in , , ,

“Kredide normale dönüş enflasyona bağlı”

Türkiye Finans Genel Müdürü Murat Akşam, finansa erişimin en zor olduğu bir dönemde bile Türk şirket ve esnafının hızlı büyümek istediğini söylüyor. Akşam’a göre bu dönemde “hızlı değil, sürdürülebilir” büyüme çok daha büyük önem taşıyor. Sorularımızı yanıtlayan Murat Akşam, üreticilerdeki “Eyvah iş kaçacak” endişesinin yersiz olduğu görüşünde. Aksine, kredi faiz maliyetlerindeki iki kat artışına karşılık küçülmek gerektiğini savunuyor…

kredide-normal-donusum

YAZI: TALAT YEŞİLOĞLU

Türkiye’de uzun yıllardır bankalarla ilgili çeşitli varsayımlar, onların deyimiyle “yanlış algılar” var. Türkiye Finans Genel Müdürü Murat Akşam, bu algıları iki bölümde değerlendiriyor ve hızlıca bunların toparlanması gerektiğinin altını çiziyor. İlk sıraya, bankaların kârlarını, para kazanmak için çalıştıklarına yönelik eleştirileri koyuyor. Ona göre, bankaların yaşayabilmesi için para kazanmaları gerekiyor. Bunun yolu da kredi ve fon kullandırmaktan geçiyor. Aksi halde varlık nedenleri ortadan kalkar. Hiçbir banka genel müdürü de “Ben kredi, fon vermeyeyim, paranın üzerine oturayım” diyemez.

Murat Akşam’a göre, bankacılık, Türkiye’de en regüle sektörlerin başında geliyor. Bankalar, BDDK ve TCMB’nin koyduğu kurallar çerçevesinde kredi, fon, katılım finans tabiriyle finansman kullandırıyor. Bankacılık sektöründe öz kaynak payı yüzde 10-15’lerde. Akşam, “Geri kalanı da dış kaynaktır. Dış kaynak da, halkın, yani mevduat sahibinin parasıdır. Dolayısıyla, biz müşterilerimize emanet parayı veriyor ve bu kaynakları bizim doğru yerlere, kurumlara, kişilere kullandırmamız gerekiyor” diye konuşuyor.

Akşam, BDDK ve diğer kurumların da bu amaçla oluşturulduğunu, toplanan fonların yanlış yerlere kullanılmasını engellediklerini söylüyor. Geçmişte bunun örneklerinin yaşandığı, önlemenin yolunun da “sağlıklı bilançodan” geçtiğine dikkat çeken Murat Akşam, yeni dönemi, iş dünyasının fon/kredi kullanımlarını ve şirketlerdeki gözlemlerini paylaştı:

SON İKİ YILIN BİLANÇOSU

Hatırlarsınız, 2 yıl önce de düşük oranlarla çok kredi kullandırma baskısı vardı. O dönemde de şirketler “kredi alalım” dediler. Kredi alanların bir bölümü şirketlerine koydu, bazıları da kişisel yatırımı tercih etti. Bunun sonucunda da şu anda yaşadığımız enflasyonist sürece gelindi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in göreve gelmesiyle beraber enflasyonu düşürmek için faiz oranlarını yükselterek tüketimi azaltma kararı alındı. Bu politikalar doğrultusunda enflasyon yavaş yavaş da olsa düşüyor.

TCMB’nin yabancı para kredilerde yüzde 0.5, TL kredilerde aylık yüzde 1.5 büyüme sınırı var. KOBİ tarafında ise aylık sınır yüzde 2.5’e çıkarıldı. Bütün bankalar haklı olarak pazar payını korumak için daha fazla kredi kullandırmak istiyor.

Dolayısıyla finansa erişim zor ama bu durum bankalardan kaynaklanmıyor. Aksine, bankalar da kredi kullandırmak istiyorlar ama düzenlemelere uymak zorundalar.

GEVŞEME BEKLENTİSİ VAR MI?

Kredilerde gevşeme olması için, enflasyonda belirli bir düşüşe ihtiyaç var. İki yıl öncesini anımsayalım; fiyatlar yükselecek diye herkes krediye yüklendi ve mal aldı. Ben Anadolu’da bir mobilyacının önünde 7 otomobil gördüm. Nasılsa fiyatları artacak diye otomobil almış, mobilya mağazasından çok oto galeriye dönüşmüş.

Herkes doğal olarak varlığını korumak ve iyi getiri sağlamak istiyor. Örneğin, şu anda “yüzde 50 faiz var” deniliyor ama bu orana herkes erişemiyor. Bu kez de ya altına, ya konuta gidiliyor. Örneğin, hisse senedine gitmiyoruz, bir ara gidildi, ardından bırakıldı.

Geleneksel olarak Türk insanı, enflasyondan korunmak için “mal almayı” tercih eder. Esnaftan büyük sanayiciye kadar kredilerin düşük olduğu dönemde herkes mal aldı. Bu da kredilerin gevşek olduğu bir dönemde enflasyonu patlatan bir unsur oldu. Bu yüzden 2026’da enflasyonda kalıcı bir düşüş olmadan pek gevşeme beklemiyorum.

BİZİM FARKIMIZ NEREDE?

Bizim kurum olarak iki temel anlayışımız var: Öncelikle üretimi desteklemek istiyoruz. Bunun yanı sıra insan odaklı bankacılık yapma vizyon ve misyonumuz var…

Dolayısıyla saha ekiplerimiz, üretici ve ihracatçıları sürekli olarak ziyaret ederek, onları müşteri yapmaya çalışıyor. Bu alandaki pazar payımızın, genele göre daha yüksek olması da stratejinin işe yaradığını gösteriyor.

Katılım bankacılığında rotatif kredi yoktur. Dolayısıyla, müşteriye ertesi gün “faizi artırdım, istersen öde, istersen devam et” diyemeyiz. Bizim mal ve hizmet alımını, ödeme yeri ile kaynağını görerek müşterinin nakit akışına göre hizmet sunma sistemimiz var. O yüzden, üretici ve sanayicilere gidiyoruz.

Aslında bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de şirketlerin önemli bölümü borçtan dolayı sorun yaşamıyor. Esas sorunu nakit akışını yönetememek oluşturur. Biz de hep bu katkıyı vermeye çalışıp, nakit akışına yönelik finansman desteği sağladık.

İKİ KRİTİK ÖRNEK!

Bu çalışmalara karşılık iki somut örnek verebilirim. Birincisi, bizim aktif büyüklüğüne göre yüzde 1.2 civarında pazarımız var. Tüzel firmalardaki pazar payımız ise yüzde 5-6’lara çıkıyor. Bu, yarattığımız farkı da ortaya koyuyor.

İkincisi de, sağlıklı yönetim nedeniyle, ‘tahsili gecikmiş alacaklar’ alanında oranı en düşük bankayız. Dolayısıyla biz bu süreci sağlıklı bir şekilde yönettik, müşterilerimizi de mutlu ettik. Şikayet amaçlı söylenen, “Yağmurlu günde şemsiyeyi aldı” durumu, bizde olmadı.

Bizim buradaki yaklaşımımız şöyle: Ekosistemin başına, en tepeye büyük kurumsal firmaları koyuyoruz. Onun altında olan, yani büyük kurumsal firmalara mal satan kuruluşları da, tedarikçi finansman yöntemiyle rahatlatma yoluna gittik. Bu şirketlerin sattığı yer ve alacakları belli… Büyük şirketlerle birlikte bu kuruluşların nakit akışlarına rahatlık sağlamaya çalıştık.

Tedarikçi ana firmaya malını sattığının ertesi günü biz ödemeyi yaptık, böylece finansman sıkıntısı yaşamadan üretimine geçebildi. Büyük firma da o ürünü sattıktan sonra ödemesini bize yapıyor.

Onun dışında, özellikle KOBİ müşterilerimize, nakit akışı konusunda danışmanlık yapıyoruz. Güven ilişkisi sağlayarak, danışmanlık ve fon desteği vererek devam ettik. Bu süreçte esnek ürünler geliştirdik. Örneğin Merkez Bankası faizleri değiştirdi diye biz baştan konuştuğumuz fiyatı değiştirmiyoruz. Bu da onlar için esnek ödeme olanağı sağlamış oluyor.

NAKİTTE YÖNETİM HATALI

Nakit akışındaki sıkıntıların en büyük nedeni, işletmelerin malı daha uzun vadeli olarak satıp, borçlanmayı daha kısa vadeli yapmalarıdır. Dolayısıyla bu süreci çok iyi yönetmek, malı doğru yere satmak ve risk yönetimi yapmak gerekiyor.

Genelde sanayi tarafı şöyle yapıyor: Cari oranı hesaplıyorlar, “Alacaklarım, stoklarım, çeklerim şu, borçlarım da bu kadar. Tamam benim sıkıntım yoktur” diyor. Ancak, alacaklardan bir bölümünde sıkıntı olduğunda, nakit akışı sarsılıyor.

Bizim sanayici ve esnaf tarafında gördüğümüz bir temel gerçek var: Çok hızlı büyümek istiyorlar. Biz “sağlam ve sürdürülebilir büyüme” kavramını dile getirdiğimizde, “Siparişi aldım, neden yapmayayım” karşılığını veriyor.

Oysa bunun yanıtı çok basit; “Finansmanı bulamazsan yapmaman lazım.” Borç bulacağını düşünüyorsa da onun maliyeti önemli. “Eyvah iş kaçacak” derken bu kez daha büyük sıkıntılar ortaya çıkabiliyor. Benim gördüğüm en temel hatalar bunlar.

Büyüme stratejisinin borçlanma üzerine kurgulanmaması gerekiyor. Genelde yüzde 30 öz kaynak ile çalışıldığını gözlemliyoruz. Üretici ve esnafın öz kaynak oranını yükseltip, güçlendirmesi işte alacağı riski de düşürecektir.

MALİYETTE NORMALE DÖNÜŞ

Ekonomi yönetiminin doğruları yaptığına çok inanıyorum. Enflasyon oranları mutlaka düşecek ve fonlama maliyetleri de gevşeyecektir. Fakat bizim en büyük problemimiz, çevremizdeki diğer ülkeler ile bizim iç dinamiklerimizin, istikrarsızlık yaratacak şekilde şoklara yol açabilmeleridir.

Parasal sıkılaşma sağlandı, ciddi bir beklenti var. 350 baz puanlık bir indirim beklentisi var ama Merkez Bankası da haklı olarak tedbirli gitmek istiyor. Sağdan, soldan gelecek şoklar belli değil…
Risklerimiz var ama normal koşullarda gidersek, evet gevşeme olacak belki de 19 Mart öncesine, yani yüzde 42.5’lü seviyelere dönmüş olacağız. Ondan sonra kademe kademe inecektir. Turizm ve ihracat kötü gitmiyor.

Döviz kurlarına da bakınca, aslında bir haksızlık var gibi. Çünkü, Euro iyi arttı, dolar biraz daha az artış gösterdi. Ana ihracat alanımız Avrupa. Euro, dolara göre yüzde 15’e yakın daha fazla artış gösterdi. Enerji dahil hammadde gideri açısından ağırlık olan dolarda ise daha az artış oldu. Aslında, gizli bir kârlılık var ve ihracatçıların lehine bir politika izlendi.

