YAZI: TALAT YEŞİLOĞLU
Türkiye ekonomisi her yıl düzenli bir şekilde büyüyor. Buna karşın hazır giyim sektörü; üretim, istihdam ve ihracat göstergelerinde son 4 yılda kan kaybediyor. Sektörde faaliyet gösteren şirket sayısı azaldı, konkordato ve iflas başvuruları arttı. İstihdamda yüzde 31’lik, üretimde ise yüzde 20 düzeyinde düşüş var. Bu durum ihracat rakamlarına da yansıdı. Özellikle büyük markalara üretim yapan şirketler, pazar kaybetmemek için daha rekabetçi üretim imkânı sunan Mısır başta olmak üzere farklı ülkelere yöneliyor.
Hazır giyim sektörünün çatı kuruluşu Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD), bu tabloyu tersine çevirecek bir yol haritası hazırladı. 2026 –2040 dönemini içeren yol haritasına göre sektör, üretimde rekabet gücünü artırırken aynı zamanda küresel markalar da yaratılabilecek.
TGSD Başkanı Toygar Narbay, hazırladıkları yol haritasını Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’a sunduklarını söyledi. Fast Company Türkiye olarak, son yılların en sıkıntılı sektörlerinden birinin temsilcisi olan Toygar Narbay ile hazır giyim sektöründeki sıkıntıların kaynağını ve yeni yol haritasını konuştuk…
OLUMSUZ GİDİŞATIN 3 GÖSTERGESİ
Dünya hazır giyim sektörü 2024 yılında yüzde 1.8 ve 2025 yılının ilk 10 ayında yüzde 3.5 büyüdü. Türkiye ise aynı dönemlerde yüzde 5.7 ve 6.3 oranlarında küçüldü ve dünyadan negatif yönde ayrıştı. Sektörle ilgili birinci ve belki de en önemli göstergelerden biri bu.
İkincisi, 2023, 2024 ve 2025’i kapsayan 36 aylık dönem bize önemli bir mesaj veriyor. Bu 36 ayın 30 ayını negatif büyümeyle geçirmişiz. Yani yaklaşık 3 yıldır aşağı yönlü bir eğilim söz konusu. Bunun sonucunda da dünya pazarından aldığımız pay, 35 yıl sonra yüzde 3’ün altına geriledi.
“Yüzde 3 kötü bir oran mı?” diye sorulabilir. Son verilere göre Türkiye, dünya ekonomisinden yüzde 1.08 pay alıyor. Hazır giyim sektörü ise bunun 2.7 katından fazla paya sahip. Bu da ne kadar önemli, rekabetçi ve vazgeçilemez bir sektör olduğumuzu açıkça gösteriyor.
Covid sonrasında küresel ölçekte sektörde sert bir kırılma yaşandı. “Kamçı efekti” olarak adlandırılan bu rüzgarla birlikte çok sayıda iflas ve konkordato görüldü. Ancak 2024 ve 2025 yıllarında dünya hazır giyim ticareti toparlanmaya başladı ve yüzde 2’lik eğim çizgisini yeniden yakalamaya başladı. Bu eğilime göre hazır giyim ticareti, 2022’deki seviyesini 2027’de tekrar yakalayacak. Bu, bizim için umut verici bir gelişme. Ancak, içimizdeki sorunları çözmemiz gerekiyor.
Üçüncü gösterge ise ithalat. İthalat 2.7 milyar dolardan 4.6 milyara dolara yükseldi. Bu durum rekabetteki güç kaybının çok önemli bir göstergesi. Yerel markalarımızın yurt içinde üretim yapmak yerine ürünleri Türkiye’ye ithal etmelerinin daha ucuz hale geldiğini gösteriyor. Uzakdoğu ile yüzde 62 ve Kuzey Afrika ile yüzde 46’ya varan fiyat farkı, ithalatçıların yüzde 30 vergi ödemelerine rağmen içerideki üreticiden daha avantajlı konuma geldiklerine işaret ediyor.
