
Günümüz dünyasında iletişim büyük oranda uygulamalar aracılığıyla sağlandığı için markaların bu ortamda tüketicisiyle nasıl derin duygusal bağlar kurabileceği sorusuyla çok karşılaşıyorum. İletişim, benim 4 “I” diye tanımladığım bileşenlerden oluşuyor: Bilgi, Talimat, Etki ve İlham (Information, Instruction, Influence, Inspiration).
Hem gerçek hem de yapay bilgi içinde boğuluyoruz. Ne yapacağımızın söylenmesinden yorulduk. Derin duygusal bağlar, etki ve ilhamla tetiklenir. Tüketiciler, onları etkilediğinizde 10 üzerinden 6, ilham verdiğinizde ise 10 üzerinden 9 oranında etkileşim kurarlar.
Bugünlerde bilgiyle 10 üzerinden 1 gibi çok düşük bir seviyede, talimatla ise 10 üzerinden 2 seviyesinde etkileşim kuruyorlar. Markaların çoğu, bilgi ve talimatın düşük etkileşim alanlarına aşırı angaje oluyor ve bunlar başarısızlığa mahkûm. Kısacası ‘mantık ötesi sadakat’; etki ve ilham verici iletişimlerle yaratılır.
KAYGILAR DÜNYASINDA BAŞARI
İnsanlar özellikle son yıllarda belirsizlik, kaygı, korku ve karamsarlıkla boğuşuyor. Aynı zamanda neredeyse her şeye karşı bir güven eksikliği de yaşanıyor. Politikacılara, ruhani liderlere, iş liderlerine, yöneticilere, sendikalara güvenmiyoruz. Pek çok markaya güvenmiyoruz. Pek çok “influencer”a da güvenmiyoruz. Bu ortamda, başta özellikle arkadaşlarımız ve ailemiz olmak üzere en yakınlarımızda güven ve itimat aramak doğal.
Markalar, bizi tüketiciye ve onların güvendikleri kişilere olabildiğince yakınlaştırmak için daha fazla çaba sarf etmeli. Bu da patronun marka değil, tüketici olduğu anlamına geliyor. Anahtar; tüketicilere ilham vermektir; onları sadece bilgilendirmek veya yönlendirmek değil.
KALICI OLMANIN FORMÜLÜ
‘Aşk Markaları’, yalnızca ‘mantık ötesi sadakat’ yaratarak ve yeni tüketicileri inandıkları bir harekete katılmaya ikna ederek özel kalabilir. Tüketicileri, (her gün) dikkatle dinlemeli, merak ederek kendilerine tekrar âşık olmaları için onları etkilemeli ve ilham vermeliler; böylece pazarlama sürecine insan yaratıcılığını ve inovasyonu katabilirler.
Bu arada ben yapay zeka ve yaratıcılığın bir arada var olabildiğini de görüyorum. İnsanlar merakla hareket eder ve bu da yaratıcılığa yol açar. Sorular sorar ve cevapları sorgularlar. Yapay zeka size hayal bile edemeyeceğiniz tüm veri analizlerini ve bilgileri sunuyor. İnsanlar da bunları alıp anlamlı içgörülere, keşiflere ve ilham verici yaratıcı çözümlere dönüştürebilirler.
Z KUŞAĞINI NASIL KAZANIRSINIZ?
- Z kuşağı, bir markadan daha büyük bir şeyin yani bir hareketin veya kendilerinin önemsediği konulara önem veren bir topluluğun parçası olmak istiyor. Bu unutulmamalı.
- Onlar için fiyat çok da önemli değil. Tıpkı bu nesil için bir şeye sahip olmanın bir hedef olmadığı gibi…
- Z kuşağı, markanın hayatlarının bir parçası olmasını istiyor. Marka onları anlıyor mu? İhtiyaç duyduklarında onların yanında mı? (Ve ihtiyaç duymadıkları zamanlarda yanlarında değil mi?)
- Marka, konuşmayı teşvik ediyor ve kolaylaştırıyor mu? Yoksa tüketicisini dinlemek yerine nutuk mu atıyor?.
Sorularınızı iletmek için: [email protected]
YAZARIN DİĞER YAZILARI:


