in , ,

Yapay zekaya rağmen ilerleme garanti değil

yapay-zekaya-rağmen-ilerleme

YAZI: GÜLDENİZ AYRAL

Çin, imparatorluk zamanında teknolojik üstünlüğünü nasıl kaybetti? Ya da SSCB uzaya gidecek kadar ilerlemesine rağmen sonraki internet/teknoloji dalgasında neden geride kaldı? Hatta ABD’deki telefon altyapısı tekeli AT&T şirketi dağılmamış olsaydı internetin gelişi gecikebilir miydi?
Oxford Üniversitesi’nde ders veren ekonomist ve teknoloji tarihçisi Carl Benedikt Frey, yeni kitabı “How Progress Ends: Technology, Innovation, and the Fate of Nations”ta tarihe dönerek bugünün sorularına yanıt arıyor. Profesör Frey’e göre ilerleme “anlatıldığı gibi” otomatik bir süreç değil. Kurumların aldığı kararlarla, toplumsal reflekslerle, hatta büyük şirketlerin korkularıyla şekilleniyor. Eğer dikkatli olunmazsa, yapay zeka konusunda da benzer bir durgunluk sürecine girilebilir. Profesör Frey, insanlığın ilerlemesinde yapılan en büyük hataları ve bugün de tekrarlananları Fast Company’ye anlattı ve liderlere uyarılarda bulundu…

EMPOZE EDİLEN DÜŞÜNCE

Eğer ilerleme kaçınılmaz olsaydı, Sanayi Devrimi insanlık tarihinde biraz daha erken yaşanırdı ve bugün dünyadaki her toplum zengin ve refah içinde olurdu. Modern teknolojiyi de aşağı yukarı aynı ölçüde benimsemiş olurdu. Yani sadece dünyaya bakarak ilerlemenin kaçınılmaz olmadığını görebiliriz.
Bence teknoloji ve inovasyonun kaçınılmaz olduğu anlatısı, son 200 yılda Batı toplumunda köklü biçimde yerleşti, çünkü biz buna alıştık. Örneğin, büyükannemin kuşağı, at arabasından otomobile geçişi gördü, evlere içme suyu tesisatının gelişini, elektrifikasyonu, bilgisayar devriminin ilk günlerini ve hatta internetin yükselişini yaşadı.

Birkaç nesildir ise hızlı teknolojik değişimi tecrübe ediyoruz. Dolayısıyla bunun hep süreceğini varsaymak kolay. Ve tabii bu biraz da Silikon Vadisi’nden çıkan bir ‘anlatı’ ve kendi çıkarlarına hizmet ediyor; çünkü onlar daha iyi ve daha refah bir dünya inşa ettikleri düşüncesini “satmak” istiyorlar. Bunun doğru olup olmadığına dair bir pozisyon almıyorum ama kesin olan şu ki ilerleme kaçınılmaz değil.

TARİHTEN GELEN DERSLER

Bir teknoloji devrim niteliğinde olsa bile her türlü darboğaza takılabilir. İlk Sanayi Devrimi’ne geri dönersek, evet modern dünyayı yarattı ama aynı zamanda pek çok işi de ortadan kaldırdı. Fabrika sistemi gelmeden önce insanlar evlerinde, aileleri ve çocuklarının yanında, fabrikanın saatiyle değil, kendi hızlarına göre çalışıyordu. Sanayi Devrimi ile birlikte kendilerini birdenbire çevre kirliliğinin sorun olduğu, hastalıkların yayıldığı, ücretlerin düşük olduğu büyük sanayi kentlerinde buldular.

Britanya’da Sanayi Devrimi sırasında ekonomi büyümeye başlamış olsa da, ücretler yerinde sayıyordu, hatta düşük gelir gruplarında düşüyordu. O dönem makineli fabrikalara karşı ayaklanan ve makineleri parçalayan Luddite’ler vardı. Bu yalnızca Britanya’ya özgü değildi. Avrupa’da ve Çin’de de zanaatkârlar mekanize fabrikalara karşı direndi. Çin’de daha başarılı oldular, ama bunun sonucu olarak Sanayi Devrimi orada 200 yıl kadar gecikti. Yani ilk Sanayi Devrimi bize şunu gösteriyor: Uzun vadede yeni teknolojiler büyük bir refah yaratabilir, ama aynı zamanda yıkım da getirebilir.

YAPAY ZEKA HATALARI!

