in , ,

Pizza Hut’ın kurucusu ölmeden önce ne yapıyordu?

Şirket Doktoru: Şirketler için yeni dönem stratejileri

sirket-doktoru-pizza-
M. Rauf Ateş

Frank Carney, kardeşi Dan Carney’nin koyduğu parayla Wichita şehrinde ilk pizza dükkanlarını açtıklarında yıl 1958 idi. Frank Carney, henüz 19 yaşındaydı ve üniversite öğrencisiydi. Amacı, kazandığı parayla üniversite bedelini ödemekti. Dan Carney ise 26 yaşındaydı.

İki kardeş iş kurmaya karar verdiklerinde küçük bir dükkan buldular ve Dan Carney’nin eşinin önerisiyle Pizza Hut markasını seçtiler. Maddi olanakları sınırlı olduğu için ikinci el ekipmanlarla yola çıktılar. Müşteri ilgisini çekmek için ilk günün gecesi ücretsiz pizza dağıtmışlardı. Yaptıkları işe ve pizzalarına güveniyorlardı… Bir süre sonra bunun meyvesini de gördüler. Çünkü, bir anda restoranları gözde haline gelmişti. Beklenmedik şekilde büyüyen işler nedeniyle şirkete dönüşüp, “bayilik” verme kararı aldılar. Artık agresif pazarlama stratejileri izliyor, özellikle hizmete, kaliteye çok büyük önem veriyorlardı. Bunun karşılığını da alıyorlardı, çünkü restoranları adeta uçuyordu.

Franchising sistemi kuruluyor

Bir süre sonra büyümeyi istikrarlı hale getirmek ve yaymak amacıyla Frank Carney, standart bir franchising sistemi kurmaya karar verdi. Aynı zamanda yerel restoranlara, bulundukları yörenin tatlarını dikkate alma şansını sunacaktı.

Orijinal pizzaları, bir dönem ortakları da olan John Bender tarafından yaratılan “ince ve çıtır” pizza idi. Bir süre sonra Frank Carney, restoranın amiral gemisi olan pizza çeşidini geliştirdi: “Orijinal pan pizza.” On yıllar boyunca büyük bir başarı sağlayan bu pizza, markanın ismiyle özdeşleşecekti.

1966’a gelindiğinde ABD’deki franchise sayısı 145’e ulaşmıştı. 1971’de ise bin restoranıyla dünyanın en büyük zinciri haline gelmişti. Bir yıl sonra şirket borsaya açıldı. 1977’de restoran sayısı 3 bin 400’e, satışları 436 milyon dolara (Bugünkü değerle 1.9 milyar dolar) yükseldi. İşte bu parlak performans nedeniyle PepsiCo, şirketi 300 milyon dolara satın alarak, bünyesine kattı.

Her şey ayrılınca değişti

Frank Carney, 1980 yılında şirketten ayrıldı ve yatırımcı olarak değişik işlere girdi. Risk sermayesi, gayrimenkul, benzin istasyonu ve gıda perakendeciliği alanlarındaki işlerinde başarısız oldu. 1993 yılına gelindiğinde kazandığı milyonları, hatalı girişimleriyle batırmıştı. O günlerde verdiği bir röportajda, “Düşündüğün kadar akıllı olmadığını öğrenmen çok can sıkıcı” diye konuşmuştu.

Parasız kalınca eski şirketinden iş teklifi almış, ancak geri çevirip, Papa John’s’un bir restoranını açmıştı. Pizza Hut’ın kurucusu Frank Carney’den söz ediyorum. Dünya devi bir restoran zinciri yaratmış, sonra bir dükkan işletmecisi olarak hayatını kaybetmişti. Bu hikayeyi ben de bilmiyordum. Aralık ayında 82 yaşında vefat ettiğinde öğrendim.

EMPATİ İÇİN İKİ YAKLAŞIM HANGİSİ DAHA DOĞRU?

İki senaryoyu paylaşmak istiyorum. Bir şirketin CEO’su olarak çalışıyorsunuz. Hedefini yakalayamayan bir yöneticinizin odasına giriyor ve hedeflerle ilgili konuşmak istiyorsunuz. Birinci senaryo… “Rakamlara baktım, 3’üncü çeyrek hedeflerini yakalayamamışsın. Bu konuda yaptığımız konuşmayı hatırlıyorsundur. Eğer bu rakamları 4’üncü çeyrekte düzeltemezsen, sonrasında neler olacağını bilemeyeceğim.”

Bu görüşme normal kabul edilebilir. Ancak, ikinci bir seçenekte ise odaya giriyor ve yöneticinizle görüşmeyi şöyle yapıyorsunuz: “Rakamlara baktım, 3’üncü çeyrek hedeflerini yakalayamamışsın. Seninle bu konuda yaptığımız görüşmeyi hatırlıyorsundur. Her şey yolunda mı, iyi misin? Senin için endişe ediyorum. Senin için yapabileceğim bir şey varsa paylaş lütfen.”

The Infinite Game kitabının yazarı Simon Sinek, “empati” konusuna dikkat çekerken, bu iki senaryoya değiniyor. Sinek’in bir konuşmasında dinlediğim bu konu, son dönemde çok duyduğumuz “empati” kavramına gerçekten çok iyi bir yaklaşım getiriyor: “Empati, bir sorun olduğunu dile getirmekten çok aynı zamanda o kişi için endişe duymaktır.” Bu konuda siz ne düşünürsünüz? Hangi seçeneği doğru buluyorsunuz?

ENDONEZYA’DAN ÇIKAN UNICORN

BloombergHT’de yayınlanan ‘High Flyers’ adlı programda dünyanın önde gelen girişimcileriyle söyleşilere yer veriliyor. En son denk geldiğim programda Endonezya’dan çıkan en büyük startup olan Tokopedia’nın kurucusu William Tanuwijaya’yı dinledim. Birkaç konuyu etkileyici buldum, paylaşmak istiyorum.

  • Bir e-ticaret platformu kurmak için yola çıkan Tanuwijaya, Google ve Facebook’un kurucularından etkilenmiş, onlar gibi olmak istemiş. Ancak, fon almak istediği yatırımcılarından biri, ‘Herkes Steve Jobs, Larry Page gibi olamaz. Sen onlar değilsin’ diye uyarmış. Bu sözden çok etkilenmiş.
  • 2007-2010 arasında çok sayıda yatırımcıyla konuşmuş, hepsinden olumsuz yanıt almış. Yatırımcılar ve etrafındaki tanıdıklarından şu olumsuz görüşleri duymuş:
  1. Hiçbir Endonezyalı internette başarılı olamadı.
  2. Başarılı olman için global olman lazım. Rekabet edemezsin.
  3. Hiçbir grup/aile başarısız olacak bir yatırımı desteklemez.
  4. Yeterli eğitim düzeyine sahip değilsin.
  5. Şimdiye kadar bir tek çalışanı olan internet kafe yönetmişsin. Yeterli deneyimin yok.
    Yatırımcıların bu nedenle yatırım yapmadığı Tokopedia, 2019 yılında 5 milyar dolardan fazla ciro elde etti, değeri 15 milyar dolara ulaştı. Tanuwijaya, başarısının sırrını, “Bütün olumsuz görüşlere rağmen vazgeçmemek ve önerileri dikkate almak” olarak açıklıyor.

[email protected]

Yazar: Rauf Ateş

Fast Company Türkiye Kurucusu

Bir Yorum

Cevap yazın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

m-rauf-ates

Harika bir yıl için teşekkürler!

Ekonomi haftası başladı!