in , , ,

FYP dünyasında yaşamak

Sadece TikTok değil; tüm öneri algoritmaları dijital deneyimlerimizi tanımlıyor ve bizi görünmeyen eller tarafından inşa edilen bireysel evrenlere sokuyor.

FYP-dünyasında-yaşamak

YAZI: MARK WILSON

Dar pantolonu ve Ugg botlarıyla bir kadın selfie çekiyor. Y kuşağı bir sarışın, leopar desenli bir bluzla avlu boyunca yürüyor. Deri bir uzanma koltuğu, konforlu bir oturma odasını dolduruyor. Belli belirsiz hatırlanacak alışveriş görüntüleri birinin baş parmağının ucunda kayıyor.

Amazon’un akıllı telefon uygulamasındaki Inspire isimli yeni bölüme önden bir göz atıyorum. Inspire, şirketin TikTok’a karşı bu yıl piyasaya süreceği, kullanıcıların videolarından oluşan ve hepsi “satın al” bağlantılarına sahip makine küratörlüğünde kişiselleştirilmiş feed’i. Her ne kadar sayfadaki gerçek ürünlere çok az ilgi duysam da kendimi cazibesine kapılmış buluyorum. Demo’yu düzenleyen Amazon yetkilisi, “Bu sizi bir tavşan deliğinden aşağı mutlulukla çekebilecek şeylerden biri,” diye itiraf ediyor.

Herkesin tavşan deliğinin biraz farklı olduğu günlerdeyiz. İnternetin ilk yıllarında, her web sayfası, simge veya içerik parçası neredeyse statik ve titizlikle tasarlanırken; bugün çevrim içi olarak sunulanlar giderek daha da gerçek zamanlı olarak yaratılıp bireysel kullanıcılara uyarlanıyor. Amazon ana sayfanızdaki ürün listeleri, alışveriş alışkanlıklarınıza göre değişiyor. Spotify Keşfet’inizdeki haftalık çalma listeleriniz için seçilen şarkılar, en son dinlediklerinize ve beğenilerinize göre ayarlanıyor. Gece geç saat web gezintileriniz için Google arama sonuçlarınız dikkate alınır.

TikTok bu fikri, Sizin İçin (For You Page-FYP) sayfasıyla daha da ileri götürdü. FYP’nizdeki ardı ardına gelen ilginç, kafa karıştırıcı ve büyüleyici sahneler harmanı, çevrim içi her dokunuşunuza, duraklatmanıza ve göz atışınıza göre optimize ediliyor. Sonuç, güya, sizin zevklerinizi yansıtan bir tür kişiselleştirilmiş kablo TV kanalı gibi.

Büyük teknoloji platformları şimdi bu düzene ayak uydurmak için yarışıyor. Instagram, YouTube ve hatta Amazon gibi hizmetler, TikTok’un tasarımını kopyaladı ve benzer video akışlarını platformlarına entegre etti. (Bu kadar arsız bir UX hırsızlığını en son gördüğümüz zaman, Snapchat’in hikâye formatının Facebook’tan tutun da LinkedIn’e kadar herkes tarafından kopyalanmaya başladığı 2016 civarlarıydı.) Daha derin bir bakış açısıyla, FYP, internette, hizmet sunumunda giderek daha fazla otomasyon kullanılan ve her insan için farklı olan bir değişimi temsil ediyor.

“Kuantum İnternet” kavramının isim babalarının teknoloji odaklı tasarım firması Argodesign’ın kurucu ortaklarından Mark Rolston ve ortaklarından Jared Ficklin olması hiç şaşırtıcı değil. İsim, kuantum fiziği alanındaki, atomların gözlemlenene kadar parçacıklar veya dalgalar gibi davranmadıklarını gösteren araştırmaya dayanıyor. Bu senaryoda, internet artık gördüğümüz pek çok şeyi talep üzerine üreten özerk bilgisayar kodu tarafından desteklenmektedir. Başka bir deyişle, içerik yalnızca onu gözlemlemeye çalışan birey için vardır. Rolston, “Bu sürece kuantum çerçevesinden baktığımızda, yazılım çok farklı hale geliyor,” diyor, “Karşınıza ne çıkabileceğinden asla emin olamazsınız.”
Kelimenin tam anlamıyla, artık aynı noktada değiliz.