Bugün yapay zeka ile ilgili de benzer bir tablo var. Pek çok köklü şirket, yapay zekanın iş modellerini tehdit ettiğinden endişe ediyor. Örneğin, GPT ve BERT gibi büyük dil modellerinin temeli olan ‘Transformer Mimarisi’ Google’ın içinde geliştirildi, ama geliştirenler şirketten ayrıldı.

Google, ChatGPT’ye benzer bir şeyi erken dönemde piyasaya sürmekte tereddüt etti; çünkü bu büyük ölçüde kendi arama motoru işini baltalayabilirdi. Benzer şekilde Kodak, dijital kameraların öncüsü olmasına rağmen mevcut gelirini kaybetme korkusuyla bu teknolojiyi piyasaya sürmedi. Yani yalnızca işlerini kaybetmekten korkan işçiler değil, büyük şirketler ve hatta hükümetler de teknolojik değişime direnç gösterebilir. Hatta hükümetler bazen koydukları aşırı regülasyonlarla teknolojinin başka yerlere kaçmasına neden oluyorlar.

Kitapta da belirttiğim gibi, modern internetin ABD’de bugünkü halini almasının en önemli sebeplerinden biri, Ulusal Bilim Vakfı’nın, modern internetin öncüsü olan ARPANET’i 1980’lerin sonunda dünyaya açmaya başladığında AT&T’nin parçalanmış olmasıydı. AT&T, tekel olduğu için telefon işinden o kadar kâr ediyordu ki internette bir ticari fayda görmeyeceği için (çünkü o sırada böyle bir fayda yoktu) büyük olasılıkla interneti engelleyebilirlerdi.

YAVAŞLAMANIN AYAK SESLERİ

Yavaşlamanın ana uyarı işareti, yerleşik çıkar gruplarının yeni rakiplerin piyasaya girişini engelleyecek veya yavaşlatacak kadar güçlü hale gelmesidir. Bunu ilk Sanayi Devrimi İngiltere’de başlamadan önce öncülüğü elinde bulunduran Hollanda Cumhuriyeti’nde gördük. Şehir meclisleri giderek daha oligarşik bir yapıya büründüler. Ekonomiyi mevcut oyuncuların lehine düzenleme eğilimindeydiler. Dışarıdan gelen zanaatkârların ve teknolojik becerisi olan insanların girişini engellediler. Uzun süre teknoloji konusunda öncülük yapan Çin İmparatorluğu’nda da benzer bir bir durum yaşandı.

Bugün ABD’de ve Çin’de de bir uyarı işareti var. Her iki ülkede de 2000 yılından bu yana iş dinamizmi azaldı, verimlilik artışı yavaş seyrediyor ve yerleşik köklü şirketler, yenilikçi iş gücünden daha fazla yararlanıyor. İcat gerçekleştirebilecek bu yenilikçi çalışanlar büyük teknoloji şirketlerinde daha üretken olsalar bu bir sorun olmayabilirdi. Ama aslında, önceden çalıştıkları startup’larda olduklarından daha az üretken durumdalar. Dolayısıyla bu, kitapta da belirttiğim gibi, çok ciddi bir uyarı sinyali.

KURUMLAR DA YAVAŞLATABİLİR

Çerçeveyi biraz somutlaştırmak için şöyle söyleyeyim: Sovyetler Birliği, dünyanın gördüğü en merkezi ekonomiydi. Dolayısıyla bir uçak mühendisiyseniz ve bir projenize fon bulmak istiyorsanız, Kızıl Ordu’ya gidebilirdiniz. Kızıl Ordu sizi reddederse, belki başvurabileceğiniz birkaç yer daha olurdu. Onlar da reddederse, fikriniz sizinle birlikte ölürdü.

Buna karşılık, 1999’da ABD’de, Bessemer Venture, Google’a yatırım yapmayı reddetti. Bu elbette bugün pişman oldukları bir karardır, ama aynı zamanda o dönem Google’ın kesin bir başarı vaat etmediğini de gösteriyor. Çünkü, o dönemde arama motoru pazarına Yahoo ve AltaVista hakimdi. Ancak, Bessemer’in reddi Google’ın yok olması anlamına gelmedi, çünkü Google daha merkeziyetsiz bir sistemde faaliyet gösteriyordu.

