in , , ,

Sürdürülebilirliğe ‘Total futbol’ yaklaşımı!

Emre Eczacıbaşı, Global Compact’ın Genç SKA Yenilikçiler Programı’na liderlik ediyor. Programın amacı, sürdürülebilirlik konusundaki sorunları yenilikçi yaklaşımlarla çözecek, şirketlerinde bu konuya liderlik edecek gençler yetiştirmek. Eczacıbaşı, bu konuda başarıyı yakalamak için ünlü futbol lideri Johan Cruyff’un “total futbol” stratejisini öneriyor. Yani “bir bütün” olarak oynamayı, doğru pası doğru yere vermeyi öneriyor ve ekliyor: “O pası kişisel bir fayda için ya da bize gelecek bir pazar diye değil, gerçekten yardımlaşma amacıyla atmamız gerekiyor.”

Sürdürülebilirliğe-‘Total-futbol’-yaklaşımı!

YAZI: M. RAUF ATEŞ

ECZACIBAŞI HOLDİNG’İN ÜÇÜNCÜ KUŞAK GENÇ BİREYİ EMRE ECZACIBAŞI’NIN liderlik ettiği Young SDG Innovators (Genç SKA Yenilikçileri) Programı, çok sayıda ülkeyle birlikte Türkiye’de de hayata geçirildi. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı (SKA) yakalamak, sürdürülebilirlik sorunlarına radikal çözümler üretmek amacıyla oluşturulan programa 22 şirketten 52 genç yetenek katıldı. İlk yıl olmasına rağmen program, dünyaya örnek olacak sonuçlar doğurdu. 2020 yılında programa katılan gençlerin geliştirdiği çözümlerin ve yeniliklerin tamamı, şirketlerin yönetim kuruluna sunuldu.

Bunların yüzde 70’i şirketlerden fon aldı, yüzde 50’si ise hayata geçirildi. Bu yenilikler arasında ürün ambalajlarında plastik kullanımının azaltılmasından, atık eşyaların yeniden üretim zincirine entegre edilmesine kadar çeşitli projeler vardı. Ezcacıbaşı’nın verdiği bilgiye göre, ilgi gören projeler arasında yenilikçi finans çözümleri de vardı.

Genç SKA Yenilikçileri Programı, Türkiye’de Global Compact ekibi tarafından uygulanıyor. Programın liderliğini ise Emre Eczacıbaşı yapıyor. Eczacıbaşı, “Program, UN Global Compact üyesi şirketlerin 35 yaş altı, liderlik potansiyeli taşıyan genç yeteneklerini, sürdürülebilirlik sorunlarına radikal inovasyon bakış açısıyla çözüm üretmeleri için bir araya getiriyor” diye konuşuyor. Katılımcılara, SKA’lara yönelik inovasyon için gerekli bilgi, yetkinlik ve araçlar sağlanıyor. Bu kapsamda hem yerel hem de global uzman ve mentor ağı ile destek veriliyor. Eczacıbaşı şöyle konuşuyor: “Katılan şirketlerin ekipleri, kendi şirketlerine özgü bir SKA sorununa yönelik potansiyel piyasa değerine sahip, somut sonuçlar üreten daha sürdürülebilir iş modelleri, girişimler ve ürünler tasarlamak amacıyla çalışıyorlar.”

Programa katılan genç yetenekler, edindikleri bilgi ve deneyimi şirketlerinde dönüşümü başlatmak için kullanıyorlar. Eczacıbaşı, “Ağırlıklı olarak Ar-Ge, ürün geliştirme ve pazarlama bölümlerinden gençlerin katıldığı program sonunda inovasyon süreçlerine bakış açılarının değiştiğini, kendi iş süreçlerine sürdürülebilirliği entegre etmeye başladıklarını görüyoruz” diyor.

Emre Eczacıbaşı’nın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyleydi:

Büyük bir holdingin genç liderlerinden birisiniz. Sürdürülebilirlik konusuna ilginiz ne zaman başladı? Niye bu konuya odaklandınız?

