Novo Nordisk Türkiye Genel Müdürü Bike Başaklar, 30’uncu yıl için sorularımızı yanıtladı:
Novo Nordisk Türkiye bu yıl 30. yılını kutluyor. Bu yolculuğu nasıl özetlersiniz?
1923 yılında Danimarka’da Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. August Krogh ve eşi Dr. Marie Krogh’un insülini insanlığa kazandırmasıyla başlayan umut dolu yolculuk, bugün Türkiye’de 30’uncu yılını kutluyor. 30 yıl önce, küçük bir grup idealist sağlık profesyoneliyle Türkiye’deki yolculuğumuza ilk adımı attık. O dönemde ülkemizde diyabet tedavisi yeni gelişiyordu, obezite tedavisi de daha çok hayal düzeyindeydi. Biz bu alanlarda hastalara yenilikler sunma azmiyle yola çıktık ve global birikimi, Türkiye’nin dört bir yanındaki hastalar ve hekimlerle buluşturduk.
Bugün, sadece tedaviler sunan bir sağlık firması olmanın ötesinde, doktorların güvenle yöneldiği, hastaların “Yanımda bir güç var” dediği bir markayız. Aynı zamanda yüzlerce kişiye istihdam sağlayan, klinik araştırmalara ev sahipliği yapan ve sağlık profesyonellerinin vizyonunu zenginleştiren bir ekibiz.
Benim Novo Nordisk’te çalışmaktan gurur duymamı sağlayan Novo Nordisk Foundation’dan da biraz bahsetmek isterim. Bu oluşum diğer hiçbir sağlık şirketinde görmediğim bir yapı.
Dünyanın en büyük hayırsever kuruluşlarından biri olan bu vakıf, Novo Nordisk’in ana hissedarı konumunda ve bu yapı elde edilen kârın bilimsel ve insani amaçlarla kullanılmasını sağlıyor. Bugüne kadar vakıf tarafından özellikle sağlık araştırmalarına yönelik binlerce hibe verildi ve bu destekler son yıllarda giderek arttı. Vakfın amacı hem hayırseverlik faaliyetleri hem de kurumsal çalışmalarıyla insanlara ve topluma fayda sağlayacak katkılar sunmak. İşte bu güçlü yapı sayesinde, global vizyonumuzu Türkiye’de sağlık alanında somut adımlara dönüştürmeyi başarıyoruz. Her yeni güne ‘Daha sağlıklı bir gelecek’ misyonuyla başlıyoruz çünkü her insana daha uzun ve kaliteli bir yaşam sunmak bizim en temel amacımız.
Novo Nordisk’in global vizyonu Türkiye’ye nasıl yansıyor?
Bizim global vizyonumuz çok net: ‘Daha sağlıklı bir gelecek’. Türkiye’de de bu vizyonu somut yatırımlarla hayata geçiriyoruz. Bugün Türkiye, Novo Nordisk’in klinik araştırmalarında bölgesel bir merkez konumunda. İstanbul’daki klinik araştırma merkezimiz sayesinde Türkiye ile birlikte Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da toplam 7 ülkede yürütülen çalışmaları da buradan koordine ediyoruz.
Son beş yılda yüzlerce hekim ve bine yakın hasta klinik araştırmalarımıza katıldı. Bu sadece yeni tedavilerin Türkiye’deki hastalara daha erken ulaşmasını sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda ülkemizi global inovasyon zincirinin güçlü bir halkası haline getiriyor. Ayrıca, obezite ve diyabetle mücadele ederken toplumun sağlık okuryazarlığını artırmayı, erken teşhisi yaygınlaştırmayı ve sağlık sistemine uzun vadeli katkı sunmayı da önceliklendiriyoruz.
Bizim için en değerli olan, bilimi laboratuvardan çıkarıp Türkiye’deki hastaların hayatına dokunan somut bir faydaya dönüştürmek. İşte global vizyonumuzun Türkiye’deki karşılığı tam da bu.
TÜRKİYE’DE DİYABET VE OBEZİTE KRİZİ
Türkiye’de diyabet ve obezite nasıl bir tablo çiziyor?
Türkiye’de açıkçası diyabet ve obezite tablosu pek iç açıcı gözükmüyor. Bugün Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kişi diyabetle yaşıyor ve her iki kişiden biri hastalığının farkında değil. Yetişkinlerin üçte biri ise obezite ile mücadele ediyor. Bu oran OECD ortalamasının üzerinde kalıyor.
Türkiye obezitede Avrupa’da ilk sırada yer alıyor. Obezite, bireylerin sağlığını değil ülke ekonomisini de etkiliyor. İş gücü kaybı, tedavi maliyetleri ve üretkenlik düşüşü ülkemiz için ciddi bir yük oluşturuyor. Bu nedenle biz yalnızca tedaviye odaklanmıyor; obezite konusunda farkındalığı artırmaya ve hastalığın hızla artışını önlemeye yönelik çalışmaları da odağımıza alıyoruz. Novo Nordisk Türkiye olarak, obezitenin bir hastalık olduğuna dair toplumsal farkındalığı artırmaya öncülük ediyor ve toplum sağlığına katkıda bulunuyoruz. Bunu yaparken dernekler, sağlık profesyonelleri, kamu otoriteleri gibi kritik paydaşlarımızla çok yakın çalışıyoruz.
Yenilikçi tedavilerde öne çıkan gelişmeler neler?
