in , ,

Tıpkı bir CEO gibi

Trabzonspor, Beşiktaş ve Milli Takım’da elde ettiği başarılar, Şenol Güneş’i Türk futbolunun vazgeçilmez isimlerinden biri haline getirdi. Kariyerine kaleci olarak başlayan, basamakları birer birer tırmanan teknik direktörün şimdiki hedefinde, Avrupa ve Dünya Kupası var. Güneş futbolda başarıya giden yolu, liderliğin inceliklerini ve hedeflerini Fast Company Türkiye’ye anlattı.

senol-gunes--bir-ceo-gibi

YAZI: M. RAUF ATEŞ

“İLK 100 GÜN” VAR MI?

Yeni bir kulübe gittiğinizde nereye geldiğinize bakar ve durum tespiti yaparsınız. Benim başladığım yer bu noktadır. Bir CEO gibi, durum tespit yaparım. Önce kulübün yönetimini, size olan güvenini gözden geçirmek lazım. O size, siz ona güvenmelisiniz. Sonra ne yapacağıma, nasıl yapacağıma bakarım. Yapılacaklar listesi oluşturduktan sonra sıra teknik ve idari konulara gelir.

Bütün bunların içerisinde ben güvene bakarım. Güven yoksa hiçbiri yoktur. Ben anlaşma yapmışımdır ama 3 gün sonra anlaşmayı bozmak için “yandan bir çark” yapılabilir. Siz gitmek zorunda kaldığınızda sadece parayı, ekonomiyi alırsınız. Ancak işin bir de psikolojik tarafı vardır, yıpranırsınız.

Her kulübün ekonomisi farklıdır. Birinci kabul budur ve bunun getireceği zorluklara da katlanırım. İşin patronu, kulüp başkanıdır. İşin patronuna açık ve net durumu, yapabileceklerimi söylerim. Kulübün durumuna göre oyuncu taleplerim dahil isteklerimi ortaya koyarım. Bir başka önemli konu ise onların sizden ne beklediğidir. Onu da net ortaya koymaya çalışırım.

EKİBİ KURMA FORMÜLÜM

Birinci sıraya ekip üyesinin güvenilir olmasını koyarım. Sadece işte değil her alanda, evde bile benim için ilk sırada güven gelir. Şu anda her yerde güven sıkıntısı var. Aslında zaten orada olması gereken maddeyi, bir öncelik gibi ilk sıraya koyuyoruz. Sonra da ehil olmasına ve iş ahlakına bakarım.

Ondan sonra çalışma alanlarına göre değerlendirme yaparım. Bazen şöyle bir tablo ile karşılaşıyorum: Ekibe birini alıyorum ve güven sıkıntısı yaşıyorum. İşin ehli ise onu öyle kabul ediyor, zarar vermeden çalışabiliyorsa devam ediyorum. Tavırlarını sevmesem de işini çok iyi yapanla çalışırım. Özetle ekibim için işini iyi yapan, güvenilir insanlar tercih ederim. Ben iş odaklıyım. Adaletliyim. Bana güven verecek, üretime katkıda bulunacaklara kapım açık, ekibi bu tip insanlardan kurarım.

Kendime karşı da acımasızım. Koyduğum kurallara kendim de çok sıkı uyarım, başkalarının da uymasını beklerim. Sürekli şikayet eden, mızmız olan, işinden memnuniyet duymayanlarla çalışmak istemem. Benim tercihim, işine aşık olanlardır.

“Biz teknolojiye; işimizi kolaylaştıran, futbolcunun yeteneğini daha üst düzeylere çıkaran bir araç olarak bakıyoruz.”

FUTBOLDA TEKNOLOJİ ÖNEMLİ

Sporda artık teknolojiyi, bilimi bir kenara atamazsınız. Teknoloji hayatın bir gerçeği… Biz de yapay zeka dahil teknolojiden çok yararlanıyoruz. Ama teknolojinin, bilimin de esiri olamazsınız. Sadece teknolojiye güvenerek giderseniz yanılabilirsiniz. Onu kendinize yardımcı olarak görmeniz lazım. Teknolojiyle, işin rengi de değişti. Örneğin, hücum yapan takımı nasıl durdururuz, başarılı futbolcuları nasıl engelleriz gibi arayışlara giriyor, teknolojiden de yararlanıyoruz.

Örneğin son yıllarda yeni bir teknoloji olarak VAR sistemi kullanılıyor. Biz yakında 3 milli maç yaptık. Bu maçlarda VAR sistemi kullanılmadı ama neredeyse hakem hatası olmadan 3 maçı da tamamladık. Oysa, bazı maçlarda VAR’a rağmen hakem hataları oluyor. VAR’a güvenerek yapacağın iş, seni hataya itmemeli.