Başlangıçta sürdürülebilirliğe kişisel bir hassasiyet olarak bakıyordum. Ancak, Eczacıbaşı Topluluğu’nda görev alınca ve topluluğu daha da yakından tanıdıkça, Eczacıbaşı’nı geleceğe taşıyacak temel ve çok değerli misyonun sürdürülebilirlik olduğunu gördüm. Bugün geldiğim noktada, özel hayatımdaki yaklaşımlar iş hayatıma da yansıyor. Sürdürülebilirliği iş yapış şekillerinin temel bir değeri olarak görüyorum ve diğer tüm değerlerin bunun üzerine kurulmasını önemsiyorum.

Sizin yaklaşımınızla bir önceki kuşağın, bu stratejiyi hayata geçiren büyüklerinizin sizden farkı neydi, siz ne fark getireceksiniz?

Bunu açıklamak için bir analoji kullanmak istiyorum. Ünlü futbolcu Johan Cruyff’dan yola çıkarak bu konudaki görüşümü paylaşacağım. “Total futbol” anlayışını başlatan Cruyff, sahada bir bütün olarak hareket geliştirmek gerektiğini savunan, bu sistemi dünyaya anlatan bir spor adamıdır. Açtığı okullarla bu ekolü yaymıştır. Onun futbolla ilgili bir yaklaşımı, doğru pas diye bir anlayışı var. Sahada uygun birini gördüğünüzde ona pas atmanız lazım. Başarının sahada yardımlaşmayla geleceğine inanıyor. Total futbol anlayışının temelinde de bir bütün olarak hareket etmek ama bireysel yeteneği de kaybetmemek, onu da sonuna kadar kullanmak var. O yüzden bu anlayışı uygulayan kulüpler, uzun yıllar takımlarına ünlü yıldızları dahil ettiği gibi bünyelerinden çok iyi oyuncular da çıkardılar.

Cruyff’un çocukların doğru pası atamadıklarında nasıl yaklaştığına yönelik düşüncesini çok ilginç buluyorum. “Öncelikle pası gördü mü, görmedi mi diye bakıyorum” diyor. Sonrasında gördüğü pası atabilecek yetenekte mi, ona önem veriyor. Ya da yeteneği varsa, o pası niye atmadığına bakıyor.

EMRE ECZACIBAŞI
DOĞUM: 1984
GRUPTAKİ POZİSYON: Yönetim Kurulu Üyesi İnovasyon ve Girişimcilik Koordinatörü
GLOBAL COMPACT: Young SDG Innovators Lideri
İLKESİ: “Sürdürülebilirlik, iş yapış şekillerinin temel bir değeridir.”

 

Bunu sürdürülebilirlik ve iş dünyası için neden örnek verdiniz?

Bizim de iş dünyası olarak problemlerin öncelikle farkına varmamız gerektiğini düşünüyorum. Örnekte olduğu gibi o “doğru pası” görmemiz gerekiyor. İkincisi, o pası kişisel bir fayda ya da bize gelecek bir pazar diye değil, gerçekten yardımlaşma amacıyla atmamız gerekiyor. Bir de bu pası atabilecek, işbirliği yapabilecek, sürdürülebilirlik için doğru adımlar atacak kaslara, yeteneklere de sahip olmalıyız. Bunlar da aslında inovasyon, insan kaynağı ve diğer birtakım kasları o yönde kullanma meziyetlerimizdir diye düşünüyorum.

Bu örnekten gidersek bir kuşak önce, futbol çok farklı oynanıyordu. O dönemin gerçekleri, pasları ve onu görenleri, görmeyenleri vardı. O dönem için çok fazla bir şey söyleyemem ama bu dönemde sürdürülebilirlik hepimizin hayatını derinden etkileyen, şirketlerin stratejilerinin temelinde yer alması gereken bir konu… Bunun bir problem olduğunu fark etmemiz yetmiyor. Şirketler olarak doğru pası atacak yetkinlikler geliştirmeli ve bize finansal bir katkısı var mı diye düşünmeden, hayata geçirmeliyiz.

Total futboldan örnekle yola çıkarsak, iyi pas atanların yanında iyi pas alanları da yetiştirmek gerekiyor. Böyle bakınca, şirketler paydaşlarını da sürdürülebilirlik konusuna dahil etmeli. Yani pas atacak oyuncuların sayısı artmalı. Bazı şirketler, iş yaptıkları ortaklarında sürdürülebilirlik kriterleri arıyor. Türkiye’de bu eğilim başladı mı, sizce yayılması mümkün mü?

