in , ,

Peak Games ve Türk Girişimciliğinin Yeni Dönemi

Girişimcilik dünyasında neler oluyor?

Sina Afra
Sina Afra

Peak Games’in Zynga’ya 1.8 milyar dolara satılması hepimizi gururlandırdı. Türkiye’den çıkan ilk ‘unicorn’ olmasının yanı sıra Peak, yabancı yatırımcıların iştahının Türkiye ile ilgili yeniden kabarmasını sağlayacak. Getir veya Insider’ın son turları da çok güzel ve değerli turlardı, eminim onlardan da güzel haberleri almaya devam edeceğiz. Ama Peak ile uzun bir aradan sonra büyük bir şirket satışına şahit olduk ve bu, çok ses getirdi.

2013’ten beri ülkemizdeki girişimlere yabancı yatırımcıların ilgisi azalmaktaydı. 2011 ve 2012 senelerini dijital girişimcilerin altın seneleri olarak tanımlamak mümkün. Hatırlıyorum, 2011’de Türkiye’ye gelip girişimcilerle buluşmayan VC şirketi yoktu. Her hafta bir yerde özel yemekler veya toplantılar yapılırdı. Türkiye’de yatırım yapmak “cool” bir konuydu. Herkes Türkiye’nin potansiyelini konuşuyordu.

Sonra ülkemizde olanlar – ki saymakla bitmez, bir tek Godzilla’nın Boğaz’dan çıkışına şahit olamadık – adım adım yabancı yatırım sermayesinin ilgisini sıfırladı. Bunun dip noktası 2017 oldu. Yatırım düzeylerine veya yatırım haberlerine bakınca bariz belli oluyor. Ama 2018’den beri düşüş durdu. 2019’da gerçekleşen Getir veya Insider yatırımları, yeni açan çiçeklerimizin dünyanın dikkatini çekmesini sağladı. Peak Games de 2020 başında bu gruba eklenince, Türkiye yavaş yavaş yeniden bir cazibe merkezi olmaya doğru ilk adımlarını atıyor. Şahsi bir düşüncemi paylaşayım, bence 2022 ve 2023 yeni altın seneler olacak.

Yabancı VC’lerle sürekli görüşmeler içindeyim ve son senelerde bu kadar sorunun geldiğine şahit olmamıştım. Bunun bir nedeni yatırımcıların “Bir şeyleri kaçırıyor muyuz?” hissi (FoMo). Demek ki bu ülkeden unicorn çıkıyormuş diyorlar. Ve genelde bir unicorn’un olduğu yerde başkaları olabilir düşüncesi… Böyle konuşulduğuna ben en son 2011 ve 2012 senelerinde şahit olmuştum. Bu hissi yaratan ana neden Peak ve bu yüzden hepimiz için çok değerli.

Peki sadece bir şeyleri kaçırmaktan korktukları için mi yabancı yatırımcılar bize yatırım yapmayı düşünüyorlar? Bir önemli neden daha var. Son senelerde Türkiye’den çıkan girişimler iki konuda farklı hareket etmeye başladılar.

Birincisi, sermaye girişleri az olduğundan az sermaye gereken işlere yoğunlaştılar: Oyun sektörü, dijital pazar yerleri, SaaS şirketleri veya FinTech’in bazı türevleri gibi. Zaten yatırımcı, sermaye ihtiyacı yoğun işleri çok sevmiyor. Doğal olarak Türkiye’de yoğun bir rekabetin içinde bulunan ve bu kaslarını kuvvetli tutan bir kuşak girişim büyüdü. Aslında bu tam da yatırımcının istediği tarzda bir girişimci.

İkinci bir neden daha var. Eski kuşak dijital şirketler yurt dışını düşünmezdi. Öyle bir vizyon yoktu. 2009 yılında Markafoni yurt dışına açılan ilk Türk internet şirketi olmuştu. Bugün ise tüm girişimcilerimiz global düşünüyor. Hem döviz kazanmak iyi bir motivasyon hem de asıl pazarın dünya pazarı olduğunu biliyorlar. Örneğin Gram Games veya Peak Games ilk günden beri dünya pazarlarına hitap ettiler. Veya Insider – ciddi bir şekilde global bir ayak izine sahip. Bunlara bugün daha çok örnek vermek mümkün. Yukarıdaki ilk kategoride yer bulamayan Getir, (çünkü sermaye yoğunluğu var) İstanbul’dan sonra ikinci şehrini yurt dışında açacağını duyurdu.

