Hayat Kimya, 8 ülkede, 28 üretim tesisi ve 10 bini aşkın çalışanıyla faaliyet gösteren global bir şirket… Şirketin Global Teknoloji Direktörü Tanzer Zeytinoğlu, dünya çapında faaliyet gösteren bir yapı olarak “iş sağlığı ve güvenliğini”, tüm operasyonlarının merkezinde konumlandırdıklarını söylüyor. “Bu konuyu yalnızca yasal bir gereklilik olarak değil, sürdürülebilir büyümenin ve kurumsal sorumluluğun ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyoruz” diyen Zeytinoğlu, sorularımızı yanıtlarken, önemli mesajlar veriyor:
İŞ GÜVENLİĞİ YAKLAŞIMIMIZ
İş sağlığı ve güvenliğini, ‘önce insan’ yaklaşımımız doğrultusunda proaktif bir vizyonla yönetiyoruz. Statik bir yapı yerine; veriyi odağına alan, potansiyel riskleri henüz ortaya çıkmadan öngören ve kendini sürekli güncelleyen akıllı bir sistemle operasyonlarımızı sürdürüyoruz.
Global Teknoloji Geliştirme ekibi olarak iş sağlığı ve güvenliği alanındaki rolümüzü; teknolojinin sunduğu olanaklarla süreçleri dijitalleştirmek ve operasyonel standartları en üst seviyeye taşımak olarak tanımlıyoruz. Kritik kararları subjektif inisiyatiflerden arındırarak sistem güvencesine alıyoruz. İSG birimlerimizle sinerji içinde çalışarak, iş sağlığı ve güvenliği süreçlerini dijital dönüşümün hızıyla daha güçlü, şeffaf, izlenebilir ve sürdürülebilir bir yapı haline getiriyoruz
TEKNOLOJİYLE FARK YARATMAK
Çok uluslu ve çok lokasyonlu bir organizasyon olarak, tüm operasyonlarımızda standart ve sürdürülebilir bir İSG yaklaşımı sağlamak bizim için kritik öneme sahip. Özellikle üretim ve lojistik operasyonlarında, farklı risk dinamiklerinin aynı anda yönetil- mesi bu süreci daha da kompleks hale getiriyor.
Bu kapsamda, İSG konusunda tesislerdeki en önemli potansiyel risk kalemlerinden biri olan ‘forklift-yaya etkileşimini’ minimize etmek adına UWB (Ultra Wideband – Ultra Geniş Bant) teknolojisini kullanmaya başladık. Hayata geçirdiğimiz ‘Forklift-Yaya Güvenliği’ projesiyle, forklift ve çalışanlar arasındaki mesafeyi anlık olarak takip edebiliyor, riskli yakınlaşmalarda otomatik uyarı ve müdahale mekanizmalarını devreye alabiliyoruz.
Elbette bu dönüşüm, kullanılan ekipmanların da teknolojik olarak bu sistemlerle uyumlu olmasını gerektiriyor. Geldiğimiz nokta itibarıyla, bu sistemleri dünya genelindeki 28 fabrikamıza yaygınlaştırarak, 10 bini aşkın çalışanımız için çok daha güvenli bir çalışma ortamı oluşturmayı hedefliyoruz. Teknolojiyi burada sadece destekleyici bir araç olarak değil, doğrudan riskleri minimize eden aktif bir güvenlik katmanı olarak konumlandırıyoruz.
TRIO MOBİL NİYE SEÇİLDİ?
Trio Mobil ile iş birliğimiz sahadaki ihti- yaçlarımızı daha esnek ve ölçeklenebilir teknolojik çözümlerle karşılayabilme arayışımızla başladı.
Özellikle ambar operasyonlarımızda karşılaştığımız, geleneksel dairesel alan (zone) uygulamalarının sahadaki dinamik yapıya yeterince uyum sağlayamaması, bizi alternatif çözümler aramaya yönlendirdi. Trio Mobil’in geliştirdiği “Flex Zone” yaklaşımı, bu noktada ihtiyaçlarımıza doğrudan cevap veren yenilikçi bir çözüm sundu. Mersin fabrikamızda pilot olarak hayata geçirdiğimiz bu uygulama, saha gerçekliğine uyum sağlayabilen esnek yapısı sayesinde kısa sürede somut faydalar sundu. Bu başarı, çözümün diğer lokasyonlara yaygınlaştırılması için de güçlü bir referans oluşturdu.
Bu iş birliğinde bizim için en belirleyici unsur; Trio Mobil’in yalnızca teknoloji sunan bir çözüm ortağı değil; aynı zamanda sahayı anlayan, ihtiyaçlara göre çözüm geliştirebilen ve global ölçekte uygulama deneyimine sahip bir iş ortağı olmasıydı.
ÇALIŞANLAR VE GÜVENLİK KÜLTÜRÜ
Her dönüşüm sürecinde olduğu gibi, özellikle lojistik operasyon- larımızdaki çalışanlarımız bu değişime başlangıçta temkinli yaklaştı çünkü yeni sistem, alışılmış çalışma hızlarını ve davranış biçimlerini yeniden şekillendirmeyi gerektiriyordu. Süreç ilerledikçe, uygulamanın doğrudan çalışan güvenliğini artıran etkisi daha net görülmeye başlandı ve adaptasyon süreci hızlandı. Bu noktada iletişim, eğitim ve saha geri bildirimleri kritik rol oynadı.
Bugün geldiğimiz noktada, teknolojinin güvenlik kültürümüze katkısını iki temel başlık altında net şekilde gözlemliyoruz: Forklift ve çalışanlar arasındaki mesafe ihlallerinin anlık ve veri bazlı olarak izlenebilmesi sayesinde riskli davranışları analiz edebiliyor ve önleyici aksiyonlar alabiliyoruz.
Görüntü işleme teknolojileri ile desteklenen sistemler sayesinde sahadaki İSG uygunsuzluklarını anlık olarak tespit edebiliyor, kayıt altına alabiliyor ve sürekli iyileştirme döngüsünü besleyebiliyoruz.
Bu sayede İSG, yalnızca kurallarla değil; veri, teknoloji ve farkındalıkla desteklenen canlı bir kültür haline geliyor.


