in , ,

Bir startup’ta çalışmak ve hayatta kalmak

Girişimcilik dünyasında neler oluyor?

Sina Afra
Sina Afra

Yazılarımın çoğu girişimci olmak, bir startup’a yatırım yapmak, ortaklıkların önemi hakkında. Ama bir startup’ın en değerli varlığı çalışanları olduğundan, onlardan bahsetmemek olmaz.
“Bir startup nedir?” sorusuna bu yazıda girmiyorum. O kadar çok tanım var ki… Genel olarak benim startup diye tanımladığım yapılar bir şeyi değiştirmek için yola çıkan, arayışta olan, teknoloji kullanan şirketler. Kısacası dünyayı değiştirmek hayali ile yanıp tutuşanların şirketlerinden ve onlara inanıp orada çalışanlardan bahsedeceğim.

Öncelikle, startup’lar karışıktır. Her şey her zaman değişebilir. Eğer bir startup ilk işiniz olursa, bunu bu kadar hissetmeyebilirsiniz ama kurumsal bir yapıdan bir startup’a geçtiğinizde, bunu iliklerinize kadar hissedeceksiniz.

Her startup değişiktir
Baştan startup’ınızın bulunduğu aşamayı iyi anlamanız gerekiyor. Bu konuda Reid Hoffman’ın Blitzscaling kitabında güzel bir tanım var: 10 çalışana kadar “aile”, onlarca çalışan olunca “kabile”, yüzlerce çalışan olunca “köy”, binlerce çalışan olunca “şehir” ve on binlerce çalışan olunca bir “ulus”. Türkiye’deki çoğu startup aile veya kabile düzeyinde. Kendi deneyimlerime dayanarak şunu eklemek istiyorum – çalışan sayısı 130-150 civarını geçtiğinde samimi hava yavaşça kaybolmaya başlıyor ve bulunduğunuz çekirdek ekibin önemi daha ön plana çıkıyor. Onun için kendi ortamınızı doğru değerlendirmeniz için startup’ın bulunduğu aşamayı net bir şekilde anlayın.

Girişimci kilit bir roldedir
İki, bir startup demek biraz da girişimci demek. Yukarıdaki tanımlardan yola çıkarsak ve 10 kişilik bir aile gibi bir startup’a başlarken, girişimciyle bir iş görüşmesi yapmazsanız, lütfen orada işe başlamayın. Daha büyük çalışan sayıları olunca anlarım ama benim için startup’ın başındaki girişimci(ler) için en önemli konu, istihdam olmalı. Bu konu bu önemi vermediklerinde genelde hayatlarında başka bir odak noktası oluyor.

Sayılar yalan söylemez
Bir startup’ta çalışıyorsanız en çok duyacağınız soru “Neden?” olacak. Herkesin her şeyi söylediği bir ortamdasınız. Şahsi bir fikir veya bir pozisyon arasındaki fark, konunun nedenlerinden ortaya çıkıyor. Onun için “Sayılar yalan söylemez” diyerek bu sorgulamalara hazır olun. Argümanlarınızı ya sayılara dayandırın veya dünyadaki başarılı örneklere. Sayılar yalan söylemez – verilerinize hâkim olmanız lazım. Verilerin size anlattığı hikayeler ve gerçekler doğrultusunda her şeyi her gün sorgulayın. Bunu yapamıyorsanız herkes sizin görüşünüze saygı duyacaktır ama sizin şahsi görüşünüz olarak rafa kaldıracaktır.

İletişim başka bir meziyet
Şöyle ki, startup’larda genelde kurumsallara göre çok daha az toplantı oluyor. Yani bir startup’a başlarsanız, etrafınızı toplantı istekleri ile yıldırmayın. Çoğu konular iki kişi arasında çözülebiliyor. İyi bir çözümse, herkesin destek vereceğinden emin olabilirsiniz. Toplantılar dışında startup’larda uzun mailler genelde az oluyor. Hatta mail yerine Slack ve benzerleri geçiyor. Bir de yazılımcılarla çalışıyorsanız, onların uzun mail çok okumadığını söylemeden geçemeyeceğim. Başka bir yerde öğrendiğiniz iletişim kurallarını startup’lara uygulamayın.

Bir mentor bulun
Kendinizi geliştirmek için bu bence önemli. Hatta girişimcinin kendisi için de önemli. İyi bir mentorluk orta seviye bir yönetim kurulundan daha değerlidir. Onun için bir startup’ta çalışmaya başlarken, kendinize ya şirket içinden ya da şirket dışından bir mentor bulun. Dertleşin, başarılarınızı ve korkularınızı paylaşın. Ne kadar yararlı olduğunu kendiniz kısa bir sürede fark edecekseniz.

Paylaşarak büyümek
Rekabet yerine iş birliği içinde olun. Bu konu hem şirket içi hem şirket dışı için geçerli. Şirket içinde rekabet ortamı yaratmayın. Emin olun bunun faturası bir startup’ta size çıkar. Bir startup’ta rekabete dayalı bir davranışla bir “kariyer” yapamazsınız. Artı, bir startup’ın kendisi de başka startup’larla rekabet içinde değil, iş birliği içinde olmalı. Örneğin ben dünyada Tiko ile aynı işi yapan tüm startup’larla görüşüyorum, dertleşiyorum ve beraber çözüm bulmaya çalışıyorum. Startup kültürünün en önemli parçalarından biri paylaşarak büyümektir.