YATIRIMLARDA 2021 ETKİSİ
Dünya ticaretinde 2021’de yaşanan büyüme döneminde, bir yandan tedarik zincirleri kırılırken navlun maliyetleri de artmıştı. Bu dönemde Türkiye’ye yönelik bir talep oluştu.
Aynı dönemde Cumhurbaşkanımızın; “Artık biz kura bakmayacağız, üretime dayalı bir ekonomik modele geçiyoruz ve ihracatımızı artıracağız” şeklinde bir çağrısı olmuştu. Ardından yatırım teşvik kredileri kullandırılmaya başlandı. Biz de sektör olarak bu süreçte yatırım yaptık.
Ancak sonrasında enflasyonda yükseliş oldu, baskılanan kur politikasıyla TL değer kazandı. Beraberinde artan yüksek enflasyonla birlikte maliyetlerimiz çok hızlı tırmandı. Kurun enflasyona paralel artmaması da dolar bazlı çok hızlı bir maliyet artışına neden oldu. Bu durum, müşterilerin Türkiye’deki dolar enflasyonunu ithal etmek istemediklerini söylemeleri ve tedariklerini rakip ülkelere kaydırmalarıyla sonuçlandı.
Sonuçta sektör yeni yatırımlarını kullanamadı ve işletmelerde yüzde 60’lara varan kapasite boşlukları ortaya çıktı. Bu süreçte şirketler hem yatırımlarda yakalandı hem de yüksek faiz ödemek durumunda kaldı. Dolayısıyla elde ettikleri faaliyet kârlarını finansman maliyetlerini karşılamak için kullanmaya başladılar. Elbette burada yatırımcılar olarak bizim de sorumluluğumuz var, yatırım yapmamayı tercih edebilirdik.
Sektör 2009-2024 yılları arasında toplam 70 milyar dolarlık yatırım yaptı. Sadece 2022’de yatırımlar yıllık ortalamaların 2 katına çıktı. 2022-2025 arasında ülke olarak faiz yatırımcılarına dolar bazında yüzde 40’a varan oranlarda faiz ödedik. 2022’de Hazine’nin ödediği faiz 12 milyar dolar iken, bugün bu rakam 50 milyar dolara ulaştı.
İFLAS VE KONKORDATO KORKUSU
2025’te konkordato ve iflas başvurusu yapanların sayısı 466’ya ulaştı. Bu rakam bir önceki yıl 252, 2023’te ise 141 idi. 2018 ile 2025 arasında toplam 1.494 adet konkordato ve iflas vakası yaşandı, bunun 466’sı sadece son yılda gerçekleşti. Bu rakam rahatsız edici görünebilir ancak aylık dağılım ve eğilime baktığımızda sanki bir zirveye ulaşılmış gibi görünüyor. Sayılarda bir azalma eğiliminin başladığı izlenimi var.
Sektörün büyüklüğü içinde bu rakamlar yüzde olarak çok yüksek görünmeyebilir. Hazır giyim sektöründe 2025 yıl sonu itibarıyla 35 bin 841, tekstil sektöründe ise 18 bin 636 işletme bulunuyor. Yaklaşık 55 bin işletme içinden sadece 466’sı, yani yüzde 1’in altındaki bölümü konkordato ilan etmiş durumda. Ancak bu oranın binde 2’lerden geldiğini de unutmamak gerekiyor. Yani matematiksel olarak 4 katlık bir artış söz konusu.
Bir başka önemli veri de şirket sayısındaki azalma. Sektörde 64 bin şirket varken bu sayı 55 bine düştü. Bir başka ifadeyle, 9 bin 571 şirket bu süre içinde kapandı. Bana göre esas dikkat edilmesi gereken rakam budur. Buna bağlı olarak 2022-2025 yılları arasındaki istihdam kaybı yaklaşık 380 bine ulaştı, istihdamdaki düşüş yüzde 30.9’u buldu.