Bu çok önemli bir konu… Yine futbol örneğinden gidersek, maçta takımı gözetleyen, değerlendiren kişi, teknik direktör. Bu örnekte teknik direktör toplum oluyor. İş dünyası toplumun gözetiminde yoluna devam ediyor. Aslında iş dünyasının, teknik direktör, yani toplum izlemeden de doğruyu yapması gerektiğini düşünüyorum. Sadece müşterinin beklentilerine karşılık verip vermediğini düşünerek strateji izlemek, bizi gerçek hedefe götürmeyecektir. Bundan hareketle, çok paydaşlılık bakış açısını buradan ele alıyorum. Burada samimi bir çaba olmalı. Dışa değil, içe dönük bir niyetle hareket ettiğimizde sürdürülebilirlik ve çok paydaşlı bir değer yaratmak mümkün. Dolayısıyla sürdürülebilirlik, iş yapış biçimlerinin içine gerçekten entegre edilirse, doğal sonuçlar yaratacaktır. Şirketler, sadece toplum istiyor diye bunu hayata geçirmek istiyorsa, hedeflerine ulaşmaları bence mümkün olmayacaktır.

Sorular sorulması konusunu da çok önemsiyorum. Yeni sorular sorulması ve herkesin kendi yanıtlarını oluşturması gerekiyor. Neyi, neden yaptığımızı çok iyi idrak etmemiz lazım. Bunu sadece problemi daha iyi tanımlayalım diye değil, herkesin kendi bakış açısından anlayıp, kendi yanıtlarını bulması için yapmamız gerekiyor. Yoksa içten yapılmış, özümsenmiş bir aksiyon olmaz. Futbol örneğinde olduğu gibi, futbolcunun o pası niye attığını gerçekten özümsemesi lazım. O pası mekanik bir şekilde attığında, total futbol anlayışı da gerçek anlamda işlemiyor.

Müşteriler “duyarlı/anlam yaratan” şirketlere giderek daha çok ilgi duyuyor mu? Bu konudaki gözlemlerinizi paylaşır mısınız?

İnsanlarda ciddi bir duyarlılık artışı var. Ancak şirketlerin, sadece “insanlar bu konuda duyarlı oluyor” motivasyonuyla hareket etmemeleri gerek. Tüketiciler güvenebilecekleri şirketler arıyor. Bu güven unsurunu en temelinde yaşatan olgu, aslında bir şirketin, özündeki değerleri ve yaklaşımları geleceğe taşıyabilmesidir. Güveni yaratan budur bence. O dönemin trendine, doğrusuna adapte olmak, ancak kuruluş aşamasında anlamlıdır. Onun dışında şirketlerin içten geldiği gibi davranmaları, müşteri istiyor diye strateji uygulamamaları lazım. Doğrusunun bu olduğunu düşünüyorum veya en azından bizim buna böyle yaklaştığımızı söyleyebilirim.

“Karşılaştığımız sorunları çözmek için yeni sorular sormamız gerekiyor, eskileri değil” diyorsunuz. Bu cümlenizle neyi kastediyorsunuz?

Şu anda dünyada sürdürülebilirlik sorunlarını çözmek için bir reçete veriliyor ve bunu uygulamamız isteniyor. Sürdürülebilirlik, aslında bu değil. Herkesin kendi deneyimleri ile sorunu tanımlaması ve çözümleri şekillendirmesi gerekiyor. Tek bir çözüm aramanın ve onda diretmenin çözüm olmadığına inanıyorum.

Bu, aslında biraz da sürdürülebilirliğin tanımından geliyor. “Sürdürülebilirlik, insanlığın devamı mı?” sorusunu sormuştuk. Şu anda karşılaştığımız birçok problem insanın doğaya hükmetmesinin bir sonucu… Tekrar doğaya hükmederek sorunu çözmeye çalışmak, bizi gerçek hedefe götürmez. Doğa denen olgunun içinde insan da var, insanın doğalı da var. İnsanın doğalından hareketle bir çözüm üretmek daha doğru olacaktır. Bunu, doğanın bir uyarısı ve yaşam tarzımızı değiştirmek olarak görebiliriz. Özünde aslında hayata bakış açımızı değiştirmemiz gereken bir dönemdeyiz. Bence şu anda yapmakta olduğumuzu yapmaya devam etmek, sürdürülebilir bir çözüm değil. Gerçek çözüm, yepyeni bir bakış açısıyla bakmak ve kendi çözümlerimizi geliştirmekle mümkün.