Ekosistemin bir parçası olun
Ekosistem aynı işi yapan startup’lar olabilir veya aynı konunun uzmanları. Bunu siz tanımlıyorsunuz ama iletişimde kalmanız önemli. Hem ekosistemden mentorluk alabileceksiniz. Hem aynı sorunlar üzerinde uğraşan insanlarla fikir alışverişi yapmak kadar zevkli bir şey yoktur. Uzun vadede hem sizin için yeni kariyer olanakları açılabilir, hem de siz yeni elemanları ekosistemden işe alabilirsiniz. Networking önemli yani.

Oyun ne kadar kaotik olsa da, durmak yok
Durduğunuz an, kaybetmeye başladığınız an oluyor. Bir startup ilk başta çocukların futbol oynamasına benzer – yani sahadaki herkes topun peşinde koşar. Ama profesyonel liglere baktığınızda takımların taktiği bellidir, herkes görevinin bilincindedir. Maç öncesi büyük analizler yapılmıştır, hem karşı takım hakkında hem kendi oyuncularınız hakkında. Bir startup elemanı olarak her şeyi her gün sorgulayarak girişiminizi herkesin topun peşinde koştuğu bir yapıdan çıkarmanız gerekiyor. Bu her şeyi her gün sorgulamak sizi hafif paranoyak yapıyor ama inanın bana, deneyimle sabittir, başarıya giden yol buradan geçiyor.

Dalkavuklardan uzak durun
Size tanıyan ve seven insanlar tabii ki her zaman size karşı nazik ve yapıcı olmak isteyeceklerdir. Bundan daha doğal bir şey yok. Onlardan gelen geribildirimleri bu filtreyle algılamanız lazım. En yakın çevreniz size en çok dokunan insanlar olacaktır. En çok geribildirim de onlardan gelecektir. Eğer onlardan gelen övgü dolu yorumlara inanırsanız, bu sizi tembelleşmeye iter. Onun için bu geribildirimleri ne olduğunu hiçbir zaman unutmayarak, kabul edin: Sizi motive etmeye yönelik yorumlar.

Ve işler kötüye giderse…
“Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder de kimse kendinin kötüye gittiğini kabul etmez”. Bu doğru cümle yine Tolstoy’dan. Ve çok doğru. Bir şekilde her zaman bir şansımız daha olduğuna inanırız. Tabii ki olumlu düşünürüz. Biraz daha dayanırsak, bu işin üstesinden geleceğimizi düşünürüz. Ama sayılar ve veriler yalan söylemez, onların anlattıklarına bakmakta bir fayda var. Görünen köy de kılavuz istemez. Sürdürülemeyecek bir aşamaya gelirseniz, yapmanız gerektiğini yapın, ve başarısızlığı kabul edin. Bunda hiç kötü bir şey yok. Tam tersine Dalai Lama’nın “Eğer kaybederseniz, öğrendiklerinizi kaybetmeyin” sözlerini hatırlamakta fayda var. Yaşadığınız her şey bir sonraki yapacaklarınız için son derece değerli bir altyapı oluşturuyor. Önünüze bakın. Geçmişe takılmayın.

Bu yukarıdaki başlıklar sizi heyecanlandırdı mı? O zaman sizin yeriniz startup. Yukarıda yazılanlar size garip geliyorsa, büyük bir şirkette başlamanız faydalı olabilir. Benim naçizane tavsiyem, kalbinizin sizi çağırdığı tarafa gitmeniz. O kadar değişik kriter var ki. Analiz ederek bu ikilemin içinden çıkamayacaksınız. Bir startup’a bir şans verin ve oranın müziğiyle dans etmeye başlayın. Hoşunuza giderse, hayatınız boyunca unutmayacağınız bir dönem olacağından kuşkunuz olmasın. Eğer hoşunuza gitmezse, büyük şirketlerin biraz daha deneyimli birini işe almaktan mutluluk duyacağına emin olabilirsiniz.

Yazıda bahsi geçen Reid Hoffman’ın “Blitzscaling” kitabından bahsetmek istiyorum.

Öncelikle, Reid Hoffman ABD’deki en başarılı girişimcilerden biridir. İçinde bulunduğu startup’ların dünyayı değiştirdiğini söylemek mümkün – en başta Paypal ve Linkedin geliyor. Bugün Greylock Venture Capital’in ortaklarından biri. Kendisi aynı zamanda PayPal mafyasının bilinen üyelerinden biridir. Kısacası 20 seneyi aşkın bir şekilde startup dünyasının içinde ve yön verenlerden biri. Şahsen tanıyorum ve çok mütevazı biri olduğunu eklemeden geçemeyeceğim.

Kitabına gelince, öncelikle başlığın müdavimi olduğumu itiraf etmem lazım. İngilizceye uyarlanmış Alman kelimelerin benim üstümde her zaman bir cazibesi olmuştur.

Blitzscaling, “Yıldırım hızında ölçeklenme veya büyüme” diye tercüme edilebilir. Kitabın ana tezi hızlı büyümenin verimli büyümeden daha önemli olduğu konusunda. Bunun ana nedenlerinden bence en önemlisi startup’ların belirsizlik içinde olmasından dolayı verimliliğe daha geç bir aşamada geçmeleri gerektiği tezi. Bu tezi ve bunun getirdiği sonuçları çok güzel bir şekilde anlatıyor. Bunu yaparken startup dünyasını tanımlamaya çalıştığını gözlemliyoruz. Verdiği örnekler deneyimlerine dayalı olduğu için rahat okunur bir kitap. Her zaman tavsiye ederim.

Yazar: Fast Company Türkiye

©Fast Company Dergisi, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş. tarafından Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun şekilde yayınlanmaktadır. Fast Company’nin isim hakkı ABD’de Mansueto Ventures’a, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş.’ye aittir. Dergide yayınlanan yazı, tablo, fotoğraf ve görsellerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni para gerçekleri

emre-meric

“Hedefimiz sosyal medyaya doğanlar”