in , , ,

Büyümenin yükselen motoru

Yeşil ekonomi artık yalnızca çevresel bir hedef değil, yıllık hacmi 5 trilyon doları aşan ve 2030’a kadar 7 trilyon doların üzerine çıkması beklenen devasa bir ekonomik büyüme motoru. Farklı sektörlerden liderler, bu alana yatırımlarını ve gelecek beklentilerini somut verilerle ortaya koyuyor.

büyümenin-yükselen-motoru

YAZI: MEHTAP DEMİR

Son yıllarda “green economy” (yeşil ekonomi), küresel ekonominin en hızlı büyüyen alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ve Boston Consulting Group’un (BCG) ortak raporuna göre, küresel yeşil ekonomi pazarı 2024 itibarıyla yıllık 5 trilyon dolar eşiğini aşmış durumda. Mevcut eğilimler, bu büyüklüğün 2030’a kadar yıllık 7 trilyon doların üzerine çıkacağına işaret ediyor.

Bu ivme, yeşil ekonomiyi teknoloji sektöründen sonra dünyanın en hızlı büyüyen ikinci alanı konumuna taşıyor.

WEF ve BCG verileri, yeşil ekonominin artık niş bir alan olmaktan çıktığını ve küresel büyümenin ana motorlarından biri haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu tablo, sürdürülebilirliği hâlâ “ikincil bir gündem” olarak değerlendiren şirketler için ciddi bir stratejik risk anlamına geliyor.

KRİTİK BİR STRATEJİ!

UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Dördüncü, bu dönüşümü net bir çerçeveyle tanımlıyor: “Yeşil dönüşüm artık şirketler için bir uyum başlığı değil; rekabet gücünü, dayanıklılığı ve uzun vadeli varlığını belirleyen temel bir strateji alanı.” Dördüncü’ye göre şirketlerin yalnızca çevresel etkilerini azaltmaları yeterli değil, iş yapış biçimlerinin, değer zincirlerinin ve karar alma süreçlerinin bütüncül biçimde yeniden tasarlanması gerekiyor.

Bu dönüşümün ekonomik boyutu küresel verilerle de destekleniyor. Dünya Ekonomik Forumu’na göre, iklimle uyumlu bir dönüşüm 2030’a kadar küresel ölçekte 9.6 milyon yeni iş potansiyeli yaratabilir.

Dördüncü’ye göre asıl ayrışma noktası, niyet ile uygulama arasındaki farkta ortaya çıkıyor: “UN Global Compact ve Accenture iş birliğiyle gerçekleştirilen 2025 CEO Araştırması, CEO’ların yüzde 88’inin sürdürülebilirliğin iş sonuçlarına katkısının hiç olmadığı kadar güçlü olduğunu düşündüğünü, yüzde 99’unun ise sürdürülebilirlik taahhütlerini sürdürmeyi planladığını gösteriyor. Buna karşın, yalnızca yüzde 26’sı sürdürülebilirliği şirketlerinin en üst düzey stratejik öncelikleri arasında konumlandırıyor.”

Bu tablo, yeşil dönüşümde belirleyici olacak unsurun farkındalık değil; stratejik entegrasyon, inovasyon ve uygulama kapasitesi olduğunu ortaya koyuyor.

FUAT TOSYALI

SANAYİDE YEŞİL EKONOMİ

Yeşil ekonomi, temiz enerji üretiminden düşük karbonlu ulaşım çözümlerine ve döngüsel ekonomi uygulamalarına kadar geniş bir alanı kapsıyor. Bu dönüşümün lokomotif sektörleri arasında enerji ve ulaştırma yer alsa da, sanayi üretimi yeşil ekonominin ölçeklenmesi ve kalıcı hale gelmesi açısından kritik bir rol üstleniyor. Güneş ve rüzgâr enerjisinde maliyetlerin düşmesi, batarya teknolojilerindeki gelişmeler ve elektrifikasyon eğilimi, sanayide yeşil dönüşümü mümkün kılan temel dinamikler arasında öne çıkıyor.