O nedenle karar almada ve yönetmede, teknolojiyi yan unsur olarak kullanmak gerek. Örneğin, biz antrenmanlarda GPS’leri çalıştırıyoruz. Oyuncu aslında çok koşuyor gibi görünüyor. Fakat gerçek durumu analizlerde görüyoruz. Yani sadece koşu mesafesine güvenirseniz, futbolun gerçeğini unutursunuz. Futbol koşudan ibaret değil.

Futbolda bütün teknolojiyi, yapay zekayı, drone’ları, GPS’i ve futbolcuları yenilemek için gereken cihazları kullanabiliriz. Örneğin, drone’larla yukarıdan çekim yapıp analiz gerçekleştiriyoruz. Biz teknolojiye; işimizi kolaylaştıran, futbolcunun yeteneğini daha üst düzeylere çıkaran bir araç olarak bakıyoruz. Bütün milli takım kategorileri için bir teknoloji departmanı oluşturmamız gerekiyor. Bu, projelerimizden biri ve önümüzdeki günlerde hayata geçireceğiz.

senol-gunes-1

TAKIM KURMAK ZOR MU?

Doğru takım kurmaya dair şöyle bir yaklaşım vardır: “İlk 11’i herkes sayabiliyorsa, doğru takımdır.” Ancak, o “doğru”ya ulaşmak için çok emek vermek gerekiyor. Ben takıma oyuncu seçerken birkaç önemli kritere bakarım. Birincisi, yetenekli oyuncu olmasını isterim. İkincisi, karakterinin güçlü olup olmadığına dikkat ederim. Üçüncü kriterim ise uyumlu olmasıdır, toplumun kabul ettiği karakter ve davranışlar içinde olması da önemlidir. Ancak bunlar da yeterli değil. Başarı ve başarısızlıktaki davranışları nasıl? Örneğin, oyuncu çok başarılı ve başarısı onu sorunlu hale getiriyorsa, onunla yola çıkmak istemem.

Aynı şekilde çok başarılı bir futbolcu ama başarısızlıklarda moral bakımından çöküyor ve toparlanamıyorsa, o tip oyuncudan da uzak dururum. Sahaya çıkacak ilk 11’i yaparken de antrenman performansına, son durumuna ve rekabet üstünlüğü gibi kriterlere bakarım. Benim için bu konunun özeti şudur: Yetenekli oyuncunun aynı zamanda karakterli olması gerekiyor. Bu, kuşun iki kanadını kullanarak uçması gibidir. İki kanadınız, yani yeteneğiniz ve karakteriniz olursa dengeli gidebilirsiniz.

ZAMANI NASIL YÖNETİRSİNİZ?

Geçmişin muhasebesini yaparım. “Neler yaptım?” diye düşünürüm ama geçmişe takılı kalmam. Sonra, “Yarın neler yaparım?” diye bakarım. Benim için hep şu an vardır. Anı yaşar, geçmişe takılı kalmam. İşime odaklanmayı severim, o an neyle uğraşırsam ona odaklanırım. Bugünü dünden daha iyi yapmaya uğraşırım. Yarını düşünürüm ama yarının kaygısıyla bugün mutsuz olmam…

Mesela önümüzdeki aylarda maçlar var. Bir maç oynayacağız; kazanabileceğimiz gibi kaybedebiliriz de. Hepsi olabilir ama bunu bir kaygıya dönüştürmem. Yarının endişesi içinde bugünü öldürmem. Zamanımı da hep bu şekilde planlarım. Mutlaka yapacaklarımı kağıda dökerim, planlı gitmeye çalışırım.

BENİM HATA STRATEJİM

“Hata yapmaktan korkmayın” diyenlere, “Ben hata yaparsam ne yaparsınız?” diye soruyorum. Hemen işime son verirler. Bu konuya şöyle yaklaşıyorum: Önce işini iyi yapacaksın, oyuncularına iyi öğreteceksin. “Bu oyunun içinde hatalar vardır” diyeceksin. Bir senaryo hazırlıyor ve takımı sahaya sürüyoruz. Oyuncuların, ellerinden gelenin en iyisini yapacağına inanıyoruz. Başarılı olduklarında “Bravo” diyorum. Başarısızlık ortaya çıkınca, önce nereden kaynaklandığını etüt ediyoruz.

