak ne yaptığını, kaç yıl yaptığını yazıyordu. Şarkılarını, videolarını listeleyebiliyordu. Güzel bir akış vardı. Kullanıcılar post da koyabiliyorlardı.

Sistemin içine “audition” da koymuştuk. Müzik grupları yeni bir eleman alırken onları canlı olarak denemek isterler. Onlara bir brief verip, ‘şunu çal’ derler. Bu bir hayli de ilgi gördü. Ortaya öyle güzel bir ürün çıktı ki, 2013 senesinde JCI tarafından “Türkiye’ nin en yenilikçi girişimi” yarışmasında birinci olduk. ABD’de önemli konferanslara davet edildim, yayınlarda yer buldum.

“İlk sorunlar ortaya çıkıyor”
Ancak bazı konularda gençliğin verdiği tecrübesizlikle hatalarım oldu. Mesela çok sayıda özelliği aynı anda sisteme koymuştuk. Ayrıca, çok geniş bir coğrafyada işe başladım. Bu iki konu benim en büyük hatam oldu.

O dönemde girişimciliğin altın kuralları denen bazı şeyleri henüz oturtmamıştım. Yanıma bu sektörü, sosyal network konusunu, teknolojiyi iyi bilen birisini almamıştım. Müziği biliyordum ama sosyal network konusunu bilmiyordum. Bilen birini almamak, bir başka büyük hatam oldu.

Hal böyle olunca biraz yumurta/tavuk ikilemi yaşadım. Mesela, üye sayısı çok arttı ama üyeler gerçek hayatta buluşamayacak şekilde değişik coğrafyalara dağıldı. Oysa ben sadece Los Angeles, hatta belli bir kısmına açılıp yavaş yavaş büyütseydim, çok daha farklı ivme yakalardım. Ama biraz da deneyimsizlikle bunu kontrol edemedim.

Neredeyse bütün dünyaya yayılmıştık. Üyelerimizin yüzde 60’ı Amerika’daydı ama orası da büyük bir coğrafya. Değişik şehirlerdeki müzisyenlerin birbirleriyle online görüşmesi mümkün oluyordu. Oysa bizim amacımız kullanıcılara eğlence sağlamak değil, onlara iş olanağı açmaktı. Gösteri yapabilmelerine olanak sağlamamız gerekiyordu. Biz burada zorlandık ve sıkıntıya girdik.

İlk yılın bilançosu
Aslında ilk yıl sonunda 50 bin üyeye ulaşıldı. Kullanım rakamları açısından iyi bir düzeyi yakalamıştık. Gerçekten de bizim üzerimizden gruplarını kurup, albümlerini yapanlar oldu. Fakat benim hedefim 100 binlerce üyeye ulaşmaktı. Bunu 2’nci, 3’üncü yılda yakalamak istiyordum.

İnsanlar geniş coğrafyada birbirlerine ulaşmakta zorlanınca, yeni girenler sistemde bir şey bulamamaya başladılar. Olay birden farklı gelişti. Herkesin sohbet edip, paylaşım yaptığı bir platforma döndü. Belli bir coğrafyaya açtıktan sonra bu konuda kısıtlamaya da gidemedik. Hatayı gördük, ama düzeltmek için geç kalmıştık.

Bu durum ortaya çıkınca bir süre sonra önlem aldık. İşin içine başka sektör oyuncularını da dahil edelim istedik. Menajerler, prodüktörler gibi başka kullanıcıları sokunca iş daha da karmaşıklaştı. Müzik endüstrisinde insanlar ne olursa olsun online’da gördükleriyle yetinmez, temas etmek de isterler.

Ben bunu bir şehirde açsaydım, o zaman bu buluşmayı daha kolay hale getirecek, sonra yavaş yavaş yayılacaktım. Bu sorun, benim hedeflediğimden başka bir yola gitmeyi de beraberinde getirdi. Bu da beni, işi paraya dönüştürme konusunda rahatsız etmeye başladı. Benim amacım bir süre sonra kullanıcılardan bazı hizmetlerde ücret almaktı. Ancak, bunu yapamadık. Yine de platformda büyük iletişim oluyordu.