Bu makro dönüşüm, sanayi tarafında ölçekli yatırım ve ileri teknoloji uygulamalarıyla hız kazanıyor. Tosyalı Holding, yeşil dönüşümü stratejisi kapsamında son 5 yılda 6 milyar doların üzerinde yeşil dönüşüm yatırımı gerçekleştirdi. Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, bu yaklaşımı şöyle özetliyor:

“Yeşil dönüşümü yalnızca karbon azaltımı olarak değil; üretimden tedarik zincirine kadar uzanan, insana ve doğaya değer katan bir büyüme modeli olarak ele alıyoruz.”

Bu yaklaşım, büyük ölçekli teknoloji yatırımlarıyla destekleniyor. Tosyalı, 2025 yılında 1,2 GW kapasiteli ve Türkiye’nin en büyük öz tüketim projeleri arasında yer alan GES yatırımıyla enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 50’sini güneşten karşılamayı hedefliyor. Grup ayrıca üretimde yeşil hidrojen kullanımına odaklanıyor.

Döngüsel üretim de bu stratejinin temel bileşenleri arasında yer alıyor. Üretimde ortaya çıkan cüruf atıkları yol yapımı ve çimento gibi alanlarda hammaddeye dönüştürüyor.

Bu yatırımlarla şirket, ürün bazlı emisyonlarını rakiplerine kıyasla yaklaşık yüzde 50 daha düşük seviyelere indirirken, sertifikalı yeşil çelik ürünlerini Tosyalı V-Green markası altında pazara sunuyor. YKB Tosyalı, önümüzdeki 10 yılda yeşil çelik pazarının 1 trilyon dolar eşiğini aşmasını beklediklerini söylüyor ve ekliyor: “Şirket gelirleri içinde yeşil ekonomi kaynaklı payın da hızla artmasını planlıyoruz.”

ENERJİ ÜRETİMİNDE DÖNÜŞÜM

Enerji üretiminde yeşil dönüşüm, artık yalnızca yenilenebilir kapasite artışıyla değil, arz güvenliği ve sistem dengesiyle birlikte ele alınıyor.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2024 verilerine göre, 2030’a kadar küresel yenilenebilir elektrik kapasitesi eklemelerinin yıllık 935 GW seviyesine ulaşması bekleniyor. Bu artışın yaklaşık yüzde 95’i de güneş ve rüzgârdan elde edilecek.

IEA’ya göre, ülkelerin yüzde 80’inden fazlasında, 2025–2030 dönemindeki yenilenebilir kapasite artışı, önceki 5 yıla kıyasla daha hızlı gerçekleşecek.

WEF’in yeni raporu ise başka önemli bir veriyi ortaya koyuyor. Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve akıllı sistemlerden elde edilen, “yeşil ekonomi” kapsamındaki gelirler 2030’a kadar yılda yüzde 5 büyüyecek.

Akenerji, doğal gaz, hidroelektrik, rüzgâr ve güneşi bir arada yönettiği çeşitlendirilmiş üretim portföyüyle bu dengeyi kurmaya odaklanıyor. Akenerji Genel Müdürü Hakan Yıldırım, dönüşümde hızdan çok doğru kurgunun önemine dikkat çekiyor: “Yenilenebilir enerji yatırımları kritik, ancak arz güvenliği ve sistem dengesi gözetilmeden yapılan bir dönüşüm sürdürülebilir olmaz.”

Yıldırım’a göre, bu yaklaşımın somut örneklerinden biri, Hatay’daki Erzin Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali’nin güneş enerjisiyle hibrit yapıya dönüştürülmesi. Erzin GES ile santralin iç tüketiminin bir bölümünün yenilenebilir kaynaklardan karşılanması hedeflenirken, bu sayede verimlilik artışı ve karbon ayak izinin azaltılması amaçlanıyor.

YEŞİL GELİRLERDE HIZLI BÜYÜME

WEF–BCG verileri, yeşil ekonominin yalnızca hacimsel değil, aynı zamanda niteliksel olarak da daha güçlü bir büyüme sunduğunu ortaya koyuyor. 2020–2024 döneminde yeşil gelirler yıllık ortalama yüzde 12 büyüyerek, geleneksel iş alanlarının yaklaşık 2 katı hız yakaladı. Gelirlerinin en az yüzde 50’sini yeşil çözümlerden elde eden şirketler ise benzerlerine kıyasla yüzde 12–15 daha yüksek piyasa değerlerine ulaşıyor. Bu tablo, sürdürülebilirliğin doğrudan finansal performansla güçlü bir ilişki içinde olduğunu gösteriyor.