İSTİHDAM KAYBINDA LİDER MERKEZLER
Sektörde yaşanan sıkıntının merkezinde ise İstanbul yer alıyor. Kaybedilen istihdamın yüzde 72’si İstanbul, İzmir, Çorlu ve Bursa gibi illerde yaşandı. Bu çok önemli, çünkü en yüksek katma değerli üretimi yapan şirketler bu bölgelerde faaliyet gösteriyor.
Bir başka önemli gelişme ise istihdam kaybının yüzde 42’sinin, sektörün lokomotifi olan ve 250 kişinin üzerinde çalışanı bulunan şirketlerden kaynaklanması.
TÜİK verileri de gösteriyor ki sektörümüzde şirket büyüdükçe üretilen katma değer de artıyor. Verimliliği artırmak için ölçeği büyütmemiz gerekirken, bu ölçekteki şirketleri yeterince desteklemediğimiz için istihdam kaybı yaşadık.
Gerçek şu ki büyükleri koruyamazsak küçükler de yaşayamaz. Ar-Ge ve Ür-Ge’yi büyükler geliştirecek, markaları da onlar yaratacak. Büyükler yaşamalı ki tedarik zincirindeki küçük ve orta ölçekli işletmeleri çalıştırabilsin ve ekosistemi koruyabilsin. Bu nedenle büyük şirketler için KOSGEB benzeri bir yapı öneriyoruz. KOSGEB küçükleri destekliyordu, yeni yapı ise büyük şirketleri destekleyebilir.
SEKTÖRE ÜCRET ETKİSİ
2021 yılında asgari ücret brüt 3 bin 577, net 2 bin 800 liraydı. 2025 yılında ise 22 bin lira olarak belirlendi. Yani brüt ücret 3 bin 500 TL’den 26 bin TL’ye çıktı, yaklaşık 8 kat artış gerçekleşti. Peki, ücretler bu kadar artmasına rağmen bu süreçte satın alma gücü yükseldi mi? 5 yılın sonunda Türkiye’de vatandaş daha iyi koşullarda mı yaşıyor?
Ücret dolar bazında da 330 dolardan 600 dolara çıktı. Dolar bazındaki artış yaklaşık 2 katına ulaşmış durumda.
Yaşananlar, asgari ücret artışının halkın alım gücüne aynı ölçüde yansımadığını ortaya koyuyor. Şu gerçeği anlamamız gerekiyor: 24.5 milyon prim ödeyen çalışanımız, 17 milyon da emeklimiz var. Çalışabilecek nüfus 66 milyonken yalnızca 24.5 milyonu prim ödüyor. 8 milyon kayıt dışı çalışanla birlikte yaklaşık 32.5-33 milyon kişi çalışıyor. Yani “çalışabilecek nüfusun” yaklaşık yüzde 49‘undan söz ediyoruz.
Bu oran, sık sık referans gösterilen AB ülkelerinde yüzde 75-80 arasında seyrediyor. Böyle bakıldığında bizim de prim ödeyen nüfusu 50-52 milyona çıkarmamız gerekiyor. Ancak o zaman gerçek anlamda refah toplumu haline gelebiliriz.

ÜRETİMİN MALİYET HESABI
Sorun sadece asgari ücret değil. Yüksek faiz, artan vade farkları ve vadeli döviz işlemlerine ödenen yüksek bedeller, maliyetlerimizi ciddi bir şekilde artırıyor.
Örneğin Aralık 2022’den bu yana işçilik maliyetleri yüzde 351, finansman maliyeti yüzde 240 ve genel giderler yüzde 216 yükseldi. Buna karşılık döviz kurundaki artış yüzde 149’da kaldı. Dolar ve Euro cinsinden sepet bazında maliyetimizdeki artış yüzde 23’e ulaştı. Ancak bu artışı fiyatlara yansıtamıyoruz, çünkü müşteri, “Senin ülkendeki enflasyonu ben ödemem” diyor.