TÜRKİYE FİNANS’IN BÜYÜME STRATEJİSİ

Biz bugünleri geçen yıl gördük ve yabancı bir danışman ile çalışarak, röntgenimizi çektirdik. Yeni dönemde ne yapabileceğimiz üzerine çalıştık. Kendimizi hizaladık ve önümüzdeki 5 yıl için bir plan yaptık. Ülkeye, üretim gücüne güvendiğimiz ve inandığımız için de 5 yıllık süre için kendimize aktif büyüklüğü olarak yüzde 1.1-1.2’lerden yüzde 2.5’lik bir pazar payına ulaşma gibi hedef koyduk.

Bu dönemi de fırsat olarak görerek hedefimiz için eksikliklerimizi ve düzeltilecek noktaları belirliyor ve “bahçecilik” anlayışıyla, daha gür olmak için “budama” çalışmaları yapıyoruz. Dolayısıyla, önümüzdeki 5 yıllık süreçte aktif büyüklüğünde yüzde 2.5’lik piyasa payı için organizasyonumuzu düzenliyor ve ona göre çalışıyoruz. Yani, bir nevi mevcudun üzerine bir banka daha koymayı planlıyoruz.

KRİTİK VERİLERE DİKKAT

  1. %50 Gelen kredi taleplerinin karşılanma oranlarındaki değişimi oransal olarak vermek mümkün değil. Ancak, gelen taleplerin karşılanma oranlarının en az yarı yarıya düştüğünü söyleyebilirim. Nakit akışını iyi yönetememekten, alacakların zamanında tahsil edilememesi nedeniyle fon kullanım talepleri de artıyor.
  2. % 60 1.5-2 yıl önce yüzde 30 ile finansman maliyeti varken, bugün yüzde 60 düzeyinde bir finansman maliyeti var. Ana para yerinde saydı ama maliyet 2 katına yükseldi. O yüzden hep temkinli gitmek, kademe kademe büyümek, gerektiğinde küçülmek sanayici, üretici için olmazsa olmazdır…
  3. % 30 Büyüme stratejisinin borçlanma üzerine kurgulanmaması gerekiyor. Genelde yüzde 30 öz kaynak ile çalışıldığını gözlemliyoruz. Üretici ve esnafın öz kaynak oranını yükseltip, güçlendirmesi işte alacağı riski de düşürecektir.

KREDİ TALEPLERİNİ KARŞILAMA STRATEJİMİZ

  • ÖNCELİKLERİMİZ Tüccar mantığıyla, elimizden geldiğince bankaya maksimum kâr sağlayacak olan taleplere önceliğe alıyoruz. Yasal sınır neyse orada duruyoruz.
  • VADE/ALACAK DENGESİ Şirketlerdeki karar alıcılar, vade/alacak dengesini iyi ayarlamaz, “maliyetine katlanırım ve o fonu alırım” derse, nakit akışını yönetmek yerine daha çok maliyete, pazarlık gücüne odaklanırsa iş bitiyor. Bu durumda fona erişememe riski ortaya çıkabiliyor.
  • İKİ ÖNEMLİ KRİTER Birincisi, yasal kısıtlarımız var. Öbür taraftan da bankacı, her zaman finansal sağlığa da dikkat etmek zorunda. Nakit akışına, mali gücüne göre her şirketin bir rating notu var. Birisinin 1, birisi 5-6 iken, ikisinin değerlendirmesi aynı olmaz. Bankacıların önceliklerinin olduğu bir dönemdeyiz.
  • ŞUBELERİN YAKLAŞIMI Şubelere kalsa herkese kredi vermek ister. Şube de kendi hedeflerini, büyümesini maksimize etmek istiyor. Bir de şu taraftan bakalım, kotayı doldurmamak, piyasa payı kaybıdır, küçülmedir. Bu da işimize gelmez.