Garanti BBVA, sürdürülebilir finansmanı risk yönetimi ve uzun vadeli değer yaratımıyla doğrudan ilişkilendiriyor. Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Cemal Onaran, “Yeşil yatırımlar, şirketlerin sermaye maliyetini düşüren ve uzun vadeli finansmana erişimini kolaylaştıran güçlü bir kaldıraç” diye konuşuyor.

Garanti BBVA’nın yaklaşımı, bu bakış açısının somut verilerle desteklendiğini de ortaya koyuyor. Banka, 400 milyar TL’lik sürdürülebilir finansman hedefini planlanandan önce tamamladı ve 2018–2029 dönemi için hedefini 3.5 trilyon TL’ye yükseltti. Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, düşük karbonlu üretim ve kapsayıcı büyüme alanlarına sağlanan finansman, sürdürülebilirliğin finansal sistem içinde ölçeklenen bir büyüme motoruna dönüştüğünü gösteriyor.

Onaran’a göre önümüzdeki dönemde fark yaratan unsur, yalnızca finansman sağlamak değil; şirketlerin dönüşümünü yönlendiren, hızlandıran ve ölçekleyen bir finansal ekosistem kurabilmek olacak. Bu çerçevede sürdürülebilir finansman, yeşil ekonominin büyümesini destekleyen en kritik araçlardan biri olmayı sürdürecek.

Nitekim WEF’in 2025 raporuna göre de finansal ve destekleyici çözümlerin yeşil ekonomi içindeki payı hızla artıyor. Yeşil yatırımlar, sürdürülebilir finans ürünleri ve danışmanlık hizmetlerinden elde edilen gelirlerin, 2030’a kadar yıllık ortalama yüzde 9 büyümesi bekleniyor.

BULUŞ FİDAN TÜFEKÇİ

KATILIM FİNANSMANIN ROLÜ

Vakıf Katılım Genel Müdür Yardımcısı Tarık Börekci, ekonomik büyüme, toplumsal fayda ve uzun vadeli değer yaratımını kapsayan bu dönüşümde finans sektörünün yönlendirici bir rol üstlendiğini vurguluyor: “Katılım bankaları, reel sektöre ve üretime odaklanan yapılarıyla yeşil ekonomi yaklaşımıyla doğal bir uyum içinde.”

Enerji dönüşümü, Vakıf Katılım’ın öncelikli yatırım alanları arasında yer alıyor. Börekci’nin vurguladığı üzere, 2024’te 150’den fazla projeye ücretsiz danışmanlık sağlanırken, 62 yatırıma yaklaşık 1.52 milyar TL finansman desteği verildi. Gaziantep Nizip’te devreye alınan GES yatırımı ile Genel Müdürlük ve şubelerin elektrik tüketimi tamamen yenilenebilir kaynaklardan karşılanmaya başlandı; ikinci bir GES yatırımı da planlanıyor.

Börekci’ye göre önümüzdeki dönemde sürdürülebilir finans, yalnızca yeşil projelerin finansmanıyla sınırlı kalmayacak; etki ölçümü, şeffaflık ve uzun vadeli değer yaratımı ekseninde şekillenecek.

Teknoloji sektörünün önde gelen küresel şirketlerinden SAP cephesinde yeşil dönüşüm, ölçümleme ve veri temelli yönetimle şekilleniyor. SAP Güney Avrupa ve Türkiye CFO’su Buluş Fidan Tüfekçi, “Sürdürülebilirlik bugün finansal karar mekanizmalarına entegre edilen, ölçülen ve raporlanan bir performans alanı” diye kaydediyor. Yeşil ekonomi, karbon ve kaynak tüketiminden bağımsız büyümeyi hedefleyen, emisyon azaltımı, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir tedarik zinciri ve şeffaf ESG raporlamayı kapsayan bütüncül bir dönüşüm alanı olarak öne çıkıyor. Tüfekçi’ye göre bu dönüşümün önemini artıran iki temel unsur var: Regülasyonlar ve raporlama standartlarının giderek sertleşmesi ile sürdürülebilirliğin maliyet yapısı, risk yönetimi ve sermayeye erişimle doğrudan ilişkilendirilmesi.

