in , , ,

Sınırsız performans için!

Amerika’nın en çok satan yazarlarından ve girişimci Steven Kotler, hayatına yeni bir yön veren “akış” kavramıyla tanışmasını, yaratıcılığın ve en iyi performansı göstermenin yollarını Fast Company için anlattı…

steven

YAZI: MEHTAP DEMİR

Kariyerine 1990’ların başlarında gazetecilikle başladı. Profesyonel kariyerinin yanı sıra iki şeyle fazlasıyla ilgiliydi: İlki, sinirbilimdi ki 1990’larda, o zaman davranışsal sinirbilim denen alanda devrimsel yenilikler gerçekleşiyordu. Davranışsal nörobilim sayesinde nihayet insanların nasıl çalıştığını, yani beyindeki yapısal değişiklerin insan davranışlarına etkilerini anlayacak kadar beyin hakkında bilgi edinmek mümkündü. İkincisi de sörf, kayak, kaya tırmanışı, snowboard gibi ekstrem sporlardı. 1990’lara dağlarda, okyanuslarda profesyonel sporcuların peşinde başlamıştı. Ekstrem sporlar için 1990’lı yıllar, imkansız olanın çağıydı; gerçekleştirilmesi mümkün görünmeyen pek çok şeyin, yani insan vücudunun kaldırması beklenmeyen şeylerin gerçekleştirildiği ve hatta sınırlarının daha da öteye taşındığı bir dönemdi ve bu, Kotler’ın dikkatini epeyce çekti. Spor tarihinde görülmemiş şeyler olmuştu ve merak ettiği, bunun neden şimdi olduğuydu.

Davranışsal sinirbilimle ve psikolojiyle ilgili çalışmalarından ötürü, uzmanlığın kaynağına dair bir şeyler biliyordu. Vakit geçirdiği bütün ekstrem sporcuların hep zor bir çocuklukları olmuştu, eğitim seviyeleri düşüktü, fazla paraları yoktu, hep risk almaları gerekiyordu, uyuşturucu ve alkol bolca vardı… Bütün bu şartları bir araya getirince normal olarak bu kişiler ya erken yaşta ölüyor ya da hapishaneye düşüyorlardı ancak işin görünmeyen kısmında ise, insan türünün “sınırlarının yeniden tanımlanması” vardı ve Kotler da bunun nedenini merak ediyordu. Bu süreçte, ekstrem sporlar sayesinde fark ettiği bu soruyu, yani imkansız olanın nasıl gerçekleştirilebildiğini hem sporda hem de başka alanlarda sormaya çalışıyordu.

Mesela iş dünyasında, imkansız bir iş, rekor bir sürede nasıl yapılır veya bilimkurgu fikirleri, yani bilimsel ve teknolojik desteği olmadığı için imkansız olduğunu düşündüğümüz fikirler, nasıl gerçekleştirilir? Sonuç itibarıyla, bir gazeteci olarak onu harekete geçiren bunlardı: İmkansızın mümkün kılındığı o anlar…

Amerika’nın en çok satan yazarlarından ve girişimci Steven Kotler, hayatına yeni bir yön veren “akış” kavramıyla tanışmasını ve iş dünyasına ilham veren yolculuğunu Fast Company için anlattı…

BENİ “AKIŞ”A GÖTÜREN YOL

Alanı ne olursa olsun, konuştuğum herkesin söylediği şey ortaktı: Kendimi en iyi hissettiğimde ve en iyi performansımı sergilediğimde, farklı bir bilinç hali içinde oluyorum. Hepsi, psikologların “akış” dedikleri ruh halini tarif ediyordu. Üstelik 1990’larda, tam benim bu kavramı çalıştığım sıralarda, nörobilimde “akış” teorileri üzerine daha yeni çalışılmaya başlanmıştı.

Bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak istiyorsanız, sinirbilime yönelirsiniz. Psikoloji metaforsa, sinirbilim mekanizmadır. Bir şeyin nasıl çalıştığını, nasıl güvenilir ve tekrar edilebilir hale geldiğini anlamak için gerekli olan da mekanizmayı anlamaktır. Dolayısıyla nörobilim, sadece akışın beynimizin neresinden geldiğini açıklayan değil, “Bunu nasıl daha fazla sağlayabiliriz, performansımızı artırmak için kendi hayatımıza nasıl uygulayabiliriz?” gibi sorulara da cevap veren müthiş bir fırsattı. Benim bu işlere girişim, akış kavramıyla tanışmam bu şekilde oldu.

Araştırma kısmında Stanford, UCLA gibi üniversitelerle işbirliği yapıyoruz ve en yüksek performansın sinirbilimini inceliyoruz. Eğitim kısmında ise büyük şirketlerin CEO’larından ABD Ordusu Özel Harekat Kuvvetleri mensuplarına, sıradan vatandaşlardan profesyonel sporculara kadar binlerce kişiye eğitim veriyoruz.

“AKIŞ” TAM OLARAK NEDİR?

Bilimsel tanımıyla akış, kendimizi en iyi hissettiğimiz ve en iyi performansımızı gösterdiğimiz optimal bir bilinç halidir. Burada kastedilen öyle bir odaklanma halidir ki, elinizdeki iş her ne ise, ona o derece odaklanırsınız, tamamıyla kendinizi verirsiniz ki, etrafınızda olup bitenleri görmezsiniz. Aslında, kişisel farkındalık hali, eleştirel iç sesiniz, yani kafanızdaki o ses kısılıverince bu hal ortaya çıkmaya başlar.

Zaman, garip bir şekilde akmaya başlar, yavaşlar; 5 saat boyunca bir işle uğraşırsınız ama sadece 5 dakika geçmiş gibi gelir. Performans hem fiziksel hem zihinsel açıdan, bu durumda zirve yapar. Deneyimi bu şekilde tanımlayabiliriz.

Psikologlar, akışın altı temel özelliğinden bahseder. Ben de bunların bazılarına dikkat çekiyorum: “Eldeki işe tamamen odaklanmak”, “Benliğin yok olması” ve “Zamanın garip akışı”… Akış bunlarla ölçülür. Akış deneyimini ölçmek için “Bu deneyim esnasında işinize ne kadar odaklanıyorsunuz?”, “Zamanın ne kadarı hızlanıyormuş veya yavaşlıyormuş gibi geliyor?”, “İç sesiniz ne kadar sessiz kalabiliyor?” gibi soruların yanıtlarına bakar, akışın psikolojik ölçümünü bunlarla yaparız.

Benim de üzerinde çalıştığım, nörobilim açısından ise akışın etkisi beyin üzerinde görülür. Beyinde gerçekleştiği yerlerdeki sinir anatomisinde ve ağ yapısında değişimler olur, nörokimyasal değişiklikler görürüz, beyin dalgaları ve norokimyasallar aracılığıyla beyin kendi kendine ve diğerleriyle konuşur. Ayrıca nabız, solunum ve yüz ifadeleri gibi noktalarda değişiklikler gözlemleriz.

“BİR KONSANTRASYON HALİ”

Akış kesinlikle bir tam konsantrasyon hali. Tıpkı meditasyonda olduğu gibi, aslında odaklanabilme becerisidir. Farklı türde bir odaklanma hali olsa da temelde benzerler. Farklı olan tarafı, akışta hem zihinsel hem fiziksel açıdan performansın tavan yapmasıdır.

Bunu söylerken abartmıyorum: Örneğin, Savunma Bakanlığı, akış halindeki askerlerin öğrenme hızının normalden yüzde 240 ila yüzde 500 daha fazla olduğunu buldu. Motivasyon, azim ve üretkenlik, akış halinde zirve yapar. Danışmanlık şirketi McKinsey de üst düzey yöneticiler arasında 10 yıllık bir araştırma yaptı ve bir üst düzey yöneticinin, akış sayesinde ortalama yüzde 500 daha üretken olduğunu ortaya koydu.