Son yıllarda metabolik hastalıkların tedavisinde çok önemli bir bilimsel ilerlemenin eşiğindeyiz. Obezite ve diyabet alanında artık yalnızca kan şekerini düşürmek ya da kilo vermeyi desteklemekle sınırlı olmayan çözümlerden bahsediyoruz. GLP-1 gibi yeni nesil yaklaşımlar, kalp-damar sağlığı ve uzun vadeli yaşam kalitesi üzerinde de etkili olabilecek sonuçlar sunuyor. Klinik araştırmalardan elde edilen bulgular, bu tedavilerin hem diyabet hem de obeziteyle ilişkili komplikasyonları azaltma potansiyeli taşıdığını gösteriyor. Örneğin, kalp krizi riskinde azalma ya da böbrek sağlığında iyileşmeler gözlemlenmesi, tıp dünyası açısından son derece heyecan verici gelişmeler. Bu da bize şunu söylüyor; artık bu alanlarda tedavi anlayışı, yalnızca ‘semptomları yönetmekten’ çıkıp hastaların gelecekteki sağlık risklerini de şekillendirebilecek bir noktaya geldi. Bizim için en kıymetli olan, bu bilimsel ilerlemenin Türkiye’deki hastalara da daha erken ulaşabilmesini sağlamak. Çünkü her yeni gelişme aslında bir insanın hayatına dokunan yeni bir umut anlamına geliyor.
Türkiye klinik araştırmalar açısından nasıl bir rol oynuyor?
Novo Nordisk global ölçekte obezite, diyabet ve nadir hastalıklar başta olmak üzere 17 farklı alanda önümüzdeki 30 yılın tedavi yöntemlerini çalışıyor. Novo Nordisk global Ar-Ge hattındaki tüm moleküllerin klinik araştırmaları Türkiye’de yapılıyor. Geride bıraktığımız beş yıllık süreçte Türkiye’de klinik araştırmalar alanında hem katılım hem de etki açısından dikkat çekici bir ivme yakaladık. Son 5 yılda 693 hekimle, toplam 946 hastayı kapsayan 34 klinik araştırma gerçekleştirdik. 2024 yılında ise, bir önceki yıla göre yatırımlarımızı iki katına çıkartarak 570 hekim ve 462 hasta ile 23 klinik çalışma gerçekleştirdik.
Şirketimizin toplam 5 ülkede Ar-Ge merkezi ve 16 ülkede Bölgesel Kinik Araştırma Merkezi bulunuyor. Bu merkezlerden biri de 2018 yılından bu yana İstanbul’da konumlanmış durumda. Bu merkeze bağlı 70 kişilik bir ekiple Türkiye’nin yanında Cezayir, Fas, Lübnan, Mısır, Umman ve Suudi Arabistan’daki klinik araştırmalar da yürütülüyor. Bu yaklaşımla Türkiye, Novo Nordisk için stratejik öneme sahip, bölgesel bir üs haline geliyor. Bu merkezin ülkemizde konumlanması aynı zamanda ülkemizin sahip olduğu nitelikli insan kaynağına ve güçlü sağlık altyapısına duyulan güvenin açık bir göstergesi. Türkiye’den yönetilen Klinik Araştırmalar Merkezimizde de son 5 yılda toplam 822 hekim ile 1838 hastayı kapsayan 58 adet uluslararası nitelikte klinik araştırma gerçekleştirildi.
Önümüzdeki yıllarda Türkiye’de nasıl bir rol üstlenmeyi hedefliyorsunuz?
Amacımız obezite ve diyabetin seyrini değiştirmek, Türkiye’de sağlıkta kalıcı bir dönüşüme öncülük etmek. Önümüzdeki dönemde yatırımlarımızı artırarak, klinik araştırmalarda öncü rolümüzü güçlendirecek ve yenilikçi çözümlerle milyonlarca insanın yaşam kalitesine dokunacağız. Bizim için en büyük başarı, bugünün hastalarına umut olurken gelecek nesillere daha sağlıklı bir dünya bırakmak.
“TÜRKİYE, KLİNİK ARAŞTIRMALARDA NOVO NORDISK İÇİN STRATEJİK ÖNEME SAHİP”
- Türkiye’de yapılan klinik araştırma alanları: Diyabet, obezite, nadir hastalıklar, kardiyovasküler hastalıklar, alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması ve Alzheimer
- 2024 yılında 570 hekim ve 462 hasta ile 23 klinik çalışma
- Son 5 yılda 693 hekim ve 946 hasta ile 34 klinik çalışma
- Cezayir, Fas, Lübnan, Mısır, Umman ve Suudi Arabistan’daki klinik araştırmaların yönetildiği Klinik Araştırmalar Merkezi İstanbul’da
OBEZİTE HAKKINDA ÇARPICI VERİLER
- Dünyada 1 milyar insan obezite ile yaşıyor; 2035’te bu rakam 1,9 milyara çıkacak. Türkiye, obezitede Avrupa’da ilk sırada yer alıyor.
- Türkiye’de her 3 yetişkinden 1’i obeziteli; bu oran OECD ortalamasının üzerinde.
- Türkiye’de her 4 çocuktan 1’i obeziteli veya fazla kilolu.
- Obezite bütüncül bir yaklaşımla hekim kontrolünde tedavi edilmesi gereken, ciddi ve tekrarlayıcı kronik bir hastalık.
- Obezite kalp krizi, yüksek tansiyon, karaciğer yağlanması, diyabet, reflü, uyku apnesi gibi 200’ün üzerinde komplikasyona yol açıyor.
- Obezite ve komplikasyonlarından kaynaklı sağlık harcamaları ülke ekonomisine mali yük getiriyor. Türkiye’de obezitenin mali yükünün toplam sağlık bütçesindeki payı yüzde 8.4 düzeyinde…
ADVERTORIAL


