in , , ,

Bulut dağıtıcı

Cloudflare CEO’su Matthew Prince’in interneti kurtarmak için bir planı var. Bu, yapay zekâ şirketlerine içerik akışını kesmekle başlıyor.

bulut-dağıtıcı

YAZI: BRENDAN VAUGHAN
FOTOĞRAF: AMBER HAKIM

ŞİRKETİN TEMEL İŞİ, web sitelerinin ve çevrimiçi uygulamaların performansını iyileştirmek ve güvenliğini artırmak, kötü niyetli aktörlere karşı koruma sağlamak ve performansı optimize etmek için veri merkezleri üzerinden web trafiğini yönlendirmek. Matthew Prince, “Her ay 6 milyar insan ağımızdan geçiyor” diyor. Cloudflare işini iyi yapıyorsa, kimse fark etmiyor. *

Ancak temmuz ayında Prince, kendi düşüncesine göre medya endüstrisine zarar verecek şekilde haksız içerik toplayan yapay zeka şirketlerine karşı bir sözlü saldırı niteliğindeki “İçerik Bağımsızlık Günü”nü ilan etti. Cloudflare, (Anthropic, Google, Meta, OpenAI gibi) şirketler bu ayrıcalık için ödeme yapmıyorsa, yapay zeka tarayıcılarının “tarama başına ödeme” hizmetine kaydolan müşterilerinin içeriklerine erişimini engellemesine olanak sağladı. Bu, Fast Company de dahil olmak üzere medyanın son derece ilgisini çekti ve Cloudflare’e hemen çok daha fazla dikkat etmeye başladılar. Prince, “Bence gelecek beş yılın en ilginç sorusu bu” diyor; “İnternetin gelecekteki iş modeli ne olacak?”

Prince’in bu soruya kişisel bir ilgisi var. Trinity College’da (Connecticut’taki; Dublin’deki değil) üniversite gazetesinin editörlüğünü yapmış ve 2023’te eşiyle birlikte memleketi Park City, Utah’daki Park Record isimli yerel gazeteyi satın almış. “Belediye meclisi toplantılarına katılan, yerel siyaseti takip eden gazeteci ekibimizin yoğun çalışmalarını takdir ediyorum. Bu çalışmaları destekleyecek bir iş modelinin olması gerekiyor” diyor; “İşleyen bir topluma sahip olmak istiyorsak, bu çalışma son derece önemli.” (Bu röportaj düzenlenmiş ve kısaltılmıştır.)

Cloudflare, genellikle “adını hiç duymadığınız en önemli internet şirketi” olarak tanımlanıyor. Ancak kurucu ortak ve CEO Matthew Prince, 2025 yılının yarısını aşkın kısmında bunu değiştirmeye çalıştı.

Cloudflare’den önce, e-posta spam kontrol hizmeti olan Unspam Technologies’i ve spam gönderenlerin yanı sıra kötü amaçlı botları izleyen ve tanımlayan açık kaynaklı Project Honey Pot’u kurdunuz. Şirketlerinizin ortak bir noktası var. Spam’den siber saldırılara ve yetkisiz veri kazımaya kadar hepsi, kötü bir şeyin olmasını önlemekle ilgili… Bir psikiyatrist bunu nasıl yorumlardı?
Sanırım süper kahramanlara bir zaafım var ya da bu tür bir şey…

Siz bir koruyucusunuz…
Evet, bir koruyucu… Hukuk fakültesine gittim ve bu yüzden fikirlerin çoğu şuradan başlıyor: Toplumda nerede bir başarısızlık var? Ve bu sorunu bir şekilde çözersek, bunu bir işe dönüştürebiliriz. Ve bu gerçekten işe yaradı. İlk spam şirketinde [Unspam] o kadar iyi işlemedi, ancak Cloudflare’de yaptığımız her şeyi gerçekten yönlendirdi.

Cloudflare için seçtiğiniz asıl misyon neydi ve bu nasıl değişti?
Cloudflare yaklaşık 15 yıl önce, [kurucu ortak ve COO] Michelle [Zatlyn] ve ben işletme öğrencisiyken başladı. İnsanlar bize misyonumuzun ne olduğunu sorduğunda, “Misyonumuz bu ilginç pazar fırsatından yararlanmak, biraz para kazanmak ve ebeveynlerimizi etkilemek” diyorduk. Bence, dürüst olmak gerekirse, neredeyse her şeyin başlangıç ​​noktası da bu.