TEMİZ TEKNOLOJİLERİN ÖNEMİ

Temiz teknolojilerde yaşanan hızlı maliyet düşüşleri de yeşil ekonominin ölçeklenmesini mümkün kılıyor. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) verilerine göre, güneş fotovoltaik sistemlerinin maliyeti 2010–2023 döneminde yaklaşık yüzde 90 azalırken, lityum-iyon batarya depolama sistemlerinde bu düşüş yüzde 80’in üzerine çıktı. WEF–BCG analizleri ise 2050’ye kadar gerekli küresel emisyon azaltımının yaklaşık yüzde 55’inin, bugün maliyet açısından rekabetçi hale gelmiş çözümlerle sağlanabileceğini ortaya koyuyor.

Polifarma Genel Müdür Yardımcısı Servet Aksu, temiz teknolojilerin iklim hedeflerindeki rolüne dikkat çekiyor: “Düşük karbonlu hidrojen ve karbon yakalama gibi teknolojiler iklim hedefleri açısından kritik öneme sahip. Ancak bu çözümlerin ölçeklenebilmesi için güçlü politika desteğine ihtiyaç var.”

Polifarma açısından yeşil ekonomi, enerji verimliliği, atık yönetimi, geri dönüşüm ve kaynak kullanımının optimize edilmesini kapsıyor. Şirket, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda çevreye duyarlı ve sorumlu üretimi, stratejisinin merkezine yerleştirirken, toplumsal eşitliği de öncelikli alanlar arasında konumlandırıyor.

Önümüzdeki dönemde Polifarma, enerji ve su verimliliği, atık yönetimi, geri dönüşüm ve yenilenebilir enerji yatırımlarını artırarak hem çevresel performansını hem de ekonomik rekabet gücünü pekiştirmeyi hedefliyor.

PERAKENDE YEŞİL YATIRIMLAR

Boyner’in CEO’su Eren Çamurdan’a göre yeşil ekonomi, atığı yeniden değer üreten bir kaynak olarak ele alan, operasyonel verimliliği artırırken iş modellerini baştan sona dönüştüren bir yaklaşımı ifade ediyor. Bu çerçevede yeşil ekonomi, ürün yaşam döngüsünün uzatılmasından enerji verimliliğine, yenilenebilir enerji kullanımından sürdürülebilir tedarik zincirlerine kadar geniş bir alanı kapsıyor.

Boyner, yeşil dönüşüm yatırımlarını enerji ve kaynak verimliliğini merkeze alan bütüncül bir yaklaşımla yönetiyor. Kırıkkale’de devreye alınan GES ile merkez ofis ve seçili mağazaların enerji ihtiyacının bir bölümü yenilenebilir kaynaklardan karşılanırken, yıllık yaklaşık 3 milyon TL tasarrufun yanı sıra karbon emisyonlarında da önemli bir azalma sağlanıyor. LED aydınlatma sistemleri, sensör tabanlı iklimlendirme çözümleri ve Binalarda Enerji Verimliliği uygulamalarıyla enerji tüketimi optimize ediliyor. Şirket, 2025 itibarıyla tüm elektrik ihtiyacını I-REC sertifikalı yeşil elektrikten karşılamayı hedefliyor.

Lojistik operasyonlarında çoklu taşımalı kasalarla verimlilik artırılırken, döngüsel ürün uygulamaları sayesinde 2.1 milyon ürün yeniden ekonomiye kazandırılıyor.

BR Mağazacılık Sürdürülebilirlik Direktörü Uğur Gülce, yeşil ekonomiyi her sektörün çevresel sürdürülebilirlik ve toplumsal refah için sorumluluk aldığı bir alan olarak tanımlıyor. Gülce’ye göre, iklim krizi ve ekonomik dalgalanmalar, markaları sürdürülebilirlik yatırımlarını önceliklendirmeye zorluyor:

“Artık biliyoruz ki krizlerle baş etmenin yolu yeşil ekonomiden geçiyor. Çevreyle birlikte büyüyen markalar, toplumsal refahı da sağlıyor.”