2022’de 12 milyar dolar faiz öderken bugün 50 milyar dolar faiz ödüyor, kuru baskılıyor ve artan maliyetler nedeniyle rekabetçiliğimizi kaybediyorsak burada ne işverenin ne de işçinin tek başına sorumluğundan söz edilebilir.
Sektörün ithalat bağımlılığı diğer sektörler gibi yüzde 70-80 olsaydı, bu süreçte çok daha az hasar görürdük. Katma değeri ülkede yaratan sektör olarak maalesef cezalandırıldık. TGSD olarak yaptığımız modellemede, 2022 yılında yüzde 10.5 kâr eden bir şirketin 2025 yılı itibarıyla kârlılığının yüzde -1.5 seviyesine yani zarara döndüğünü gördük. Bu nedenle firmalarda üretim üç yılda yüzde 20.4 azalırken istihdam yüzde 30.9 küçüldü.
Rakip ülkelerle kıyaslandığında fiyatlarımız Kuzey Afrika’ya göre yüzde 46, Uzakdoğu’ya göre ise yüzde 62 daha pahalı. Eskiden de pahalıydık ancak bu fark yüzde 20’ler civarındaydı. Müşterilerimiz, “Üretim kaliteniz, coğrafi yakınlığınız, yaratıcılığınız, hızınız ve aynı dili konuşuyor olmamız nedeniyle size yüzde 20-25 daha fazla öderiz. Ancak ilave enflasyon maliyetini ödemek istemiyoruz” diyor.
4 YILLIK BİLANÇO
Üretim, 2022’de 30.8 milyar dolardan 24.5 milyar dolara geriledi. Üstelik, 2022’de kapasite artışı sağlayacak yatırımlar yapılmıştı. Sonuçta çok ciddi bir kapasite boşluğu oluştu ve bunu ithalat rakamlarında da görüyoruz. İthalat 2.7 milyar dolardan 4.6 milyar dolara yükseldi. Yarattığımız dış ticaret fazlası ise 18 milyar dolarlardan 12 milyar dolara düştü. Hâlâ en yüksek dış ticaret fazlası veren sektörüz ancak cari açığın azalmasına yönelik katkımız gittikçe azalıyor.
Kapasite kullanım oranı yüzde 10.6, şirket sayısı ise yüzde 17 azaldı. Toplam cirodaki gerileme yüzde 20.4’ü buldu. Bu da büyük ölçüde küçük şirketlerin kapanmasından kaynaklandı. Eğer büyükler desteklenmiş olsaydı tedarik zincirindeki küçük şirketler kapanmayacaktı.
Peki firmalar nasıl ayakta kaldı? Üretim yüzde 20 düşerken istihdam kaybı yüzde 31’i buldu. Yani ayakta kalabilmek için yüzde 11 oranında daha fazla çalışan işten çıkarıldı. İstihdamın maliyetin içindeki payı yüzde 47.5 civarında. Bu da ortaya çıkan zararın yüzde 5’lik bölümünün buradan telafi edildiğine işaret ediyor.
KÖRFEZ’DEKİ SAVAŞ NASIL ETKİLEYECEK?
Kısa dönemde üreticilerin tedariklerini Türkiye’ye kaydırmaları zor görünüyor. Çünkü, haziran ve temmuzda alacakları ürünlerin siparişleri verilmiş durumda. Belki yılbaşı öncesi için verecekleri siparişlere bir miktar olumlu yansır.
Sonuçta savaş Türkiye’ye yakın bir bölgede… Bu nedenle üyelerimizden ziyaret iptalleri geldiğini duyuyoruz. En doğru yol, ziyaretler yapıp müşterileri bu savaşın Türkiye’ye sıçramayacağına ikna etmekten geçiyor. Fiyatlar yukarı yönlü ve tedarikte süreler uzuyor.
2026 yılı başında işçilik maliyetimiz yüzde 28 arttı, işçiliğin toplam maliyetteki payı yüzde 47’ye ulaştı. Bu 2022’den bu yana 15 puan artış anlamına geliyor.