Büyük müşterilere hizmet verecek bir ağ kurmak için verilere ve kimin iyi, kimin kötü olduğunu anlayarak onları durdurmak için modeller oluşturma yollarına ihtiyacımız olduğunu biliyorduk.

Hizmetin ücretsiz bir sürümünü sunma gibi parlak bir fikir aklımıza gelmişti. Startup’ların ve bireysel geliştiricilerin sisteme kaydolacağını düşünmüştük. İlk başta öyle olmadı. Her sivil toplum örgütü, kâr amacı gütmeyen her kuruluş ve her insani yardım kuruluşu kaydoldu çünkü küçük bütçeleri vardı ama büyük güvenlik sorunları yaşıyorlardı. Bir gün fark ettik ki, internetle ilgili herhangi bir iyilik yapan herkes bize güveniyordu. Mühendislerimizden bir grupla öğle yemeğine gittiğimi hatırlıyorum ve içlerinden biri şöyle dedi: “Bu, gerçekten daha iyi bir internet yaratmaya yardımcı olduğumu hissettiğim ilk iş.” Bu söz yankı uyandırdı ve sürekli tekrarlandı. Sonunda biri, “Cloudflare’in misyonu bu: Daha iyi bir internet yaratmaya yardımcı olmak.” Ve bu söz akılda kaldı.

Yıllar içinde, nefret söylemi ve tacizle ilişkilendirilen sitelere hizmet vermeyi reddetmeniz yönünde baskı gördünüz ve bu da Cloudflare’in içerik denetimindeki rolü hakkında soruları gündeme getirdi. Önümüzdeki yıl yapılacak ara seçimleri, Amerika’nın 250. yıldönümünü ve ardından 2028’deki ulusal seçimleri düşünürseniz, yapay zeka çağında yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon açısından sizi en çok endişelendiren şey ne?
Bence içerik denetimi görevlisi olarak tanınmam komik… 15 yıldır faaliyet gösteriyoruz ve temelde üç olay yaşadık [neo-Nazi web sitesi Daily Stormer ve aşırı uç forumlar olan 8chan ve Kiwi Farms]. Aslında, her ay 6 milyar insan ağımızdan geçiyor. Bu, tüm çevrimiçi nüfus… Sahip olduğumuz ölçek bu ve insanlara karşı bir sorumluluğumuz var. Dolayısıyla soru şu: Bu sorumluluğa sahip olduğunuzda ne yaparsınız?

İnsanlar bu konuda uzun zamandır yazıp çiziyor. Ben de üniversite yıllarımda okuduğum felsefe kitaplarımın tozunu aldım. Aristo, hükümetlerin nasıl güven inşa ettiği hakkında çok şey yazmış. Biz hükümet değiliz, ancak Aristo’nun hayal bile edemeyeceği bir ölçekte faaliyet gösteriyoruz ve bir bakıma aynı zorluklarla karşı karşıyayız. Aristo temelde güven için üç şeye ihtiyaç duyulduğunu savunuyor: Şeffaflık, tutarlılık ve hesap verebilirlik.

Şeffaflık: Kuralların ne olduğunu bilmeniz gerekiyor. Tutarlılık: Aynı kurallar her zaman aynı şekilde uygulanmalı. Ve hesap verebilirlik: Kuralları uygulayan kişiler, kurallara karşı da sorumlu olmalı.

Sorunuza cevaben; beni yönetim kurullarına davet eden birkaç büyük yapay zeka şirketi oldu. Her zaman ‘hayır’ dedim, ama onlarla iletişim halindeyim. Büyük yapay zeka şirketlerinin yüzde 80’i Cloudflare müşterisi; bu yüzden onlarla ilişkimiz var. Bence doğru şeyi yapıyorlar ve saatte 1,5 milyon kilometre hızla gidiyorlar. Ve bu çok heyecan verici… Ama durup şunu düşünmeliyiz: Güveni nasıl inşa edersiniz?

Sanırım Amazon’da Aristo’nun Politika kitabının akademi dışı en büyük alıcısıyım. Tanıştığım her yapay zeka yöneticisine imzalı kitaplar gönderdim ve dedim ki; biliyorum çok zamanınız yok, ama bunu okumak için zaman ayırın.

“Amazon’da Aristo’nun Politika adlı kitabının akademi dışı en büyük alıcısıyım. Tanıştığım her yapay zekâ yöneticisine imzalı kopyalar gönderdim.”