Farklı oyuncular farklı riskler alabiliyor, farklı teknolojik yolları keşfedebiliyordu. Sonuçta da Sequoia gibi risk sermayesi şirketleri yatırım yaptı ve doğru bir karar vermiş oldular. Yani daha merkeziyetsiz bir ekonomi, daha fazla yolun keşfedilmesi anlamına geliyor. Bugün yapay zekaya baktığımızda, temel model pazarının aslında oldukça rekabetçi olduğunu görüyoruz. xAI, OpenAI, Anthropic, Mistral, birçok Çinli firma, açık kaynak alternatifleri var… Bu biraz cesaret verici. Ama asıl soru şu: Bu sadece geçici bir durum mu, yoksa yapay zekayı verimlilik artışında kalıcı ve anlamlı bir yükseliş yaratacak bir teknolojiye dönüştürecek kadar uzun süre devam edecek mi? Çünkü henüz böyle bir yükseliş görmedik.

YAPAY ZEKANIN KADERİ

Yapay zekayla ilgili bugün çözülmesi gereken temel sorunlardan biri şu: Statik ortamlarda çok iyi çalışıyor. Bir konuda soru sorduğunuzda, en güncel kanıtlarıyla harika bir şekilde size sunabiliyor, bu da onu neredeyse herhangi bir insandan daha iyi bir öğretmen yapıyor. Ama yeni, daha önceden öğretilmeyen koşullar ortaya çıktığında aynı performansı gösteremiyor.

Dünya sürekli değiştiği için, yapay zekanın yeni koşullar altında nasıl performans göstereceğini bilemiyoruz. Bu yüzden daha dayanıklı yapay zekalar geliştirmemiz gerekiyor. Burada sadece daha fazla veri ve işlem gücüyle ölçekleme meselesinden bahsetmiyorum. Bu bir inovasyon meselesi.

Ama bugün bu alandaki startup’lara baktığımızda, hepsinin aşağı yukarı aynı stratejiyi izlediğini görüyoruz. Modellerin çıktıları giderek birbirine benziyor. Ayrıca OpenAI ve Microsoft’un mevcut ortaklıklarını düşünürseniz, pazarın yaklaşık üçte ikisini kontrol ediyorlar. Üstelik Google, Meta, Amazon, Nvidia gibi büyük teknoloji şirketleri de yapay zeka girişimlerinde hisse sahibi oldu.

Dolayısıyla asıl soru şu: “Merkeziyetsiz keşiflerin gelişmesine izin verilecek mi, yoksa herkesin büyük dil modellerine yüklenmesiyle bu pazarı birkaç köklü şirketin kontrol ettiği, giriş engellerinin yükseltildiği ya da vaatlerde bulunan şirketlerin satın alınıp teknolojilerinin kapatıldığı bir manzarayla mı karşılaşacağız?”

Son bir noktayı da ekleyeyim. 1980’lerde ve 1990’larda Microsoft, Apple, Google, Amazon gibi tüm büyük teknoloji şirketleri halka arz oldu ve kendi başlarına büyük şirketlere dönüştü. 2000’lerden bu yana şirketlerin halka arz yerine satın almalar yoluyla çıkış yaptığını görüyoruz. Bu da daha fazla konsolidasyon demek. Instagram, WhatsApp, YouTube ve pek çok başka örnek bunun göstergesi. Dolayısıyla önceki rotaya nasıl geri döneceğimizi düşünmemiz gerekiyor. Bunun yolu borsaya kote olmayı daha az yük haline getirecek regülasyonları kaldırmak mı, yoksa şirket satın alma incelemelerini daha sıkı yapmak ve gelirlerden ziyade değerlemelere daha çok bakmak mı?

İLERİ GİTMEK İÇİN NE YAPMALI?

Toplumun şu anda karşı karşıya olduğu en büyük sorun yavaş ekonomik büyüme. Çünkü, bir ekonominin büyümemesi demek, mevcut kaynaklar için daha fazla rekabet etmek demek. Bu da insanları sıfır toplamlı düşünmeye iter: Yani biri kazanıyorsa, bu mutlaka senin kaybettiğin anlamına gelir.

Bence içinde bulunduğumuz pek çok sorundan çıkış yolu büyümeden geçiyor. Bu yüzden ilk öncelik bu olmalı. İşsizlik şu anda aslında oldukça düşük. Eşitsizliğe bakarsanız, 2014’ten bu yana büyük ölçüde sabit seyrediyor. Tabii ki bu konular endişe verici değil demiyorum. Onları da düşünmemiz gerekiyor. Ama her şeyden önce ekonomilerimizi yeniden başlatmayı düşünmeliyiz. Ve şu anda elimizdeki umut ışığı, yapay zekanın verimlilikte bir canlanmaya katkı sağlayabilecek olması.

Bence özellikle üretken yapay zeka, profesyonel hizmetlere girmenin engellerini önemli ölçüde azaltacak. Bu, prensipte olumlu bir gelişme, çünkü daha fazla insanın bu alanlara adım atabilmesini sağlıyor.