İnternetin FYP’lenişi yani kişiye özgüleşmesi aslında TikTok’un 2018’de bilincimizi istila etmesinden çok önce başladı. 2007 yılında, Facebook, arkadaşlarınızın paylaşımlarını kronolojik bir akışta gösteren bir sistemden, algoritmik seçimlere dayanarak paylaşımları önceliklendiren bir sisteme geçti. On yıl sonra, Netflix’in öneri motoru, filmleri ve şovları kullanıcıların “zevklerine” göre tasnif etmeye, hatta izleyicileri ikna etmek için film afişlerinin tasarımını bile özelleştirmeye başladı. 2018 yılına gelindiğinde, YouTube’da izlenen içeriğin yüzde 70’inden fazlası bir algoritma tarafından öneriliyordu.

Bugün, yüz milyonlarca insan aynı platformları kullansak da herhangi iki kişi bu siteleri, uygulamaları ve yayınları aynı şekilde görmüyor. Gördüğümüz şey, alışkanlıklarımız, diğer bir deyişle, platform üreticilerinin kurumsal hedeflerine göre filtrelenen verilerimiz tarafından şekillendiriliyor. Gerçek tercihlerimiz ve isteklerimizin gördüklerimizle pek bir alakası yok.

Bu platformlar son on yılda, gayet kurnaz bir şekilde, kullanıcıları gözetliyor oldukları gerçeğini, hayatımızı kolaylaştırmaya odaklanan teknolojik gelişmeler şeklinde sunarak yeniden pazarladılar. New York Üniversitesi bünyesinde yer alan ve yapay zekânın sosyal sonuçlarını inceleyen AI Now Enstitüsünün genel müdürü Sarah Myers West, “İnternet, şirketlerin kişisel verileri toplamaya, bunları akışlar halinde birleştirmeye ve hakkımızda çıkarımlar yapmaya başlamalarını sağladı,” diyor.

Hızla biriken veriler, bulut sistemlerinin artan hesaplama gücü ve sürekli gelişen bilgisayar bilimlerinden beslenen bu platformlar, ürünlerini, arkadaşlarınızdan gelen güncellemeleri ve multimedyayı hipnotize eden akışlara dönüştürmede giderek büyüyerek son derece güçlü bir hale geldi. Elbette bütün bunların bir bedeli var. Myers West, “Bu firmalar, tüm bu iyileştirmeleri, dikkatiniz, bir reklama tıklama isteğiniz ve bir şeyleri satın alma isteğiniz gibi, para kazanmalarına izin veren şeyler için yapıyorlar,” diyor.

Yüz milyonlarca insan aynı platformları kullansak da herhangi iki kişi bu siteleri, uygulamaları ve yayınları aynı şekilde görmüyor.

Bunun sonuçlarını gördük: Bilgi yığınları, en sıkıcı hallerindeyken bile, en harika zaman öldürücüler olabiliyor. En kötü hallerindeyken, kendi kendine zarar vermeye yönelik düşünce ve davranışlara, radikalizme, hatta soykırım savunuculuğuna yol açabilirler. Onların etkileriyle boğuşmaya yeni başlıyoruz. Sosyal medya şirketleri, yanlış bilgilendirme ve manipülasyona yönelik içeriklerin yayılmasına vesile olma potansiyelleri nedeniyle kanun koyucular tarafından inceleniyor. Ocak ayında, ABD’de yer alan devlet okulu bölgelerinden Seattle Public School District, TikTok, Instagram, Facebook, YouTube ve Snapchat’e karşı çığır açan bir dava açarak bu şirketleri depresyon, kaygı ve siber zorbalığı teşvik eden bağımlılık yapacak nitelikteki içeriklerle çocukları hedef almakla suçladı.

Ancak, herhangi bir düzenlemenin önündeki engellerden biri, bu kişiselleştirilmiş yayınların geçici doğası. Ayrıca, onları hayata geçiren algoritmaların belirgin olmayışı var ki bu da bu algoritmaların etkilerini tam olarak ölçmeyi neredeyse imkânsız hale getiriyor. Algoritmik olarak belirlenen içerikler bir sis gibi her yeri sardı. Şimdi, bu sis her yere o kadar yayıldı ki dünyayı berrak bir şekilde görmenin nasıl bir şey olduğunu unuttuk. Üstelik de içeriğin hâlâ insanlar tarafından üretildiği zamanlardayız.

Geçen yıl bundan sonra ne olacağına dair biraz fikir sahibi olduk. Dall-E, Midjourney ve Stable Diffusion’ın da aralarında olduğu yaratıcı AI platformları halka açıldı ve sadece birkaç yazılı kelimeden hareketle, ikna edici ve ayrıntılı harika görüntüler üretmede ne kadar yetenekli olduklarını ortaya koydu. 2022’nin sonlarında, OpenAI, araştırarak makaleler, şiirler, senaryolar ve şakalar yazabilen ChatGPT’yi piyasaya sürdüğünde, birkaç yıl içinde algoritmaların, uygulamaların bizim için kişiselleştirilmiş kısımlarındaki içeriklerin hem küratörleri hem de yaratıcıları olabileceğini ortaya koydu.