O yüzden soruları önemsiyorum, çünkü birçok çözüm soruyla başlıyor. Startup’lara yönelik düzenlediğimiz yarışmalarda, challenge’larda da bu sorulardan hareket ediyoruz. Genelde, hep doğru bildiğimizden hareket edip, onu dikte etmeye yönelik bir yaklaşım var. Bir de üstüne acil olma durumu var. Bu hem önemli hem de çok tehlikeli. Çünkü o aciliyetten hareketle hızlı çözümler bulmaya, onları hızlı adapte etmeye yöneliyoruz. Bu da bizi kendi bakış açımızdan değerlendirme yapmaktan, sorgulamaktan uzaklaştırıyor diye düşünüyorum.

Sürdürülebilirlik ve inovasyonu bir arada mı ele alıyorsunuz? İnovasyon, sürdürülebilirlik için bir çözüm kaynağı mıdır?

Bu sorunun yanıtı inovasyonu nasıl tanımladığınıza göre değişiyor. Burada iki tür inovasyon olabilir. Birincisi, incremental, yani bir şeyi daha iyi yapmaya yönelik inovasyon olabilir. Bir diğeri de tamamen yeni bir sistem getirmek, radikal bir sistem oluşturmak üzerine olabilir.

Aslında burada radikal kelimesini, keşfedilmemiş bir şey anlamında kullanmıyorum. Gerçekten doğal olan anlamında kullanıyorum. Doğayı örnek olarak alıp geliştirilen yenilikler, bu dönemin en önemli gelişmeleri olabilir. Bu yolu izlediğinizde şu andaki sistemi sürdürecek inovasyonlar değil, sözünü ettiğim sürdürülebilirlik anlayışını geliştirebilecek, kök salmasını sağlayacak, bizi yeniden doğal döngüye kavuşturacak inovasyonlardan söz ediyorum. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları dünya genelinde açlığı, aşırı yoksulluğu ve eşitsizlikleri ortadan kaldırmak, iklim değişikliği ile mücadele etmek ve herkes için barış, adalet sağlamak gibi oldukça iddialı ve zorlu hedefler sunuyor. Bu iddialı hedeflere denenmiş yöntemler ve sıradan çözümlerle ulaşabilmemiz mümkün değil. SKA’ların bize vadettiği dünyaya ulaşabilmemiz için hayal gücümüzü zorlayan çözümleri hayata geçirecek cesarete sahip olmamız gerekiyor. SKA’ların sunduğu iddialı vizyona ulaşmak, ancak radikal inovasyonla mümkün olabilir. Bu programda da radikal inovasyonun sürdürülebilirlik sorunlarına nasıl katkı sağlayabileceğini anlatıyor, ekiplerin yeni teknolojileri kendi çözümlerine uyarlamalarını teşvik ediyoruz.

Daha iyi anlamak için bu tip inovasyona bir örnek verebilir misiniz?

Tarım ve gıdayla ilgili çözümden söz edebilirim. Hem ürün yetiştirme hem de tedarik zincirinde çok yeni yaklaşımlar kullanılıyor. Burada mutlaka organik olmak değil, birtakım doğal pratikler uygulayan çiftçilerin daha geniş tedarik zincirlerine ulaşımını sağlayacak çözümler oluşturulabilir. Örneğin, bir ürünün daha taze kalmasını sağlayacak bir yenilik olabilir. Geliştirilecek sistemle birbirinden kopuk kurulmuş, değişik illerde faaliyet gösteren çiftliklerin ayakta kalması sağlanabilir. Özetle bu tarz “iyi gıda/iyi tarım” ürünlerinin çeşitli kesimlere ulaştırılmasını sağlayacak tedarik zincirine yönelik inovasyonların çok başarılı olacağına inanıyorum.