Acil kur desteğinin yüzde 10 net ihracata ve 3 bin 500 TL’nin bölgesel gelişmişliğe göre arttırılarak 6 bin TL’ye kadar kademeli olarak çıkarılması gerekiyor. Bu yapılmazsa 2025 yılındakine benzer bir kayıp yaşarız.

16.2 DOLAR
Hazır giyim sektörü tüm zorluklara rağmen ihracatta ortalama kilogram değerini 16.2 dolara çıkardı. Bu rakam, Türkiye’nin ortalama birim ihracat değerinin yaklaşık 10 katına denk geliyor. Savunma sanayi ve mücevheratın ardından en yüksek ihracat birim değerine sahip sektör ise hazır giyim.
MARKALAŞMADA İKİ SEÇENEK
- AVRUPA’DA ŞİRKET SATIN ALMA Avrupa’da 4’üncü, hatta 5’inci kuşağa ulaşmış ve markasını bir sonraki kuşağa devredemeyecek çok sayıda aile şirketi var. Dolayısıyla bu markaları biz satın alabiliriz. Şimdiye kadar bu tür satın almaları çoğunlukla Çinli şirketler yaptı. Bu önerimizi de bakanlığımıza sunduk.
- DEĞER ARTIRMAK Büyük markaların lisanslarını alarak, Türkiye’nin yanı sıra Rusya başta olmak üzere bu markaların mağaza açmadığı ülkelerde mağaza ağlarıyla daha etkin bir varlık oluşturmayı hedefliyoruz.
TÜRKİYE MARKASI NASIL YARATILACAK?
- Öncelikle ülke markası yaratılmalı.
- Yıllık enflasyon yüzde 5’in altına düşürülmeli.
- Yatırımcı, 15-20 yıllık fonlara, Libor +0.5-1 arası oranlarla ulaşabilmeli.
- Tüketicinin alım gücü, markalaşan ülkelerdekilerle eşit düzeye gelmeli.
- Kayıt dışı üretim ve taklit ürünlere tam bir savaş açılmalı, hiçbiri yaşatılmamalı
- Fikri mülkiyet hakları çok sıkı bir şekilde korunmalı.
MISIR’A ALTERNATİF: ÖZEL ÜRETİM BÖLGESİ
- SURİYE SINIRINDA ÖZEL BÖLGE Rekabetçi üretimi ve uluslararası rekabet gücümüzü artırmak amacıyla hazırladığımız öneri doğrultusunda Türkiye-Suriye sınırında bir endüstri serbest bölgesi kurulmalı.
- 3 ÜLKEYLE REKABET Atıl durumda olan ve hurdaya ayrılma riski bulunan 6-8 milyar dolarlık makine ve ekipman da bu bölgeye taşınabilir. Kurulacak endüstri serbest bölgesiyle hem atıl makineler değerlendirilebilir hem de Mısır gibi ülkelere alternatif üretim üssü yaratılabilir.
“2026’DA KÂRLILIK TOPARLANABİLİR”
- KÂRLILIK Şu anda “eksi” düzeyde olan kârlılık oranının, 2026’da bir miktar toparlanacağını ve yılın ikinci yarısında yeniden pozitif tarafa geçeceğini öngörüyoruz. Bunun gerçekleşmesi, yüzde 3’lük kur dönüşüm desteğinin ve 3 bin 500 TL’ye yükselen istihdamı koruma desteğinin yaygın biçimde kullanımına bağlı.
- FAİZ DESTEĞİ Eximbank’ın reeskont faizlerinin politika faizinin yarısı olarak belirlenmesini ve faiz tahsilatının dönem başında değil, dönem sonunda yapılmasını talep ettik.
- TEMİNAT Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) devreye girmesi ve teminat sorununun çözülmesi gerekiyor. Kur dönüşüm desteğinin net ihracata yüzde 10 oranında verilmesini ve istihdam teşviklerinin bölgesel gelişmişlik düzeyine göre kademelendirilmesini talep ettik.