Harvard’ın bir araştırmasında yaratıcılık ve inovasyonun akış ile yüzde 400 ila 700 oranında arttığını görüyoruz. Empatinin, işbirliğinin, çevre algısının; fiziksel açıdan ise gücün, dayanıklılığın ve acı eşiğinin hepsinin akış ile hızla arttığını söyleyebiliriz. Yani burada aslında konsantrasyondan çok daha fazlasından bahsediyoruz.

AKIŞA GEÇMENİN YOLU

Akış halinin çeşitli tetikleyicileri vardır, çeşitli durumlar daha fazla akış yaratır. Akış, konsantrasyonun ardından gelir, yani ancak bütün dikkatimiz “şu anda” ve “burada” ise ortaya çıkar. Muhtemelen daha fazla ama bizim bildiğimiz kadarıyla, akışın 22 adet tetikleyicisi var ve hepsi, çeşitli nörobiyolojik yollarla, dikkati şu ana, şimdiki zamana çeker ve bunu otomatikman yaparlar.

Başka bir ifadeyle, bilişsel yükü hafifleten konsantrasyon kimyasallarından noradrenalin ve dopamin üretimi ile odaklanmamızı sağlarlar. Eğer bilişsel yük hafifletilirse, fazladan enerji söz konusu olur ve bu enerji fazlası da odaklanma için kullanılır. Ama akışın tetikleyicilerine bakarsak, yenilik, karmaşıklık, öngörülemezlik, risk gibi şeyleri de görürüz. Bunların herhangi birini deneyimlemek, beynimizde dopamin ve noradrenalin seviyelerimizi muazzam ölçüde artırır ve bu da bizi akış haline götürür. Yani bunlar gibi tetikleyicilerle birlikte akış haline girmek mümkün.

Bunlar hepimizin deneyimlediği şeyler. Eğer seyahat ettiyseniz, bilirsiniz ki seyahatle birlikte bir akış hali gelir. Neden? Çünkü, kendinizi yeni, öngörülmez bir çevreye sokarsınız ve bu, muhtemelen normalden biraz daha fazla risk barındırır. Bunun sonucunda bu nörokimyasalları bolca salgılarsınız ve böylece seyahat ederken kendinizi akışta bulursunuz. İnsanların seyahat etmeyi çok sevmelerinin nedenlerinden biri budur.

AKIŞ HALİNE NEDEN GEÇEMEYİZ?

Akışta çok sayıda bireysel farklılık bulunur. Bilinen 22 tetikleyici vardır. Ama bunlardan hangisinin benim için, hangisinin sizin için daha uygun olduğu, kişiden kişiye göre değişir; kişiliğinize bağlıdır, hayatta bulunduğunuz noktayla ilgilidir ve zamanla da değişikliğe uğrarlar.

Örneğin, risk bir tetikleyicidir. Bu, gençken fiziksel bir risk olabilir. 20’li yaşlarınızda sosyal risk olabilir: Yeni insanlarla tanışmak, romantik bir ilişkiye başlamak, topluluk içinde konuşmak… Sonraki yıllarda ise bu, entelektüel risk, yaratıcı risk olabilir.

Yani bu tip şeyler, zaman içerisinde değişebilir. Peki, akışta olma halini engelleyen nedir? Bu soruyu çok sık aldığımızdan, insanların akışta olma hallerinin önüne geçen unsurları teşhis edebilmesi için bir araç geliştirdik: www.flowblocker.com adresine giderseniz, akışla aranıza girmesi en muhtemel olan altı engeli bulabilir, sizinkinin hangisi olduğunu ücretsiz teşhis edebilir ve nasıl adımlar atmanız gerektiğini öğrenebilirsiniz.