Hata, işin doğasında var. Hepimiz hata yapar, başarısız oluruz. Ben de yaptım. Ancak, hatayı düzenli olarak yapsaydım, bugün burada olmazdım. Hatayı düzenli hale getirmeyi önlemeliyiz. Fazla tekrarlanmamasına dikkat etmek lazım. Futbolda hata bence aynı davranışı, yanlış olduğu halde devam ettirmektir. Bir hata yaptın ama devam ettiriyorsun. Örneğin, penaltıyı yanlış vuruş nedeniyle kaçırdın. Bunu görüp düzelteceksin, düzeltemiyorsan bu işi yapmayacaksın. Penaltı attın, kaleci kurtardı. Yapacak bir şey yok. Belki kaleciyi yanıltma tekniği üzerinde çalışıp kendini geliştireceksin. Hatanın üzerine gidip düzelteceksin.

FUTBOLDA KARAR ALMAK

Her konunun karar süreci farklıdır. Çok düşünür, çok zor karar veririm. Hatta o kararı içimde yaşarım. Bu durum söz için de geçerlidir. Tutmayacağım sözü vermem. Karar, işin başarısı için önemlidir. Ama kararı verirken de yardımcılara, ekibe danışırım. Kendi başınıza aldığınız bir kararda başarısızlık şansı yüksektir. Maçta kararlar veriyorsunuz. 11’iniz belli, oyun planınız belli. Müsabaka devam ederken ortaya çıkacak durumlara hazırsanız, sorun yaşamazsınız. Hazır değilseniz, abandone olursunuz.

ZOR ZAMANLARDA LİDERLİK

Futbolda mağlubiyetler, son anda kaçan şampiyonluklar ve son dakika golleriyle kaçan puanlar var. İşin doğasında bunun olduğunu kabullenmek gerekiyor. Benim için başarı ve başarısızlık aynı uzaklıktadır. Başarıdaki mutluluk ve gurur ile başarısızlıktaki sıkıntı farklıdır. Ancak bir iş yapıyorsunuz ve senaryoya karar verdiniz. Sonra onu sahaya koydunuz. Örneğin, son dönemde üç maç yaptık, ikisini kazandık, birinde berabere kaldık. Puan kaybettiğimizde kendimizi gözden geçiriyor, bunu bir basamak olarak görüyoruz. Ona takılıp durmak yerine o basamağa bakıp bir adım yukarıya çıkmak lazım. Kaybedince kahrolmanın anlamı yok.

Kazanmak morali yükseltirken, kaybetmenin de sıkıntıları oluyor ama bunların etkisini uzun süre devam ettirmem. Dünün derslerini çıkarırız. Bugünü yaşar, yarını planlarım. Üzülür kahrolur ya da sevinirim; içimde yaşar ve sindiririm. İkisi de bana güç verir.

GELECEK DÖNEM HEDEFLERİ

Allah nasip etti, aktif futbolu Milli Takım’da kaptan olarak bıraktım. Şimdi kısmet olursa, teknik direktörlüğü de yine Milli Takım’da bırakırım. Bu ne zaman olur, şu anda bilmiyorum. Ama bırakırsam, kulüplere dönmeyi düşünmem. Yine futbolun içinde olur, Türk sporuna teknik ve eğitim anlamında katkı yapmaya devam ederim. Ancak, Milli Takım’dan sonra kulüplerde yeniden yarışların içine girmeyi doğru bulmam. Adımın geçmesini de istemiyorum. Kulüplerde kısır çekişmelerin çok olduğunu görüyorum. Buna artık tahammül etmem. Şu anda büyük bir heyecanım ve coşkum var. Bu heyecanımı Avrupa ve Dünya Kupası’nda kullanacağım.

GÜNEŞ’TEN LİDERLİK DERSLERİ

  1. Ben futbola başladığımda kulüplerin koşulları iyi değildi. Futbolcular değişik branşlarda da spor yapardı. Ben atletizm yaptım ve basketbol oynadım, çok şey öğrendim. Mesela hentbol var. Orada da savunmayı aşmak, sayı yapmak, hareketlenmeler çok önemli.
  2. Çocukken önce önde oynardım, sonra kaleye geçtim. Kaleciyken oyuncuları, oyuncuyken kalecileri anlamaya çalıştım.
  3. Dünyada futbol sistemleri olsa da artık yeni sistemler ve felsefeler geliştirilmeli. Sürekli yeni oyunlar yaratmalı, şaşırtıcı stratejiler geliştirmeli. Sonuçta oyun dediğin bir hile…
  4. Futbolda bilinmeyen olmak avantaj sağlar. Bilinen takımlara karşı önlem almak kolaydır. Yeni bir şeyler çıkarırsanız bilinmez olur, rakibi şaşırtırsınız.
  5. Her an gidecekmiş gibi, hep kalacakmış gibi fikirlerimi uygulamaya, yapacaklarımı hayata geçirmeye çalışırım.

