in , ,

Gerçek zenginlik topluma geri vermektir

Esas Holding YKÜ ve Ceo H. Çağatay Özdoğru sorularınızı yanıtlıyor.

Gerçek-zenginlik-topluma-geri-vermektir

Fotoğraf: Pixabay

H. Çağatay Özdoğru

“Servetimizin makul gereksinimlerimiz için gerekenler dışındaki kısmını toplumun ihtiyaçları için harcamak gerekir. Ben yaşamımda veya öldükten sonra sahip olduklarımın %99’unu hayır işlerine bağışlayacağım.” — Warren Buffett
Gerçek zenginlik, sahip olunan varlıkların toplumla kurduğu ilişki üzerinden anlam kazanır. Bugün bireyler ve kurumlar açısından belirleyici olan; gücün, sermayenin ve bilginin hangi amaçlarla ve nasıl kullanıldığıdır. Topluma geri vermek, giderek daha fazla şekilde bir tercih alanı olmaktan çıkıp, uzun vadeli değer yaratmanın temel unsurlarından biri haline geliyor. Aslında erdemli olan her bireyde doğal olarak olması gereken bu yaklaşım, başarıyı yalnızca ekonomik göstergelerle sınırlamayan daha kapsayıcı bir anlayışı işaret ediyor. Dünyada topluma geri vermenin en etkili örnekleri, bağışı tek seferlik bir eylem olarak görmeyen, uzun vadeli değer yaratmanın ayrılmaz bir parçası olarak ele alan yaklaşımlardan geliyor. Sosyal etkinin kalıcı olabilmesi, katkının büyüklüğünden çok; hangi bakış açısıyla, ne kadar sabırla ve nasıl bir stratejik sahiplenmeyle kurgulandığına bağlı.

SERVETİNİN YÜZDE 99’UNU BAĞIŞLAYAN LİDER

Bu yaklaşımın bireysel ölçekteki en çarpıcı örneklerinden biri Warren Buffett. Onun yaklaşımını yalnızca filantropiyle değil, stratejik bir liderlik refleksiyle okumak gerektiğini düşünüyorum. Buffett, servetinin yüzde 99’undan fazlasını hayır işlerine bağışlamayı taahhüt ederken, bu kararı bir cömertlik gösterisi olarak sunmadı. Sistemin kendisine sunduğu imkanlara karşı duyulan bir sorumluluk olarak tanımladı. Bağışçı olmayı, tıpkı yatırım gibi sabırla, disiplinle ve uzun vadeli etki odağıyla ele aldı.

Buna karşılık, yalnızca kriz dönemlerinde yüksek meblağlı bağışlar açıklayan kurumlar ve kişiler var. Bu katkı sürdürülebilir bir yapıya dönüştürülmediğinde hızla güven kaybı yaşanıyor. Buna “Purpose washing” deniliyor. Toplumsal fayda söyleminin güçlü bir iletişim aracına dönüşüp, strateji, ölçüm ve kurumsal sahiplenmeyle desteklenmemesi anlamına geliyor.

SİVİL TOPLUM NEDEN VAZGEÇİLMEZ?

Toplumsal etki yaratmanın merkezinde elbette sivil toplum kuruluşları (STK’lar) yer alıyor. STK’lar, sorunları sahada gören, ihtiyaçları doğru tanımlayan ve çoğu zaman kamunun ya da özel sektörün erişemediği alanlarda çalışan yapılar. Bu nedenle sosyal etkinin kalıcı olabilmesi, ayrılan kaynakların nasıl yönetişim altına alındığıyla doğrudan ilişkili.

Küresel ölçekte etkisiyle öne çıkan vakıfların ortak özelliği, bağışı tek seferlik bir aktarım gibi görmeyip; uzun vadeli, ölçülebilir ve öğrenen bir süreç olarak ele almaları. Bu yaklaşım, sosyal etkinin de profesyonel bir strateji ve disiplin gerektirdiğini net biçimde ortaya koyuyor.

Warren Buffett’ın yıllardır altını çizdiği temel nokta da tam olarak burada başlıyor. Buffett’a göre mesele, ne kadar bağış yapıldığı değil; hangi alanlara, hangi önceliklerle ve nasıl bir yönetişim anlayışıyla katkı sunulduğu. Topluma geri vermek, ancak bu bakış açısıyla ele alındığında güven inşa eden ve kalıcı etki yaratan bir modele dönüşebiliyor.