Biraz da yapay zekanın geleneksel bilgi ekosistemini nasıl aşındırdığından ve Cloudflare’in bu konuda neler yapmaya çalıştığından bahsedelim.
27 yıl önce kader belirleyen bir olay yaşandı: Google piyasaya çıktı ve iki şey yaptı. Birincisi, daha iyi bir arama motoru geliştirdi. Daha da önemlisi, internet için ilk iş ve para kazanma modelini oluşturdu. Trafik oluşturmaya yardımcı oluyor ve ardından bu trafiği kârlı hale getirmek için araçlar sağlıyor. Bu, internetin büyük bölümünün büyümesini finanse etti. Bu süreçte bazı platform değişiklikleri yaşadık. Sosyal medyaya geçtik, ancak sosyal medya hâlâ trafik tarafından yönlendiriliyordu.

Şu an olan şey –ki bence insanlar bunu tam olarak anlamıyor– başka bir platform değişiminden geçiyoruz. Daha önce hiç görmediğimiz kadar büyük bir platform değişimi bu; bilgiyi tüketme şeklimiz artık yapay zeka aracılığıyla olacak.

Bir arama motoruyla arama yapıyorduk, 10 mavi bağlantı sunuyorduk ve arama bitmiyordu. Google bir hazine haritasıydı; Fast Company veya benzeri sitelere trafik çekiyordu; bu hazine haritasıyla para kazanabiliyordunuz. Ama bunun bir son olmadığını biliyoruz çünkü bilim kurgu bize öyle olmadığını söylüyor ve bilim kurgu genellikle geleceği oldukça iyi tahmin eder. Yardımcı bir robotun olduğu herhangi bir filmi düşünün. Örneğin “Çikolatalı kurabiye tarifi istiyorum” dediğinizde, robot size “İşte 10 bağlantı, bunları takip edin, belki güzel bir tarif bulursunuz” demez. “İşte tarif” der.

ChatGPT, Anthropic ve giderek artan şekilde Google’ın yapay zeka destekli aramaları tam olarak bunu yapıyor. Ve emin olabilirsiniz: Kullanıcıların yüzde 95’i için yüzde 95 oranında, bu daha iyi bir kullanıcı arayüzü anlamına geliyor. Bu kullanıcı arayüzü kazanacak ve bilgiyi tüketme biçimimizin yeni platformu olacak.

Bu, -sadece medya için değil- internette aramalarda gözükmek isteyen herhangi bir kişi ya da kurum için oldukça büyük bir sorun.
Doğru. Trafik oluşturmak, bir hazine haritasını takip etmek ve Fast Company’e ulaşmak yerine, belki de şimdi özetlenmiş ve diğer kaynaklarla birleştirmiş, Fast Company kaynaklarını alıp bu yeni ChatGPT arayüzüne koymuş bir türev okuyorsunuz. Ve bu bir sorun çünkü tüm internet, trafik üzerine kurulmuştu ve bu trafik azalıyor. Her durumda, internetin arayüzü değiştikçe, iş modeli de değişecek.

Bunun için bir çözümünüz var: Tarama başına ödeme modeli… Bu iş teklifi teorik olarak, içerik sağlayıcıların bu içeriği sunmaya devam etmelerini ve bunun karşılığında, bu yeni ve -bence de- daha iyi olan kullanıcı deneyimini tehlikeye atmayacak şekilde para kazanmalarını sağlıyor. Bu nasıl işleyecek?
İyimserim çünkü her iki tarafın da birbirine ihtiyacı var. Bir yapay zeka şirketi olmak için gerçekten üç şeye ihtiyacınız var; bunlardan ikisi çok pahalı, biri ise büyük ölçüde ücretsiz. Pahalı olan iki şey giderek ucuzlayacak ve ücretsiz olan şey, yapay zeka şirketlerini farklılaştıracak ve bunun için daha fazla ödeme yapmaya istekli olacaklar.

Peki, bu üç şey ne? Birincisi çipler, GPU’lar; ama silikon, değil mi? Tarihte hiçbir zaman silikon kıtlığından silikon fazlalığına geçilmedi. Dünyada bir sürü kum var. GPU’lar, tıpkı CPU’lar ve diğer tüm silikonlar gibi, giderek daha çok birer emtia haline gelecek.