Kapamanın önemli bir nedeni
Benim esas kapama nedenim de bu değildi. Şirketin ekibi İstanbul’da, ben Eskişehir’deydim. Üstelik Eti’de sorumluluklarım da artmaya başlamıştı. Ben İstanbul’a çok sık gidip geliyordum. Eskişehir’den işi yönetmek zor oluyordu.

Müşteri ise ağırlıklı Amerika’daydı. Arada bir gitmek, iletişim kurmak gerekiyordu. Bunlar benim girişimcilik tecrübemin az olmasından kaynaklanan kestiremediğim konulardı…

Yola çıkarken hedef çok basit: Ben ‘Linkedin for Music Industry’ diye yola çıktım. Linkedin iş dünyası için ne yaptıysa, ben de müzik endüstrisi için aynısını yapmak için yola çıktım. Amatörlerden ziyade müzik endüstrisinden hayatını kazanan müzisyenlerin işini kolaylaştırmaktı amacım.

İnsanlara kendilerini gösterebilecekleri fırsatlar yaratmak, müzik yapımcılarının yeni grupları keşfedecekleri bir platform oluşturmak istemiştim. Şu anda Linkedin’de iş ya da eleman arayan biri nasıl arıyorsa, müzikte de aynısını oluşturmuştuk.

Peki, para nereden gelecekti?
Her şey normal gitse para üyelikten gelecekti… Çok basit anlatmak gerekirse, Linkedin’de üyelik tipleri var. Ben işi karmaşık hala getirmemek için sadece “Premium üyeli”k koyacaktım. Örneğin, müzik elemanlarını almak isteyenler üye olacaktı, onlardan para alacaktık.

Çok önemli özelliklerimiz, çok iyi yazılmış bir arama motorumuz vardı. Bu arama motorunu yapmak çok uzun zamanımızı aldı. Arama motorunu paralı yapacaktık. Ayrıca “Audition” dediğimiz online hizmeti de paralı yapacaktık.

Bunları planladığımız şekilde yapabilseydik, kısa sürede kârlı hale gelecektik. Çünkü, insan kaynakları ve hosting gibi maliyetlerimiz azdı. Normal hayatta zorlu geçecek süreci ben online olarak çok hızlı bir hale getirmiştim. Biz başlangıçta bütün özellikleri ücretsiz verdik ve kullananların çok yararlandığını da gördük. Ancak paraya dönüştüremedik. Hiç gelirimiz olmadı, çünkü paralı üyelik aşamasına geçmeden de 2015 yılında kapatma kararı aldık.

Kapatma öncesi son tablo
Üye sayımız beklediğimiz gibi değildi. 60-70 bine ulaşmıştık. Ama günlük kullanım düzeyi, günlük iletişim çok yüksekti. Platformda yaratılan içerik konusunda iyi bir düzeye ulaşmıştık. Orijinal video sayısında 250 bine ulaşmıştık. 300 bine yakın da yine orijinal şarkı vardı. Aslında içinde çok ciddi bir içerik vardı ve iyi bir yöne doğru gidiyordu.

Başka planlarımız da vardı. Biraz para kazanınca telif haklarını da platform üzerinden ödeme hizmeti vererek, para kazanmayı planlamıştık. Ama bir yerden sonra durdurma kararı aldık.

Çok hızlı bir vedalaşma olmadı. İnsanın kendi yarattığı şey bebeği oluyor. Hem duygusal açıdan kolay olmuyor hem de bir daha yapmam mı diye düşünüyor insan. Acaba bazı yerlerini düzeltsem olur mu, diye düşündüğüm zamanlar oldu. Ama kapatmanın daha doğru olacağını düşündüm ve kapattım.