AKIŞIN İŞ DÜNYASINDAKİ YERİ

Akışın iş dünyasında yer bulması yeni değil. Microsoft gibi birçok şirket esasen akış prensipleri üzerine kuruldu. Sadece akıştan farklı olarak bunlar, psikolojik ilkelerdi ve akış kavramını, psikoloji perspektifinden ele almak o dönemde zordu.

Nörobilimin resme girmesiyle, akışı artık daha iyi anlıyoruz. Tüm şirketleri ilgilendiren ve bilmeniz gereken iki şey var: İlki, akış halindeki yöneticilerin yüzde 500 daha verimli çalıştıklarıdır. Yani pazartesi günü işe gidip, akış halinde çalışıp bütün bir haftanın iki misli iş çıkarabilmek mümkün.

Ayrıca akış esenliğinizi, hayattan memnuniyetinizi, mutluluğunuzu, anlam ve hedeflerinizi, yani olağanüstü bir çalışan olmanızı ve işinizi sevmenizi sağlayan bu unsurları da destekler. Hatta Gallup’ın bir araştırmasına göre, Amerika’daki çalışanların yaklaşık yüzde 80’i yaptıkları işlerden kopuk. Bu durum, iş performansı açısından bir felaket. Kalan yüzde 20’lik kesim ise akış ile iş yapanlar; işe erken geliyorlar, geç çıkıyorlar, yaptıkları içi çok seviyorlar.

Bunlar, kanıtlanmış bilgiler. Hatta New York Times’ın yakın tarihli haberine göre, akış tipi yaşama şeklini benimseyen insanlar, diğerlerine göre Covid sonrası dönemde daha az bitkinlik yaşayacak ve önceki dönemdeki mutluluk seviyelerine ulaşmaya daha meyilli olacaklar. Yani Covid sürecini ne kadar iyi idare ettiğinizin en önemli belirleyicisi, bu süreçte zamanınızı nasıl geçirdiğiniz ve ne kadar akış haline geçebildiğiniz.

Akış, artık iş dünyasında bilinen bir kavram ve insanlar bunu nasıl kullanacaklarını öğrenmek istiyor. Farkındalık (mindfulness), meditasyon ve minnet gibi konular aslında, 2010’dan beri iş dünyasının gündeminde. Amerika’daki şirketlerin yüzde 55’i, bugün artık çalışanlar için “farkındalık” eğitim programları yürütüyor ve yaklaşık yüzde 40’ında meditasyon odaları var. İş performansını artırmak için yürütülen zihinsel sağlık eğitimlerine dair oranlar, inanılmaz. Aslında hepsinin amacı akış ile aynıdır.

İÇSEL MOTİVASYONUN ÖNEMİ

Maksimum performansı hedeflediğinizde, önemli olan içsel motivasyonunuzdur. İçsel motivasyonumuz yoksa, o zaman azimli olmaya bel bağlarız. Fakat azim, zamanla tükenir. Devamlı azimli olmanız ve çok çalışmanız gerekirse, bir noktada yıpranır ve tükenirsiniz. Sürekli ileriye gitmemizi sağlayacak çeşitli içsel motivasyon sağlayıcıları vardır. Merak, tutku, hedef, otonomi ve yetkinliği önde gelen beş içsel motivasyon sağlayıcılarından sayabiliriz. Ama eyleme dönüşen enerji anlamında, motivasyon bakımından, içlerinde en önemlisi yetkinlik. Psikolojik veya biyolojik, motivasyondan bahsediyorsak, aslında ufak galibiyetlerden bahsediyoruz demektir.

Hedefimize ulaşmak için yapılacaklar listemizde başardığımız her bir maddeyle beraber bir momentum yakalarız, bu sayede dopamin üretiriz. Yetkinlik kazanmayla birlikte sağladığımız motivasyon budur. Yetkinlik, akışın tetikleyicilerinden bir tanesidir, daha fazla akış haline geçeriz. Akış, bizim bu dünyadaki en sevdiğimiz ruh halidir, bu psikolojideki en çok kabul gören, en bariz bilgidir: Akış, en sevdiğimiz, en iyi hissettiğimiz haldir.

AKIŞTA OLABİLEN LİDERLER

Kitaplarımda bu gibi çok sayıda örnek yer alıyor. Elon Musk, Larry Page, Jeff Bezos, Richard Branson bu liderlerden bazıları… Örneğin, Richard Branson’ın, “Akış halinde iki saatte o kadar çok iş yapabiliyorum ki, neredeyse yapamayacağım hiçbir şey yok” gibi bir sözüne kitabımda yer vermiştim.

Akış olmadan maksimum performansı görmek mümkün değil. Çünkü, evrim bizi, akıştayken en iyi performansımızı gösterebileceğimiz şekilde tasarlamış. Maksimum performansın olduğu yerde akış da olur. Sporda bilinen bir şey vardır: Akış olmadan tek bir yarışı, bir şampiyonluğu kazanabilirsiniz ancak seri halinde yedi yarışı akışta olmadan kazanamazsınız. İster hokey, beyzbol, ister basketbol olsun… Akış, hepsinde kritiktir.

Yıllar önce Psychology Today için bir makale yazmıştım. Final Four’da kazanma becerisi, tamamen “Takımınızın akış haline girmesini sağlayıp, 7 maç boyunca onları akışta tutabilir misiniz?” sorusunda bitiyor. Örneğin, NBA tarihinde bin galibiyete ulaşan koçlardan George Karl ile çok sayıda çalışma yapıyoruz. Karl, akışın şampiyonluk getirdiğine inanıyor. Onunla birlikte, oyuncuların akış haline geçmesini sağlayan “akış ofansını” geliştirdik. 1990’larda futbolun en iyi takımı Dallas Cowboys’un koçu Jimmy Johnson, takımın başarılarını açık bir şekilde, akış haline bağlıyordu. Bill Clinton ve Tony Blaire, akışın nasıl daha iyi siyasi liderler olmalarını sağladığını anlatır. Bunlar gibi daha birçok isim sayabilirim…

STARTUP’LARA HANGİSİ UYGUN?

İşe yarayabileceğini düşündüğüm iki nokta daha söz konusu. İlki, akışın iki tipi vardır: Bireysel olan, yani benim ya da diğer insanların akış halidir. Diğeri ise kolektif, “grup akış”ı olarak bilinen grup versiyonudur. Bu akış, kişilerarası olabilir… Örneğin, iki kişi ofiste çok önemli bir konu hakkında saatlerce konuşabilir, zamanın nasıl geçtiğini fark etmezler. Bu, iyi bir beyin fırtınasıdır. Veya takımlar arasında olabilir. Bu, özellikle yeni kurulan startup’larda yaygın görülür. Burada herkes aynı noktadadır; hedefler, riskler ve akışın birçok tetikleyicisi de ortaktır. Akışı ayrıca, bir siyasal mitingde veya bir rock konseri gibi daha büyük ölçeklerde de görebiliriz.

AKIŞIN PERFORMANSA ETKİSİ

  • %240
    ABD Savunma Bakanlığı, akış halindeki askerlerin öğrenme hızının normalden yüzde 240 ila yüzde 500 daha fazla olduğunu buldu.
  • %500
    McKinsey’in üst düzey yöneticiler arasında yaptığı 10 yıllık bir araştırma, akış sayesinde liderlerin üretkenlik düzeyinin ortalama yüzde 500 arttığını ortaya koydu.
  • %700
    Harvard Business School’un araştırmasına göre, yaratıcılık ve inovasyon, akış ile birlikte yüzde 400 ila 700 oranında artıyor.

KİTAP YAZARKEN AKIŞ’TAN NASIL YARARLANIYORUM?