“GIVING PLEDGE” GİRİŞİMİ

Bu anlayışın en somut yansımalarından biri de Buffett’ın öncülük ettiği Giving Pledge (Bağış Taahhüdü) girişimi. 2010 yılında hayata geçirilen bu çağrı, dünyanın en varlıklı bireylerini ve ailelerini servetlerinin en az yüzde 50’sini yaşamları boyunca ya da vasiyet yoluyla toplumsal fayda yaratacak alanlara yönlendirmeye davet ediyor.

Giving Pledge, klasik bir bağış kampanyasından ziyade; katılımcıların deneyimlerini paylaştığı, birbirinden öğrendiği ve uzun vadeli etkiyi nasıl artırabileceklerini birlikte tartıştıkları bir platform olarak konumlanıyor. Bugün farklı kuşaklardan girişimcileri, yatırımcıları ve iş insanlarını bir araya getiren küresel bir etki ağına dönüşmüş durumda. Buffett bu girişimle, servetin yalnızca aktarılmasının yeterli olmadığını; asıl değerin, bu aktarımın arkasındaki niyet, strateji ve yönetişim anlayışında yattığını vurguluyor. Ona göre topluma geri vermek, öğrenen ve kendini sürekli geliştiren bir sosyal etki mimarisi kurmak anlamına geliyor.

TÜRKİYE’DEN GÜÇLÜ ÖRNEKLER

Türkiye’de de bağışın ötesine geçen, kalıcı etki yaratan modeller görmek mümkün. Türk Eğitim Vakfı, yaklaşık 60 yıldır özel sektörle uzun soluklu iş birlikleri kuruyor. Bugüne kadar 320 bini aşkın öğrenci; burs, mentorluk, staj, kariyer desteği ve mezuniyet sonrası takip gibi unsurları içeren bütüncül bir yaklaşımla desteklendi.

Toplum Gönüllüleri Vakfı ise gençleri toplumsal sorunların çözümünde aktif rol alan liderler olarak konumlandırıyor. 2002’den bu yana yüz binlerce gence ulaşan Vakıf, özel sektörle iş birliği yaparak binlerce gönüllülük projesinin hayata geçirilmesine aracılık etti.

Yakından tanıklık ettiğim ESAS Sosyal, 2015’ten bu yana fırsat eşitliği odağıyla, dezavantajlı üniversitelerden mezun gençlerin istihdama geçiş sürecini uzun vadeli bir yolculuk olarak ele alıyor. İlk Fırsat ve İngilizce Fırsatım programları; istihdam, mentorluk, profesyonel ağlara erişim ve mezuniyet sonrası takibi aynı çerçevede sunarak sosyal etkinin ancak sürdürülebilir modellerle mümkün olabileceğini gösteriyor.

LİDERLERİN BELİRLEYİCİ ROLÜ

Topluma geri vermeyi, “iyi bir şey yapmak”tan öte, insan olmanın en temel sorumluluklarından biri olarak görüyorum. Herkesin imkânı, bütçesi ya da zamanı farklı olabilir. Ancak katkının büyüklüğünden çok, samimiyeti ve sürekliliği belirleyici. Bazen bir miktar kaynak, bazen bilgi, bazen de yalnızca zaman ayırmak bile gerçek bir etki yaratabiliyor. Bir sıfırdan her zaman büyüktür.

Ben üniversite yıllarımdan bu yana sivil toplumun içinde yer alıyorum. Yaklaşık 25 yıldır, ağırlıklı olarak teknoloji ve iş dünyasıyla kesişen dernek ve vakıflarda aktif olarak çalışıyorum. Bu benim tercihimdi. Elbette farklı alanlarda, farklı STK’larda emek veren pek çok insan var; her biri toplum ve ülke için kıymetli bir katkı sunuyor.

Bugün bulunduğumuz noktaya içinde yaşadığımız toplumun sunduğu imkânlarla geldik. Bu nedenle sahip olduklarımızın emanetçisi olduğumuzu hatırlamak gerekiyor. Geri vermek bir lütuf değil; bir görev ve sorumluluk. Çünkü gerçek liderlik, bilançoda kalan rakamlarla değil; toplumda kalan etkiyle ölçülür.

Sorularınız için: [email protected]

Yazar: Fast Company Türkiye

©Fast Company Dergisi, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş. tarafından Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun şekilde yayınlanmaktadır. Fast Company’nin isim hakkı ABD’de Mansueto Ventures’a, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş.’ye aittir. Dergide yayınlanan yazı, tablo, fotoğraf ve görsellerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2026--Zor-bir-yıl-değil,-zorunlu-bir-uyanış--

2026: Zor bir yıl değil, zorunlu bir uyanış

Aile-şirketi-tanımını-doğru-bulmuyorum

Aile şirketi tanımını doğru bulmuyorum