Yatırımcılar yolda ve doğru kurguları bulmak için arayışlarına başladılar bile. Türk girişimcileri için yeni bir dönem açılıyor. Artık eskiden ne olduğunu hatırlamak yerine, girişimcilik dünyasının yeni kahramanlarının sahne alacağı, uluslararası bir dünyada bayrağımızı tahmin edemeyeceğimiz zirvelere taşıyacak yeni bir kuşağın ve yeni hikayelerin ortaya çıkışına şahitlik edeceğiz.

GIDA GİRİŞİMCİLİĞİ HEP VARDI, HEP OLACAK

Tarihin en başarılı liderlerinden, dünyaca ünlü imparator Napolyon Bonapart’ın aslında çok bilinmeyen bir özelliği daha var: Gıda sektöründeki etkisi bugün hâlâ süren bir buluşa aracılık etmiş olması. Napolyon 1795 yılında, yüzyıllardır çözülemeyen “Gıdayı uzun süre saklayabilme” sorununa çözüm bulacak ve böylece ordusunun, düşmanları karşısındaki gücünü artıracak kişiye 12 bin frank ödül vereceğini duyurdu.

Bu sorunun çözümünü yaklaşık 10 yıl sonra, Fransız şekerlemeci Nicolas Appert buldu. Appert’in gıda maddelerini hava almayan kavanozların içine koyarak ısıtmak, kaynatmak ve yine hava almayacak şekilde saklamak üzerine kurulu sistemi, bugün, gıdaları taze tutmamızı sağlayan konserve teknolojisinin atası oldu. Halen Appert’in anısına bu işleme “apertizasyon” dendiği de oluyor.
Appert’in bu basit yöntemi hızla yaygınlaştı ve ilk patenti İngiliz tüccar Peter Durand tarafından teneke kutuda uygulanmış haliyle alındı ancak halen seri üretimde kullanılamıyordu çünkü kutuların açılması çok zordu. Burada devreye başka bir girişimci, İngiliz Robert Yeates girdi ve konserve açacağını icat ederek bu sorunu çözdü.

Gıda sektörü tarih boyunca tüketici ihtiyaçlarına yanıt vererek ve onların sorunlarına yenilikçi çözümler üreterek ilerledi. Örneğin en başta askerlerin gıda ihtiyaçlarını kolay ve hızlı bir şekilde karşılamak için üretilen hazır gıdalar, sonrasında herkes için üretilmeye başladı. Hızlı, ucuz ve zahmetsiz gıdanın önemini kavrayarak en başarılı girişime imza atanlardan biri, McDonald’s’ı kuran Richard ve Maurice kardeşler oldu.

Tüketici ihtiyaçlarından ilham alan gıda sektörünün yolu teknolojinin desteğiyle yapılan büyük sıçramalar ekseninde şekillendi. Buzdolabı, alüminyum folyo, mikrodalga fırın derken yakın zamanda internetten yemek siparişi vermeyi mümkün kılan girişimlerin de katkısıyla bu sektörün yolu kaçınılmaz şekilde dijital dünyayla da kesişti.

Dünyanın en büyük ve en geniş coğrafi dağılıma sahip sektörlerinden biri olan gıda sektöründeki dönüşüm hiçbir zaman durmadı. Bugün ise dünya genelinde artan şehirleşmenin getirdiği metropol yaşam tarzının zorluğunun artması, yemek yapmaya ayrılan zamanın azalmasıyla birlikte tüketilen gıdanın güvenilirliğine ve kalitesine dair kaygılar da hızla artıyor. Bir zamanlar gıda sektörünün süper starı olan hazır gıdalar artık hızla gözden düşerken; üreticisi bilinen, taze ve organik ürünlere yönelik ilgi ise tırmanışta. Bu talebi görebilen şirketler ve girişimler ise çoktan çağımızın bu ihtiyaçlarını karşılamak için çözümler üretmeye başladı bile.