İkincisi yetenek… Beş yıl önce, yapay zeka alanında doktora yapıyorsanız, bir anlamda alay konusuydunuz. 70’ler ve 80’lerde popüler olan, sonra da tuhaf bilgisayar bilimleri profesörlerinin eli kulağında olduğunu söylediği yapay zeka, ölü bir alan olarak düşünülüyordu. Haklı oldukları ortaya çıktı. Sadece zamanı yanlış tahmin etmişlerdi. Ama şimdi yapay zeka, ücra bir köşeden her üniversitenin bölüm kurduğu bir alana dönüştü. Yapay zeka araştırmacısı fazlası olacağını düşünmüyorum, ancak Meta’daki milyar dolarlık maaşların sonsuza dek sürmeyeceğini düşünüyorum çünkü eğitim sektörü bu alanda gayet verimli…

Son nokta ise içerik… Neredeyse tüm bu durumlarda benzersiz olan içerik, zamanla medyada fark yaratan şey oluyor. Örneğin YouTube, bir teknoloji oyunu olarak başladı. Herkesten daha ucuza ve daha hızlı video akışı sağlayabildiği için kazandı. Sektörün geri kalanı bu teknolojiye ayak uydururken, YouTube’un farklılaşması gerekiyordu.

Önce arama motorlarıyla keşfedilme şansı vardı, şimdi ise sadece YouTube’da bulabileceğiniz benzersiz içerikler söz konusu. Bence yapay zeka şirketleri de çok çok benzer olacak; yani sadece sizin [medya şirketlerinin] sahip olduğu bilgilere ihtiyaç duyacaklar. Kısacası, eğer bugün bir medya şirketiyseniz, en önemli şey bedava içerik dağıtımını kesmek: Tuscaloosa’daki popüler bir restoranın yorumu sadece sizde varsa, bu inanılmaz değerli ve önemli, benzersiz bir içerik olur.

Yani ilk adım şunu söylemek olmalı: Her yapay zeka şirketine içeriğimizi ücretsiz vermeyeceğiz. Engellendiniz diyeceğiz. Cloudflare olarak biz de bu konuda yardımcı oluyoruz. Bundan sonra pazarın nasıl gelişeceği konusunda bazı fikirlerimiz var, ama tam emin değilim. Emin olduğum ve şu ana kadar elde edilen verilerin de doğruladığı şey ise şu: İçeriğiniz ne kadar benzersiz ne kadar sıra dışı ne kadar yerelse, yapay zeka şirketleri için o kadar değerli olur ve bu içeriği satabileceğiniz sağlıklı ve sürdürülebilir bir pazar bulma olasılığınız o kadar artar. Bence bu pastayı genişletebilir ve medyanın altın çağının eşiğinde olabiliriz.

“Bana göre, medyanın altın çağının eşiğinde olabiliriz.”

İyimserliği seviyorum ve bariz nedenlerden dolayı buna inanmak istiyorum. Mekanizmayı daha detaylı açıklamak gerekirse, yayıncı kaydoluyor; Cloudflare, yapay zeka tarayıcılarının içeriğe erişmesini engelliyor; yayıncı, yapay zeka şirketinin bu içeriğe erişmesi ve ödeme alması için fiyatı belirliyor ve siz de pay alıyorsunuz. Aşağı yukarı böyle mi işliyor?
Bunun [zaman içinde] nasıl işleyebileceğine dair birçok farklı teorimiz var. Mikro ödemeler olabilir. Sizin de tarif ettiğiniz gibi, yayıncı bir fiyat belirler ve bir aracı, tarayıcı veya veri toplayıcı -bunların hepsi eş anlamlı- bu içeriğe erişmeye çalıştığında küçük bir ödeme yapar. Belki de tüm yapay zeka şirketlerinin bir havuza katkıda bulunduğu ve dinleme süresine göre bu havuzun paylaşıldığı Spotify modeline daha yakın bir şey olabilir.

İş modelinin tam olarak neye benzeyeceğini görmemiz, modelin olgunlaşması biraz zaman alacak. Müzik örneğini düşünürsek, bugün Spotify var. Ancak Spotify’dan önce Napster vardı. Bu bir anlamda her şeyin serbest olduğu bir platformdu. Sonra Steve Jobs sahneye çıktı ve iTunes’u piyasaya sürdü. Şarkı başına 99 sent, devrim niteliğindeydi, ama sonunda kazanan iş modeli bu olmadı. Kazanan iş modeli, ayda 10 dolara sınırsız yeme içme modeline daha yakındı.