Ancak, öte yandan, daha çok rekabet anlamına geliyor. Üstelik bu rekabet, uluslararası ticarete konu olabilen işler üzerinde yoğunlaşıyor. Örneğin, Manila’daki bir Google yazılım mühendisi, Avrupa’daki bir Google yazılım mühendisinden kat be kat daha düşük maaş alıyor. Aynı durum danışmanlık, hukuk, muhasebe, denetim ve bordro hizmetleri gibi alanlarda da geçerli. Üretken yapay zeka bu işlerin yapılmasını biraz daha kolaylaştırırsa, bu tür faaliyetlerin daha fazlasının, dijital altyapısı güçlü ama düşük gelirli ülkelere kaydığını göreceğiz.

Bu süreç, küresel ölçekte eşitsizliği azaltabilir; çünkü gelişmekte olan ülkelerde yeni fırsatlar yaratır. Ama aynı zamanda ülke içindeki eşitsizliği artırma riski taşır. Bu yüzden, eğitim sistemlerimizi güçlendirmeli, sosyal güvenliği sağlamalı, işgücü piyasalarını esnek hale getirmeliyiz. İnsanları gerilemeye mahkum işlere kilitlemek, sadece onların değil, şirketlerin de yeni sektörlere ve faaliyetlere geçişini zorlaştırır. Özellikle Avrupa’da bu esnekliğe ihtiyaç var; yoksa şirketler teknolojik değişimlere ayak uydurmakta zorlanacaklar.

Yapmamız gereken şey, bir yandan işgücü piyasasını yeterince esnek tutarak küçük ve orta ölçekli firmaların rekabet etmesini sağlamak, diğer yandan da güçlü bir sosyal güvenlik ağı kurmak. Danimarka’daki “flexicurity” modeli buna iyi bir örnek: Çalışanlar işlerini kaybettiklerinde etkin bir biçimde korunuyor, yeniden yapılanmanın mağduru olmaları engelleniyor.

AYNI HATALAR TEKRAR MI EDİYOR?

Kitabımda da vurguladığım gibi verimlilikteki durgunluk küresel bir olgu. Çin’e bakarsanız, bazı tahminlere göre Büyük Durgunluk’tan bu yana verimlilik negatif seyrediyor. Daha iyimser tahminlere göre bile oldukça hayal kırıklığı yaratıyor. Aynı durum Avrupa için de geçerli, daha düşük ölçüde de olsa ABD için de öyle.

Bilgisayar devrimine geri dönersek, o dönemde gördüğümüz şey, karar alma süreçleri daha merkeziyetsiz olan, yani alt kademelerdeki çalışanlara karar verme özerkliği tanıyan ve denemeyi gerçekten teşvik eden şirketler daha başarılı oldu. Bunlar genellikle Amerika ve İskandinav ülkelerindeydi.

Ne yazık ki ABD şu anda teknolojik potansiyelini baltalayan pek çok şey yapıyor: Üniversitelere sağlanan fonların kesilmesi, dünyanın dört bir yanından en yetenekli kişileri çeken çalışma vizelerinin kısıtlanması, korumacı tarifeler, bu tarifelere getirilen istisnalar… Bütün bunlar, sistemi yönlendirebilen ve siyasi bağlantıları olan büyük şirketleri daha da güçlendiriyor. Bu da Amerikan dinamizmini daha da zayıflatma riski taşıyor.

Ama bilgisayar devriminden doğru dersler çıkarırsak, ABD ve Kuzey Avrupa ülkeleri bu süreçten faydalanmak için daha iyi konumlanmış durumda. Aynı zamanda, daha önce bahsettiğim ücret farklılıklarından dolayı bazı gelişmekte olan ekonomilerde, özellikle profesyonel hizmetlere dayalı işlerin artacağını göreceğiz. Ben öğrencilerime hep şunu söylüyorum: Büyümenin geleceğini anlamak istiyorsanız, Çin’e değil, hizmet ihracatıyla büyüyen Hindistan’a bakın. Bence bu, başarılı olacak diğer gelişmekte olan ekonomiler için de geçerli olacak. Büyüme daha çok hizmetler etrafında şekillenecek.

YENİ DÖNEMİN LİDERLERİ NE YAPMALI?

Carl Benedikt Frey, “ilerlemenin garanti” olmadığı içinde bulunduğumuz dönem için 3 öneride bulunuyor.