BATIK KREDİDE BAŞARIMIZIN 2 SIRRI

  1. GÖZLEM YETENEĞİ Sık ziyaretlerle, iş yerindeki çalışanın yüzünün gülüp gülmediğinden, üretimdeki aksamaları ve vardiya düşüşü olup olmadığını anlayabiliyorsunuz. Oraları sıkı sıkıya dolaşmazsam, ne olup bittiğini anlayamam. Türkiye dinamik bir ülke, başka pazarlara benzemiyor ve işler ofislerden oturarak yönetilmiyor.
  2. HER GÜN SAHADAYIZ Şubedeki hem satıcı, hem krediciler olarak her gün sahadayız. Şubede oturmuyor, sahadaki doğru şirketleri, girişimcileri arayıp bulmaya çalışıyoruz. Katılım bankacılığının iş modeli gereği, fonu nereye vereceğiniz kadar, nasıl geri alacağınızı da yönetmek gerekiyor.

EN BÜYÜK BÜYÜME ALANI/FIRSATLAR

  • KOBİ tarafında çok büyük bir büyüme fırsatı görüyoruz. Türkiye’nin en büyük omurgası hiç şüphesiz, sayıları 1 milyonu aşan KOBİ’lerdir. Yeni kurulacak KOBİ’leri de hesaba katmamız gerekiyor.
  • Dijital tarafta da çok büyük gelişme var. Şu anda bireylerin şubeye gelmesine pek gerek kalmadı. Genelde işlemler dijitalden hallediliyor. Ancak, şunu gördük; 1-2 istisna hariç sadece dijital bankacılık yapanların da şubeye ihtiyacı var. Bugün de artık bu istekler yüksek sesle dile getiriliyor. Yani, dijital bankacılığınızın şubesi de olursa işler daha iyiye gidecek. Dijital bankacılıktaki altyapımızı çok daha güçlendirerek de bu alandaki müşteri sayımızı artıracağız.
  • Belirli bir büyüklüğe gelirse biz de dijital banka kurabiliriz. Türkiye’deki örneklerinin yaptığı gibi, belirli bir büyüklük ve olgunluğa gelinmesi gerekiyor.
  • Dijital banka olarak kurulan ve şubesi olanların şansını daha yüksek görüyorum. Ancak, şubesi olmayan dijital bankaların işlerinin daha zor olacağını düşünüyorum. Dünyada bile Relovut, 10’uncu yılın ardından daha yeni kâra geçti. Ama bu iş bir sermaye, enerji ve dayanıklılık işidir. Şu anda herkes piyasa değerine oynuyor. Ama şubeli dijital bankalarda ben potansiyel görüyorum.

FİNANSMAN YÜKÜNE KARŞI ÇÖZÜM NEDİR?

  • KOBİ’lerin artık çok iyi bir finansçıya sahip olması gerekiyor. Artık o seviyeye de geldiler. Genelde kurucu, patronlar bu işi aile üyeleriyle yapmaya çalışıyor. Doğru profesyonellerle çalışmanın yanı sıra, dijital altyapıyı çok iyi kullanarak nakit akışını yönetmeleri gerekiyor.
  • Müşteriyi bulmak, malı satmak çok önemli. Patronla bunu çok iyi yapabiliyor. Ancak, iyi müşteri bulan, iyi mal satan patron, yönetici iyi finansçı anlamına gelmiyor. Bu dengeyi sağlamaları gerekiyor.
  • Değişen koşullar, malın fiyatı, finansman maliyeti, stokların durumu, ürün modasının geçip geçmemesi gibi faktörlerin izlenmesi gerekiyor.

Yazar: Fast Company Türkiye

©Fast Company Dergisi, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş. tarafından Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun şekilde yayınlanmaktadır. Fast Company’nin isim hakkı ABD’de Mansueto Ventures’a, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş.’ye aittir. Dergide yayınlanan yazı, tablo, fotoğraf ve görsellerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sigortacilarin-kritik-orani

Sigortacıların kritik oranı

5-gune-donus

5 güne dönüş