Bu dönüşümün bir maliyet unsuru değil, uzun vadeli bir büyüme fırsatı olduğunu vurgulayan Gülce, Altınyıldız Classics’in döngüsel ekonomi ve sosyal sorumluluk projelerini bu yaklaşımın somut örnekleri olarak gösteriyor.

L’Oréal Türkiye Sürdürülebilirlik Lideri İrem Karaoda Tanrıkulu da yeşil ekonomiyi gezegenin kritik sınırlarını merkeze alan ve ekonomik büyümeyi çevresel etkiden ayıran bir dönüşüm modeli olarak tanımlıyor. Karaoda Tanrıkulu’na göre, yeşil ekonomi artık bir tercih değil, zorunluluk. L’Oréal Türkiye, bu yaklaşım doğrultusunda dijital kampanyalardaki karbon emisyonlarını yüzde 40 azaltırken, ambalajlarda yüzde 30 daha az plastik kullanıyor ve su tüketiminde yüzde 69 tasarruf sağlayan teknolojilerle operasyonlarını dönüştürüyor. Karaoda Tanrıkulu, gelecekte yeşil ekonominin alternatif bir model değil, ekonominin kendisi olacağını vurguluyor.

İKİ SEKTÖRÜN BAKIŞI

BCG analizleri, sürdürülebilir finansman, karbon muhasebesi ve iklim risk yönetimini kapsayan ‘yeşil hizmetler’ pazarının bugün yaklaşık 600 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip olduğunu ve bu hacmin 2030’a kadar 1.3 trilyon dolara ulaşacağını öngörüyor.

Sigorta sektörü, bu dönüşüm sürecinde risk kavramını yeniden tanımlıyor. Anadolu Sigorta Genel Müdürü Z. Mehmet Tuğtan, yeşil ekonomiyi, “ekonomik büyümeyi çevresel sürdürülebilirlik, iklim direnci ve toplumsal refahla bütüncül şekilde ele alan bir dönüşüm modeli” olarak tanımlıyor. Tuğtan’a göre yeşil ekonomi artık bir tercih değil; ekonomik istikrarın ve toplumsal refahın ön koşulu niteliğinde.

“Yeşil ekonomi, sigortacılıkta riskleri önceden öngörme, azaltma ve yönetme kabiliyetini güçlendiriyor” diyen Tuğtan, sigortacılığın bu yeni dönemde yalnızca hasar telafi eden değil, önleyici bir rol üstlendiğine dikkat çekiyor.

Anadolu Sigorta, ESG performansını ölçülebilir göstergelerle güçlendirmeyi, afet risklerini azaltmaya yönelik teknoloji yatırımlarını artırmayı ve sürdürülebilir ürün portföyünü genişletmeyi hedefliyor.

WEF verilerine göre, ulaşım ve mobilite pazarında elektrikli araçlarla, toplu taşımada yeşil çözümler ve sürdürülebilir lojistikten elde edilen gelirlerin 2030’a kadar yıllık ortalama yüzde 3 oranında artması bekleniyor.

Otomotiv tarafında Otokoç Otomotiv, elektrifikasyonu ve yeşil finansmanı iş modelinin merkezine yerleştiriyor. Şirket, üç lokasyonda kurulu çatı tipi güneş enerjisi santralleri ile Niğde’deki 17,4 GWh kapasiteli arazi tipi GES yatırımı sayesinde yılda yaklaşık 8.400 ton karbon salımını engelliyor.

Otokoç Şirket Lideri İnan Ekici’ye göre yeşil ekonomi, artık yalnızca çevresel duyarlılıkla sınırlı değil; finansal istikrarın ve uzun vadeli değer yaratımının ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Gelecekte sıfır emisyonlu mobilite, veri temelli yönetim ve kaynak verimliliğini önceleyen iş modellerinin öne çıkacağını belirten Ekici, şirketler arasındaki rekabetin giderek daha doğrudan biçimde sürdürülebilirlik performansına bağlanacağını öngörüyor.