  • HEP HATIRLAMAK İÇİN
    İşimi yapmak için çok sayıda sinirbilim kitabı okudum. İşim gereği okuduklarımı hatırlamak da istiyordum. Bu yüzden akışta olmak isterim, çünkü hafıza ve öğrenme becerileri böyleyken hayli artar.
  • DAĞ MANZARALI BALKON
    Ciddi çalışmam gerektiğinde ve kendimi mutsuz, bıkkın, hatta sıkkın hissettiğimde, kendime bir otel odası tutarım. Geçmişte bunu yaptım. Örneğin bir otelde odamın çok güzel dağ manzaralı bir balkonu vardı, orada oturur ve nörobilim kitaplarımı okurdum. Önümde yeni, karmaşık, öngörülmez bir çevre olurdu ve bu sayede vücudumda dopamin üretilirdi. Okuma sırasında gerçekleşen örüntü tanıma, yani fikirler arasında bağ kurabilmek de dopamin salgılanmasına yardımcı olur.
  • ÖNGÖRÜLMEZLİĞİN ETKİSİ
    Örüntü tanıma ve yaratıcılık da akışın tetikleyicilerinden. Kitap okur ve fikirler arasında bağlantılar kurarken; bulunduğum yerin yeniliği, öngörülmezliği ve belirsizliğiyle artan dopamin sayesinde kendimi, dünyadaki en yaygın akış hallerinden birinin içinde bulurdum: Merakımızı tetikleyen ve ilgimizi çeken şeyleri okuduğumuz zamanlarda girdiğimiz akış hali. Merak da başka bir akış tetikleyicisidir. Neden? Çünkü bir şeyi merak ettiğimiz zaman, otomatikman daha fazla dikkat kesiliriz, vücudumuzda noradrenalin ve dopamin miktarı artar.

DAHA YARATICI OLMANIN SIRLARI

  • Son 10-15 yılda, yaratıcılık sırasında beyne, “yeni bilginin girmesiyle” neler olduğunu öğrendik. Daha yaratıcı olmak istiyorsanız, sinir sisteminizi kontrol etmeyi öğrenmelisiniz.
  • Sinir sistemimizi düzenlemenin en iyi üç yöntemini “günlük minnet”, “günlük farkındalık” ve günlük fiziksel egzersizler (20-40 dakika) oluşturur. İnsanları bunlardan her gün birini seçip yapmaları için eğitiyoruz.
  • 5 dakikalık minnet, 11 dakikalık farkındalık egzersizi ve 20-30 dakikalık egzersiz, sinir sisteminizi yatıştırmak için yeterli olacak.
  • Bu, akış için de önemli ama yaratıcılık için çok kritik. Çünkü, beynimizin “anterior singular korteks” adındaki bölümü, başka birçok işinin yanı sıra fikirler arasında bağ kurmamıza yardımcı olur.
  • Örüntü tanıma esnasında bu kısım, arama yapılacak veri tabanının büyüklüğüne karar verir ve vücudunuzda korku ve kaygı çoğaldıkça yaratıcılık seviyeniz azalır. Çünkü, korku halinde beyin; denenmiş, doğrulanmış, basit, mantıksal çözümler arar.
  • Yaratıcılık için önce psikolojik güvenlik hissinin olması lazım, aksi takdirde yaratıcılık olmaz. İkincisi, sakinleşmeniz ve rahatlamanız gerek. Çünkü beyniniz, siz iyi bir ruh hali içindeyseniz, daha yaratıcı ihtimalleri bulmaya çalışır.

Yazar: Mehtap Demir

Fast Company Türkiye Yazı İşleri Müdürü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kevin-Roberts-Yeni-donemin-sozu

Yeni dönemin sözü: “Uyum sağla, doğaçlama yap, üstesinden gel”

ergin-ataman-koc'un-basari-sirri

Koç’un başarı sırrı