Tahminimce, iş modelini ilk seferde doğru bir şekilde bulamayacağız ve bunu Cloudflare’in de çözemeyeceği kesin. Bu sorun üzerine düşünen çok sayıda insan var. Ama ne olursa olsun, şimdilik elimizde olanla başlamamız gerekiyor. İçerik musluğunu kapatmalıyız.

Ve yine, bu sadece medya ile ilgili değil…
Aynı meydan okuma e-ticaret şirketleri, seyahat şirketleri -çevrimiçi satış yapan herkes- için geçerli. Bizi arayan birçok kişinin, “Hey, bu bizim için de gerçek bir sorun” demesi beni çok etkiledi. Büyük finans kuruluşları, “Hayır, hayır, hayır, yapay zeka şirketleri bizi de aradan çıkarıyor ve araştırma ekiplerimizin daha az ücretlendirildiği bir sorun yaratıyorlar” diyor. Yani, yapay zeka destekli bir dünyada Booking.com’un geleceği ne olacak? Geçmişte bir sürü arzı bir araya getiren herkesin geleceği ne olacak? Bir marka ne anlama geliyor? Sadece acentelerin etkileşimde bulunduğu ve insan unsurunun olmadığı bir ortamda markanın değeri ne? Bence insanların tam olarak değerini kavrayamadığı şey, bunun mobil dünyaya geçmekten çok daha radikal bir dönüşüm olduğu. Temelde, etkileşim şeklimizi yeniden icat etmemiz gerekecek ve bu herkesi etkileyecek.

Bilgi ekosisteminin ötesine geçerek bitirelim. Benim bocaladığım bir konu, yapay zekanın varoluşsal tehdidini ne kadar ciddiye almamız gerektiği; gelir modellerine değil, insanlığın kendisine yönelik bir tehdit. Çok akıllı insanlar, spektrumun çok farklı uçlarını savunuyor. Nate Soares ve Eliezer Yudkowsk’nin “If Anyone Builds it, Everyone Dies”(“Eğer Biri Onu İnşa Ederse, Herkes Ölür”) adlı kitabındaki insanüstü yapay zekanın tehlikelerine dair korkutucu vizyonu ve Meta’nın baş yapay zeka bilimcisi Yann LeCun gibi kişilerin çok daha iyimser bakış açısı birkaç örnek… Siz bu spektrumda nerede yer alıyorsunuz?
Ben daha iyimser taraftayım. Daha çok Yann gibi düşünüyorum. Ama şunu söylemeliyim ki, bu [şu anda karşı karşıya olduğumuz] gerçek sorunlardan dikkat çalıyor. Bir Terminatör ânı yaşanacak mı? Bundan önce çözmemiz gereken çok şey var. Elbette, partilerde bir kokteyl eşliğinde bunun dünyanın sonunu mu getireceği yoksa bir tür ütopya mı yaratacağı konusunda sohbet edebiliriz. Ama bu konuşmanın daha önemli, daha acil olan şu konudan dikkat çalmasına izin vermeyelim: Bundan sonra gazetecilerin maaşlarını kim ödeyecek?
[Gülüşmeler] Katılıyorum: Bundan daha önemli bir şey olamaz.

30 Saniyelik Biyografi

İsim: Matthew Prince
Ünvan: Cloudflare Kurucu Ortağı ve CEO
Eğitim: Trinity College’dan İngiliz Dili ve Bilgisayar Bilimleri alanında lisans derecesi; Chicago Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Hukuk Doktorası; Harvard İşletme Okulu’ndan İşletme Yüksek Lisansı (MBA).
CV’den Öne Çıkanlar: Park City Mountain Resort’ta kayak eğitmeni; John Marshall Hukuk Fakültesi’nde yardımcı doçent; Unspam Technologies’in kurucu ortağı ve başkanı; Project Honey Pot’un yaratıcılarından biri.

Yazar: Fast Company Türkiye

©Fast Company Dergisi, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş. tarafından Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun şekilde yayınlanmaktadır. Fast Company’nin isim hakkı ABD’de Mansueto Ventures’a, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş.’ye aittir. Dergide yayınlanan yazı, tablo, fotoğraf ve görsellerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ceo-nun-10-vazgeçişlmezi

CEO’nun 10 vazgeçilmezi!

kırmızı-beyaz-denim

Kırmızı Beyaz & Denim