“Doğayı örnek alarak geliştirilen yenilikler, bu dönemin en önemli gelişmeleri olabilir.”

PROGRAMIN 3 TEMEL MESAJI

  1. SKA HEDEFLERİ
    Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA), dünyanın çözüm bekleyen en büyük sorunlarının bir listesini bizlere sunuyor. Özel sektör, elindeki inovasyon ve esneklik gibi kaynakları kullanarak SKA’lara ulaşmada önemli rol oynayabilir. Daha da önemlisi, bunu kârlı bir işe dönüştürerek de yapabilir. Bir şirketin inovasyona yatırımının en temel motivasyonunun, tüketicilerin ihtiyaçlarına yenilikçi çözümler üreterek yeni pazar fırsatları yaratmak olduğunu düşünürsek, tüm dünyanın ortak ve en büyük sorunlarını önümüze koyan SKA’ların bu anlamda ne kadar büyük bir potansiyel barındırdığını görebiliriz.
  2. İŞBİRLİĞİ VE YARDIMLAŞMA
    En temel seviyede bir soruya yanıt ararken, birbirinin bakış açılarından yararlanmaya yönelik bir ortam hazırlıyoruz. Programda yer alan şirketler, hem yerelde hem de küreselde birbirlerinin çözüm önerilerini dinleyerek geribildirim ve destek veriyor, aynı zamanda işbirlikleri kurabiliyorlar. Çoğunluğu sosyal girişimci veya teknoloji girişimcilerinden oluşan mentorlar ekiplere bire bir destek sağlıyor.
  3. SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İÇİN İNOVASYON
    Einstein’in ünlü bir sözü vardır: “Aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek, delilik belirtisidir.” Bizim de süregelen sorunlara yeni çözümler üretmemiz lazım. Aynı şeyleri yapıp, farklı sonuçlar beklemek yanlış olur. İnovasyonu, yeni yanıtları açık zihinlerle bulabileceğimize inanıyorum. Oluşturduğumuz platformun bir amacının da bu olduğunu söyleyebilirim.

NASIL SORULAR SORMAK LAZIM?

  1. Katalitik sorulardan söz ediyoruz. Amaca, yani sürdürülebilirliğe giden yolun inovasyondan geçtiğine inanıyorum.
  2. İnovasyonun temelinde de katalitik sorular var. Muhtemelen daha önce sorulmamış, bize yeni bakış açısı kazandıran, cevabını bulmak için insanlarla tartışmayı gerektiren sorulardan bahsediyorum.
  3. Bunlar arama motorlarında yanıtlarını bulabileceğimiz sorular değil. Bakış açısı geliştirmeye yönelik ve ucu biraz açık sorular.

İNSAN ODAKLI KUŞAK NEYİ FARKLI YAPIYOR?

  1. Burada doğa odaklı bir insan yaklaşımından söz ediyorum. Duyarlılığın da kesinlikle geçmişte olmayan bir algı olduğunu düşünüyorum.
  2. Bu dönemin gerçeklerine duyarlı bir jenerasyona tanıklık ediyoruz.
  3. Kendi seçimlerinin başkaları üzerindeki etkisinin farkında olan ve bu farkındalığı başkalarından da bekleyen bir kuşaktan söz ediyoruz.
  4. İçinde bulunduğumuz dönemde müşteri olması gerekmeksizin herkes, ilişki içinde bulunduğu bütün toplum kesimlerinden bunu bekleyecektir. Bu kuşak bu duyarlılıklarıyla, bu değerleriyle sürdürülebilirliğin temelini sağlam bir şekilde yerleştiriyor.
  5. Genç liderlerin önünü açmak, yaratıcı bakış açısı ile ortaya çıkan çözümleri hayata geçirmek çok önemli. Bizler Young SDG Innovators programı ile tam da bunu hedefliyoruz: Sürdürülebilirliği tüm iş süreçlerinin temeline koyan, bu farkındalığa sahip ve gerekli yetkinlikleri kazanmış genç liderler yetiştirmek.

Yazar: Rauf Ateş

Fast Company Türkiye Kurucusu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

senol-gunes--bir-ceo-gibi

Tıpkı bir CEO gibi

Gungor-Kaymak-Gorsel

HPE çevreye odağını artırıyor