1.2 milyon dolar
“Kapatmadan önce birkaç defa satmayı düşündüm. ABD’deki bir iki müzik sitesinden teklif de geldi. Bunlardan birinin teklifi 1.2 milyon dolardı. İhtiyacım yok, bende kalsın diye satmadım.”

3 HATA BENİ SIKINTIYA SOKTU
1. ODAKLANMA
Öncelikle platformu çok büyük açtım, içinde çok fazla özellik vardı. Şimdiki aklım olsa daha niş hizmet sunan bir platform açardım. Sonra yavaş yavaş giderdim. Oysa ben bir müzisyenin neye ihtiyacı varsa onu koymak istedim. Şimdiki aklım olsa belki müzisyenin tek bir ihtiyacına odaklanırdım.

2. MÜŞTERİYE YAKINLIK
Müşterilerime uzaktım. Şimdi olsa Türkiye’de, İstanbul’da yapar ve yavaş yavaş büyümeye çalışırdım. Ama ben Amerika’yı hedefledim ve orada büyük reklam yaptım. Günün sonunda müşterilerle yüz yüze bir iletişim gerekiyor. Online ile bu işi bir yere kadar götürebiliyorsunuz. Bunu sağlayamadım.

3. İŞİ BİLEN ORTAK
Yanıma mutlaka sosyal medyayı bilen, girişimcilik deneyimi olan birisini alırdım. Benim bu konuda vizyonum çok iyi idi ama konunun püf noktaları var, onları kaçırıyordum. Nereden başlayacağın, nasıl ölçeklendireceğin gibi girişimcilik konularını bilen birisini yanıma almalıydım.

“YATIRIMCILAR OLUMLU DÖNMEDİ”
Giggem’e yatırım için birkaç görüşmem oldu. Hasan Aslanoba’yla da ayak üstü tanışıp işi anlattım.

– Türkiye ve ABD’de birkaç melek yatırımcı ve risk sermayesi şirketini aradım. Ama işim hızlı büyümüyordu ve sözünü ettiğim hatalar nedeniyle ‘scale’ (ölçeklendirme) sorunu vardı. Yatırımcılar olumlu dönmedi.

– Ancak tüm bunlar bile bana ciddi tecrübe kazandırdı. İş planı ve fizibilite yapmaktan bir işe yatırım yapılması için nelerin arandığına kadar birçok şey öğrendim. Bu öğrendiklerim bugün iş hayatımda halen bana ciddi fayda sağlıyor.

3,5 Milyon TL
“Giggem için, kapattığımda kendi cebimden harcadığım miktar, 3,5 milyon TL’ye yaklaşmıştı.”

UNUTULMAZ 2 DERS ALDIM
1- O dönemde benim yöneticilik tecrübem yeterince yoktu. Çünkü burada yönetim kurulu başkanına bağlı çalışıyorum ama bir nevi tepe yönetim için eğitiliyor gibiydim. Altımda bir ekip yoktu. Ama girişimcilikte gerçekten, çalışanları, özellikle zor insanlarla çalışmayı öğrendim.

2- Bu işte “risk” almayı öğrendim. İnsan, oturmuş bir aile şirketinde gerçek anlamda kişisel iş riski almıyor. Risk alarak, kendimi kendime ispat etmeye çalışmak, bebeğim başarılı olsun diye uykusuz geceler geçirmek bana iş dünyası ve girişimcilik hakkında çok fazla şey öğretti. Bu tecrübeleri bence parayla ölçemezsiniz.

Yazar: Fast Company Türkiye

©Fast Company Dergisi, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş. tarafından Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun şekilde yayınlanmaktadır. Fast Company’nin isim hakkı ABD’de Mansueto Ventures’a, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş.’ye aittir. Dergide yayınlanan yazı, tablo, fotoğraf ve görsellerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

“Muhteşem şirketler yaratmalı”

Müdür olmak istemiyorum!