Geçtiğimiz aylarda, New York Modern Sanat Müzesi, veri sanatçısı Refik Anadol’un saniyede 30 kez yeni bir sanat eseri yaratan dev bir dijital tuval içeren bir enstalasyonu olan Unsupervised’ı tanıttı. Sistem, müzenin 100 bin parçalık koleksiyonunun görüntülerini inceleyerek sanat yapmayı öğrendi.

“Düşüncesine” dahil etmediği şey, sanatın insani herhangi bir tanımı veya etiketi. Anadol, “İnsana özgü ön yargılarınız olmadığında olan şey budur,” diyor. Etki, bilgisayarın düşünüşünün hayranlık uyandıran, sürekli değişen bir animasyonu, bir kat planı eskizinden soyut bir dışavurumcu resme, sadece birkaç dakika içinde de akışkan bir duvar kağıdına dönüşebilecek bir resimdir. Siz gördüğünüzün ne olduğunu anlayana kadar, makine bitiş çizgisi olmayan kıran kırana bir yarışta bir sonraki görüntüye geçti bile.

Şimdi, dünya üzerindeki 8 milyar insanın her biri için yaratıcı yapay zeka tarafından güçlendirilmiş bir FYP hayal edin. Popüler kültür zaten bu ihtimalle boğuşuyor. Avengers filmlerinin ve Into the Spider-Verse’in kesişen çoklu evrenlerinden, Everything Everywhere All at Once [Her Şey Her Yerde Aynı Anda]’nın bedensel çapraz gerçeklik geçişlerine, algoritmalar onu kovalamaya başladığından beri sonsuzu kavramaya çalışıyoruz.

Bu olay, gerçek dünyada, muhtemelen sıradanlıkların çoklu evrenine yol açacaktır: sizin FYP feed’iniz, House Hunters veya The Office’in AI tarafından üretilen on binlerce sezonluk bölümünün olduğu dipsiz bir çukur gibi görünebilirken, benimkiyse on binlerce yeni dans meme’i üreten uzaylı acayip influencer’lardan oluşabilir. Algoritmalar içerik denetleme çabalarını atlatmak için daha yenilikçi yollar bulduğundan, yaratıcı AI, çok daha tehlikeli alanlar da inşa edecektir. Tıpkı insanların çizgiyi aşmadan mümkün olduğunca şiddet içeren videolar yayınlayarak YouTube’un şiddetsizlik politikasının sınırları içinde kalmayı öğrendikleri gibi, AI da bu çabaları otomatikleştirebilir. Sosyal medyanın zararlarını ele alan Integrity Institute’un kurucularından ve Facebook’un dürüstlük takımının eski veri bilimcilerinden olan Jeff Allen, “İnsanların birbirlerine yumruk attığı videolarımız olacak, ama ya kan hiç olmayacak ya da belki de kırmızı değil, yeşil olacak,” diyor. “Bu strateji, yanlış bilgilendirme gibi her alanda geçerlidir. Tehlike çanları çalmadan önce AI ne kadar yalan söyleyebilir?”

Bir olasılık kesin: Şirketler tüm bu makine öğrenimi için yatırım yaptığı ve kullanıcıların buna dahil olmasından kâr elde ettikleri sürece, gelecek de bu amaçlar doğrultusunda şekillenecektir. Ve bu çoklu evrende, bu algoritmaların sonsuz yaratıcılığı, başka bir şey satan, herhangi bir başka mağazaya hizmet edebilir. İnsanoğlu sonsuzluğa göz atmak üzere ama orada bulabileceğimiz tek şey bir çift Ugg.

Algoritmik olarak belirlenen içerikler bir sis gibi her yeri sardı. Şimdi, bu sis her yere o kadar yayıldı ki dünyayı berrak bir şekilde görmenin nasıl bir şey olduğunu unuttuk.

İllüstrasyonlar: İbrahim Rayintakath

Yazar: Fast Company Türkiye

©Fast Company Dergisi, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş. tarafından Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun şekilde yayınlanmaktadır. Fast Company’nin isim hakkı ABD’de Mansueto Ventures’a, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş.’ye aittir. Dergide yayınlanan yazı, tablo, fotoğraf ve görsellerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Buyuk-goc-ne-getirecek-Filiz-Garip

Büyük Göç Ne Getirecek?

Deprem-öncesine-dönmek-kolay-mı-

Deprem öncesine dönmek kolay mı?