  • Büyümeyi önceliklendirin İşletmelerinizde üretkenliğe ve büyümeye öncelik verin. Bunu sadece sözle paylaşmak değil, gerçekten hayata geçirmek önemli.

 

  • Dinamizmi boğmayın Yeni bir teknoloji devreye girdiğinde yanlış gidebilecek milyonlarca şey olabilir. Bununla başa çıkmaya çalışmak önemlidir, ama dinamizmi boğacak şekilde değil.

 

  • Sorunları ortaya çıktıkça çözün Yeni bir teknoloji ortaya çıktığında ‘aşırı regüle etme’ eğilimi vardır. Ama bu yanlış. Sorunları ortaya çıktıkça ele almak gerekir.

 

NEDEN BAŞARAMADILAR?

  1. ÇİN Çin uzun süre teknoloji alanında öncüydü. Ancak lonca sistemi ve imparatorluk düzeni, dışarıdan gelen zanaatkârların ve teknik becerisi olan insanların önünü kesti. Bu nedenle ilerleme, aslında olabileceğinden 200 yıl daha geç ortaya çıktı. Bu bana, kapıların dışa kapatılmasının ne kadar ağır bir bedeli olabileceğini gösteriyor.
  2. SSCB Sovyetler Birliği dünyanın gördüğü en merkezi ekonomiydi. Eğer bir uçak mühendisi olarak bir projenizi fonlamak istiyorsanız, Kızıl Ordu’ya başvurmanız gerekirdi. Eğer onlar “hayır” derse, fikriniz sizinle birlikte ölürdü. Tek kapıdan geçmek zorunda olmak yaratıcılığı boğdu ve ilerlemeyi öldürdü.
  3. HOLLANDA CUMHURİYETİ Sanayi Devrimi’nden önce öncülüğü elinde bulunduran Hollanda’da, giderek oligarşikleşen şehir meclisleri, ekonomiyi mevcut çıkar gruplarını koruyacak şekilde düzenlediler ve özellikle de yeni zanaatkarların girişini engellediler. Bu, bir toplumun kendi elleriyle dinamizmini nasıl söndürebileceğinin klasik bir örneği.

 

İLERLEMENİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

  • YERLEŞİK ÇIKAR GRUPLARI Kurumsal ve politik yapılar, mevcut aktörlerin lehine dönüp yeni girenleri dışarıda bırakmaya başladığında ilerleme yavaşlar.
  • KENDİ KENDİNİ BİTİRME KORKUSU Büyük şirketler, kendi iş modellerini baltalayacak yenilikleri çoğu zaman erteleyerek en büyük hatayı yapıyor. Kodak’ın dijital fotoğrafçılığı ötelemesi ya da Google’ın yapay zeka tereddüdü gibi.
  • REGÜLASYONLAR Yeni teknolojiler elbette düzenlenmeli; fakat aşırı önleyici kurallar, “veto noktaları” oluşturarak ilerlemeyi kilitleyebilir.
  • KONSOLİDASYON İnovasyon ekosisteminde son 20 yılda dikkat çekici bir kayma var: Startup’lar bağımsız büyümek için halka arz yerine giderek daha fazla satın alma yoluyla “çıkış” yapıyor. Big-Tech, bu startup’larda hisse ya da tamamen satın alıp önünü kesiyor.

 

GÜNÜMÜZDEKİ UYARI İŞARETLERİ

  1. VERİMLİLİK Başta Çin ve ABD’de yıllardır azalma eğiliminde.
  2. MERKEZİLEŞME Yapay zeka birkaç devin elinde toplanırsa beklenen ilerleme olmayabilir.
  3. YAVAŞ BÜYÜME Günümüzün en büyük sorunlarından biri yavaş büyüme.

“Bugün yapay zekaya baktığımızda, temel model pazarının aslında oldukça rekabetçi olduğunu görüyoruz. Bu cesaret verici. Ama asıl soru şu: Bu sadece geçici bir durum mu, yoksa yapay zekayı verimlilik artışında kalıcı ve anlamlı bir yükseliş yaratacak bir teknolojiye dönüştürecek kadar uzun süre devam edecek mi? Çünkü henüz böyle bir yükseliş görmedik.”

Yazar: Fast Company Türkiye

©Fast Company Dergisi, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş. tarafından Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun şekilde yayınlanmaktadır. Fast Company’nin isim hakkı ABD’de Mansueto Ventures’a, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş.’ye aittir. Dergide yayınlanan yazı, tablo, fotoğraf ve görsellerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İnovatif-tasarımlar-2025

İnovatif tasarımlar 2025

kritik-oran-pixbay

Leasing’in kritik oranı