in , , , ,

Yeni hedef S&P 500

Oğuzhan Atay, ABD’de sağlık teknolojisinin parlayan yıldızlarından… DNA’lardan anne karnındaki bebeklerin kritik hastalıklarını belirleyerek yola çıktı. Ardından kanser için yoğunlaştı. 6 yıl önce Fast Company’ye verdiği röportajda 150 milyon değere ulaştığını söylemişti. Geçen yılın sonlarında Nasdaq’a açıldı, 6 milyar dolar değere yaklaştı. Şimdi ise hedefinde daha önemli sağlık sorunlarını çözmek ve yüksek değerlere ulaşmak var.

BTO-Oguzhan-Atay-Candid

YAZI: M.RAUF ATEŞ

Oğuzhan Atay’ın kariyer hayatını değiştiren ilk tercih, Koç Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Princeton Üniversitesi’ne gitmek oldu. Orada Moleküler Biyoloji eğitimi aldı, yan dal olarak da bilgisayar, fizik ve matematik okudu.

Princeton’daki eğitimi, “Birleştirilmiş Bilimler” (Integrated Science) adı altında Profesör Botstein’in uygulamaya soktuğu, farklı alanları bir araya getiren ve biyolojiyi matematiksel/fiziksel temellere oturtan özel bir eğitimdi.

Kendi deyimiyle “şans” ve “tercihler” hayatında önemli rol oynadı. Bu kritik anlardan biri, doktora yaptığı bölümü seçerken de kendini gösterdi. MIT Fizik, Stanford Biyoloji ve Cambridge Matematik seçenekleri arasındaydı. Stanford’da fizik temelli ama sonradan biyoloji üzerine çalışmaya başlamış bir hocayı tercih etti. Hocanın en önemli özelliği, “Moleküler ve sistem biyolojisi” üzerine önemli çalışmaları olmasıydı.

Bu iki eğitimin ve hocasının katkısıyla akademi yerine girişimciliği tercih etti. Kendi deyimiyle, “Lisans ve doktorada aldığı eğitimde olduğu gibi” biyolojiyi matematiksel temellere oturtup farklı bir yaklaşım geliştirdiler. Bu yaklaşım, bazı hastalıkların teşhisinde büyük bir yenilik anlamına geliyordu. Girişimcilik hayatındaki “şans” burada da kendini gösterdi ve başarıya giden yollar döşendi. BillionToOne adlı şirketi şimdiden 150 milyon dolar değere ulaştı. Belki de birkaç yıl içinde “unicorn” düzeyine, milyar dolara yaklaşacak bir girişime dönüşecek. Oğuzhan Atay, bundan sonrasını şöyle anlatıyor:

NASIL FARK YARATTIK?

Olabildiğince para harcayarak değil, elimizdeki kaynakları verimli şekilde kullanarak bu düzeye geldik. En önemli farklarımızdan birinin bu olduğunu söyleyebilirim.

Biz başladığımızda, moleküler teşhis alanında bizden önce kurulmuş, bizden çok daha büyük, milyar dolarlık şirketler vardı. Bu şirketlerin önemli bir bölümü bizden çok daha fazla kaynağa sahipti. Bunların yanı sıra halka açık ve milyarlarca dolar değere ulaşmış şirketler de vardı.

Bu şirketler bizim alanımızda faaliyet gösteriyorlardı ama bizim yaptığımızın bir kuşak önceki teknolojiyi kullanıyorlardı. Biz onların teknolojisine veya yöntemine benzer şeyler yapsaydık, çoktan yok olurduk. Çünkü Ar-Ge’den pazarlamaya her alanda bizim harcadığımız 1 dolara karşılık onlar 10, hatta belki de 100 dolar harcayabiliyorlardı.