Diğer yandan, gıda sektörüne yön veren dinamikler arasında yapay zeka ve robotik gibi dijital çağın vazgeçilmez teknolojileri de bulunuyor. Örneğin İngiliz online süpermarket şirketi Ocado, her 2 saniyede 1 teslimat gerçekleştiriyor. Şirket, her geçen gün artan talebi karşılamak için web sitelerindeki 50 bin ürünün her birini tanıyıp, müşteriye gönderilmek üzere raftan indirebilecek yeni bir robot geliştiriyor. Yapay zeka sayesinde bu robot, vakumlu koluyla gereken ürünü en iyi şekilde kavrıyor ve sensörlerini kullanarak ürünün hiçbir şekilde ezilmemesini sağlıyor.

Birmingham’daki Magic Candy isimli şekerleme şirketi, üç boyutlu yazıcıları kullanarak kişiye özel şekerlemeler üretiyor. Los Angeles’taki Caliburger’da hamburgerleri kamera, termal tarayıcı ve lazer teknolojilerinden faydalanan Flippy isimli bir robot hazırlıyor. San Francisco’daki Memphis Meat isimli şirket, hayvan dokusu oluşturabilen kök hücrelerden faydalanarak laboratuvar koşullarında et üretiyor. Türkiye’deki Fazla Gıda isimli girişim, satılamayan gıdaların değerlendirilmesini sağlayarak gıda israfını önlemeyi amaçlıyor. Bu örnekleri sayfalarca sıralamak mümkün.

Kısacası bence gıda sektörü girişim ekosisteminin ve geleceğin en önemli sektörlerinden biri. İnsanlık var oldukça ortadan kalkmayacak olan beslenme ihtiyacı, çağlar geçtikçe değişen ihtiyaçlara göre şekil değiştirmeye de devam edecek. Artık bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz, tüm bir öğünün bir tane hapa sığdırılacağı günler hiç kimseye eskisi kadar uzak görünmüyordur sanırım. Bu arada favori gıda girişimim “Impossible Foods”, tamamen vejetaryen olan -ama isterseniz kanlı- etler üretiyorlar.

Son okuduğum kitap Eric Ries’in “The Startup Way” kitabıydı. 2017’de yayınlanmasına rağmen ancak yeni okuyabildim.

Kitabın ana mesajı modern şirketlerin girişimcilikten neler öğrenebilip, uzun vadeli kültür değişimi ve hızlı büyüme yaratabilecekleri.

Genelde girişimciliğin tek taraflı övüldüğü yayınlar bana hitap etmez. Sonuçta doğruya giden tek bir yol değil, sayısız yollar var. İlk başta bu gözle okuyordum ama Eric Ries’in çok güzel bir çizgi seçtiğini söylemem lazım. Ne girişimcilikten öğrenebileceklerinizi abartıyor ne de büyük şirketleri batırıyor. Onun için deneyimler temelli, çok pratik örnek veren bir kitap ortaya çıkmış.

Burada Eric Ries’in kuvvetli lisan kullanımı ve kendisinin deneyimleri çok iyi bir etken.

Eğer bu kitabı beğenirseniz, zamanında sadece Kickstarter üzerinden satılan diğer kitabını da tavsiye ederim (The Leader’s Guide). Bu kitabını “The Startup Way”den daha evvel okumuştum ve çok beğenmiştim. Toplamda 9.677 adet üretilmişti.

Yazar: Fast Company Türkiye

©Fast Company Dergisi, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş. tarafından Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun şekilde yayınlanmaktadır. Fast Company’nin isim hakkı ABD’de Mansueto Ventures’a, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş.’ye aittir. Dergide yayınlanan yazı, tablo, fotoğraf ve görsellerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Doğuştan çevik şirket

Nuri Cem Erbak: En iyi alışkanlıklarım