IEA’nın Global EV Outlook 2025 raporu ise ulaşımda yeşil dönüşümün yalnızca araç teknolojileriyle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Rapora göre bu dönüşüm, kamu politikaları, regülasyonlar, enerji fiyatları, tedarik zinciri yapıları ve finansman kararlarıyla birlikte şekilleniyor. 2030’a kadar küresel elektrikli araç sayısının 250 milyona ulaşması, bunun yaklaşık yüzde 90’ının otomobillerden oluşması bekleniyor.

GIDA-PERAKENDEDE YEŞİL EKONOMİ

WEF’in 2025 raporuna göre, gıda, tarım ve arazi kullanımı alanlarının yeşil ekonomi içindeki payı hızla artıyor. Bu çerçevede, sürdürülebilir tarım, organik ürünler, karbon çiftliği çözümleri gibi alanlardan elde edilen gelirlerin 2030’a kadar yıllık ortalama yüzde 14 oranında büyümesi bekleniyor.

Metro Türkiye Sürdürülebilirlik Grup Müdürü Meltem Pekperdahçı’ya göre enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı, sürdürülebilir tarım ve döngüsel ekonomi uygulamaları gıda-perakende sektöründe kritik öneme sahip. Zira lojistik operasyonlar, soğutma sistemleri ve gıda atığı, sektörün çevresel etkisinin en yoğun olduğu alanlar arasında yer alıyor.

Metro Türkiye, bu dönüşümü somut yatırımlarla iş modeline entegre ediyor. 2050 karbon nötr hedefi doğrultusunda enerji verimliliği projeleri yürütürken, “30 mağazaya 30 MW Güneş Enerjisi Sistemi” yatırımıyla elektrik tüketiminin yüzde 60’ını yenilenebilir kaynaklardan karşılamayı hedefliyor. Elektrikli araçlar ve şarj istasyonları yatırımlarıyla yeşil ulaşımı destekleyen şirket, aynı zamanda gıda atığını döngüsel ekonomiye kazandırıyor, uygulamalar geliştiriyor ve plastik kullanımını azaltmaya yönelik çalışmalar yürütüyor.

Pekperdahçı, önümüzdeki dönemde regülasyonlar, karbon hedefleri ve tüketici beklentilerinin yeşil ekonominin yaygınlaşmasını hızlandıracağını, özellikle tedarik zinciri yönetimi, atık yönetimi ve ambalaj dönüşümünün gıda-perakende sektöründe öncelikli alanlar haline geleceğini vurguluyor.

YEŞİL EKONOMİDE KRİTİK RAKAMLAR

  • 7 TRİLYON DOLAR: BCG’ye göre küresel yeşil ekonomi büyüklüğünün 2030’a kadar 7 trilyon doların üzerinde olması öngörülüyor.
  • %88: UNGC & Accenture tarafından düzenlenen CEO araştırmasına katılanların %88’i sürdürülebilirliğin iş sonuçlarına katkısını güçlü görüyor.
  • 9.6 MİLYON: World Economic Forum, iklimle uyumlu dönüşümün 2030’a kadar 9.6 milyon yeni iş yaratabileceğini tahmin ediyor.
  • %12: 2020–2024 döneminde yeşil gelirler yıllık ortalama %12 büyüdü.
  • 1.3 TRİLYON DOLAR: Yeşil hizmetler pazarı (sürdürülebilir finansman, karbon muhasebesi ve iklim risk yönetimi dahil) 2030’a kadar 1.3 trilyon dolara ulaşabilir (BCG).