İLK 11’İ NASIL ÇIKARIRIM?

  1. 11 oyuncunun kendi içinde uyumlu olmasına bakarım.
  2. Teknik ve taktik açısından birbirini tamamlayıcı olmaları gerekiyor.
  3. Aynı özellikte oyuncuları oynattığınızda takım sıkıntı çekebilir. Farklı özelliklere sahip oyuncuları seçerim.
  4. İstek çok önemli olsa da yeterli değil. Futbolcu çok istekliyse ama yeteneği yoksa ondan iyi bir takım oyuncusu olmaz.
  5. Futbolun büyük bir ekonomisi ve ciddi bir izleyici kitlesi var. Futbolculara ilgi çok yüksek. Bu büyük ilgi karşısında kendini iyi taşıyanları tercih ederim.

ÇOK KÜLTÜRE LİDERLİK

  1. Ben de dahil hepimiz kurum için çalışıyoruz. Ben patronun, yani başkanın altındayım. Oyuncu da benim altımda. Hepimiz takımın iyi olması için çalışıyoruz.
  2. Başkan işin sahibidir, benim görevime son verebilir. Ama benim işime karışamaz. Aynı şekilde ben de oyuncuya bir görev veririm, nasıl oynayacağını, sahada neler yapması gerektiğini anlatırım. Ancak, onun sahada ne yapacağına karışamam. Sürekli olarak “Topu şuraya at, şöyle koş” deyip konsantrasyonunu bozamam. Benim işim, bir görev vermek ve gerektiğinde eksiğini tamamlamaktır.
  3. Oyuncular da şunu bilecek: Ben her şey değilim, takımın bir parçasıyım. “Gol attım, gol kurtardım, takım benim sayemde kazandı…” Yok öyle bir şey. Herkesin önemli, değerli olduğunu hissettirmek lazım.
  4. Şirket ile kulüp arasında fark yok. Teknik elemanından pazarlama yöneticisine kadar herkesin aynı hedef doğrultusunda çalışması gerekiyor.

ZOR OYUNCULARI YÖNETMEK

Her sporda olduğu gibi futbolda da yönetmesi zor oyuncular vardır. Burada kriterleri, inançlarınızı ortaya doğru koyarsanız farklı özelliklere sahip oyuncuları yönetmeniz gerekir. Bazılarının yeteneği vardır ancak çok sessizdir. Bir de çok yetenekli ve şımarık oyuncular vardır. Şöhret, makam ve mevki bu tip oyuncuları bozabiliyor. Yola oyuncuya göre değil, kendi ışığımla çıkarım. Ama başkasının ışığından da yararlanırım. Marka değeri yüksek ya da şımarık oyuncuları yönetmenin yolu bu ışıktan geçiyor. Siz ışığı ona tutacak, kendi kriterlerinizle yöneteceksiniz. O zaman çok sessiz ve mütevazı davranan oyuncu ile marka algısı yüksek oyuncuyu dengeleyebilirsiniz. Birini aşağıya çeker, diğerini yukarıya taşır ve bunları, denge içinde buluşturursunuz.

ÇOK FARKLI KUŞAK GELİYOR

  1. Yeni bir nesil geliyor. Bu neslin hayata bakışı çok farklı… Çocukluğumuzdaki bakış açısı yok.
  2. Sahadaki oyun da değişti. Artık hızlı ve tempolu bir oyun var.
  3. Şu anda yeni gelen oyuncuları nasıl hazırlamamız gerektiğini bilemiyorum. Bunun için akademisyenlerle, bilim insanlarıyla çalışmamız gerekiyor.
  4. Yeni nesil adalete, eşitliğe ve ait olma duygusuna inanıyor. Bunu meslekten daha ön plana alıyor.
  5. Eskiden teslimiyetçi bir oyuncu tipi vardı. Şimdi öyle değil, sorguluyorlar. Bu çocuklar için farklı bir davranış şekli geliştirmeliyiz.

Yazar: Rauf Ateş

Fast Company Türkiye Kurucusu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sadakat1

Sadakat sıkıntısı

Sürdürülebilirliğe-‘Total-futbol’-yaklaşımı!

Sürdürülebilirliğe ‘Total futbol’ yaklaşımı!