 

HAKAN BULGURLU

BEKO’NUN YEŞİL EKONOMİ YAKLAŞIMI

HAKAN BULGURLU
BEKO CEO

  • DEĞER Yeşil ekonomiyi, iş yapış şeklimizi baştan sona şekillendiren; üretimi, büyümeyi ve değer yaratmayı birlikte ele alan bir anlayış olarak tanımlıyoruz.
  • POTANSİYEL Bugün küresel yeşil ekonomi 5 trilyon doları aşmış durumda ve 2030’a kadar 7 trilyon doları geçmesi bekleniyor.
  • YEŞİL YATIRIMLAR Temiz enerji yatırımları 2025’te rekor kırarak 2,2 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Her 1 dolar fosil yakıta karşılık, 2 dolar temiz enerjiye gidiyor. Bu da yeşil dönüşümün artık bir tercih değil, ekonomik bir gerçeklik olduğunu gösteriyor.
  • VERİMLİLİK Yatırımlar açısından Beko, üretimde yenilenebilir enerji kullanımını artırıyor, enerji verimliliği teknolojilerine odaklanıyor ve döngüsel tasarım ile uzun ömürlü ürünler geliştiriyor. Dijitalleşme ve ileri üretim teknolojileriyle süreç verimliliğini artırırken karbon ayak izini azaltıyor.
  • ÖNGÖRÜ Önümüzdeki dönemde yeşil ekonominin ölçekleneceğini, sürdürülebilirlik projelerinin iş modellerinin ayrılmaz parçası olacağını ve verimlilik sağlayan şirketlerin rekabette öne çıkacağını öngörüyoruz.
  • HEDEF Biz bu süreci bir riskten çok, büyüme ve rekabet avantajı fırsatı olarak görüyoruz ve yeşil ekonominin geleceğinde uyum sağlayan değil, yön veren bir rol üstlenmeyi hedefliyoruz.

 

SERKAN KAPTAN

BÜTÜNCÜL DÖNÜŞÜM ZAMANI

SERKAN KAPTAN
TAV HAVALİMANLARI CEO

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; ekolojik ve insani etkileri birlikte ele alan, adil, şeffaf, sorumlu ve bütüncül bir ekonomik dönüşüm. Şirketlerin artan küresel etkisi, etik, uyum, şeffaflık ve hesap verebilirliğe dayalı güçlü yönetişimi temel bir gereklilik haline getiriyor. Biz de faaliyetlerimizin çevresel etkilerini ölçüyor, bu etkileri azaltırken yarattığımız faydayı paydaşlarımız ve içinde bulunduğumuz topluluklarla paylaşmaya odaklanıyoruz. Regülasyonlar, yeşil finansman imkanları ve tüketici beklentileri bu dönüşümü hızlandırırken; belirsizliklerle dolu bu geçiş döneminde gezegenin korunması ve herkes için refahın artırılması artık ertelenemez bir sorumluluk.

 

7 ŞİRKETTE YEŞİL EKONOMİ YATIRIMLARI

  • Tosyalı Holding Son 5 yılda 6 milyar doların üzerinde yeşil dönüşüm yatırımı gerçekleştirdi. GES yatırımıyla enerji ihtiyacının %50’sini güneşten karşılamayı hedefliyor.
  • Garanti BBVA 400 milyar TL’lik sürdürülebilir finansman hedefini planlanandan önce tamamladı; 2018–2029 dönemi için hedefini 3.5 trilyon TL’ye yükseltti.
  • Boyner Kırıkkale’deki GES ile merkez ofis ve seçili mağazaların enerji ihtiyacını karşılayarak yıllık yaklaşık 3 milyon TL tasarruf ve karbon azaltımı sağlıyor.
  • L’Oréal Türkiye Dijital kampanyalarda karbon emisyonunu %40 azaltıyor, ambalajlarda %30 daha az plastik kullanıyor ve su kullanımında %69 tasarruf sağlıyor.
  • Otokoç Otomotiv 3 lokasyondaki çatı GES’ler ve Niğde’deki 17,4 GWh arazi GES ile yılda 8.400 ton karbon salımını engelliyor.
  • Metro Türkiye 30 mağazaya 30 MW GES kurarak elektrik tüketiminin %60’ını yenilenebilir kaynaklardan sağlıyor.
  • Vakıf Katılım 150’den fazla projeye ücretsiz danışmanlık verdi, 62 yatırıma 1,52 milyar TL finansman sağladı.

Yazar: Mehtap Demir

Fast Company Türkiye Yazı İşleri Müdürü

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

madende-oyun-kurucu

“Madende oyun kurucu olacağız”