Bu tabloya rağmen birçoğundan çok daha iyi duruma geldik. Hatta o milyar dolarlık halka açık şirketlerin bir bölümü birleşti, satın alındı ya da yok oldu. O dönemde, “Ne kadar çok harcarsak, o kadar çok gelir yaratırız” diye bir düşünce vardı. Bu şirketlerin birçoğu o dönemde yılda yüzlerce milyon dolara varan zararlar açıkladı.

ODAĞIMIZ SORUN ÇÖZMEKTİ

O dönemde çok kaynağımız yoktu. O nedenle “Başkalarının çözmediği, teknik olarak zor çözülen problemlere odaklanalım” dedik. Çünkü kaynak ve insan açısından onları yakalamamız mümkün görünmüyordu. Ancak teknolojiyle ve çözülemeyen problemlere odaklanarak aradaki farkı kapatabileceğimize inanıyorduk. Bu da bize verimli büyüme olanağı getirdi ve daha az kaynak kullanarak büyüyüp 2025’te kârlı duruma geçtik. Şu anda çok hızlı büyümemize rağmen sektördeki nadir kâr getiren şirketlerden biriyiz.

Bizim daha kuruluş aşamasından gelen güçlü bir şirket kültürümüz var. Daha kuruluş aşamasından itibaren çok fazla kaynağımız olmadığı için, her çözülecek probleme ya da projeye insan alalım, diğer şirketlerin yolundan gidelim demedik.

Biz çalışanlara da bu kültürü yayıyoruz. Tutkulu, işine bağlı, azimli insanlarla çalışmayı tercih ediyoruz. Şu anda bize 100 yeni iş başvurusu geliyorsa, bunun sadece 1’ini alıyoruz. Pozisyona bağlı olarak 5 ila 10 aşamalı bir mülakat/kabul sürecimiz var. En iyinin en iyisini almaya çalışıyor ve aldıktan sonra da onlara fark yaratabilecek miktarda şirketten pay veriyoruz.

DNA’LARLA HASTALIĞA ÇARE

Biliyorsunuz, vücudumuz milyarlarca hücreden oluşuyor. Bu hücreler yenilendikçe, DNA’ları kana karışıyor. Yaklaşık 10 yıl önce sekanslama teknolojisinin de gelişmesiyle bilim insanları şunun farkına vardı: Bu DNA’lara bakarak çeşitli hastalıkları teşhis edebiliriz. Bu alanda çok büyük gelişmeler olmaya başladı. İlk gelişmelerde Down sendromu gibi kromozomal sorunlara, anneden kan alınarak bakılmaya başlandı.

Bu, çok önemli bir değişimi başlattı. Daha önce anne karnına iğne ile girerek amniyosentez yoluyla çocuğun genetik hastalıklarına bakılıyordu. Anne karnına girerek yapılan bu işlem, hem hamilelerin istemediği invaziv bir yöntemdi hem de hamilelikte ufak da olsa düşük riskini beraberinde getiriyordu. Bu hastalıklara sadece anne kanından bir örnekle bakabilmek, ABD’de sağlık sistemini değiştirdi. Neredeyse tüm sigorta şirketleri bu testleri ödemeye başladı.

Bizim bu alanda yaptığımız yenilik şu oldu: Kromozomal diye tanımladığımız Down sendromu dışında, tek genden kaynaklanan birçok hastalık var. Sistik fibroz, Akdeniz anemisi gibi bu tip hastalıklarda ABD’de anne ve babanın taşıyıcı olup olmadığına bakılıyor, ardından amniyosentez yapılıyordu. Çünkü bu hastalıkların bebekte teşhisi, erken tedavi şansını da beraberinde getiriyor. Örneğin SMA hastalığının tedavisi 2 milyon dolara yakın. Biz bu hastalığı doğrudan anne karnından teşhis eden ilk şirket olduk.

SIRA KANSER TEDAVİSİNDE

Biz önce bu alandan başladık ama belli bir büyüklüğe geldikten sonra geliştirdiğimiz teknolojiyi kanser alanına da uyguladık. Çünkü kandaki DNA’dan tek bir molekülü bile teşhis edebiliyoruz. Bu durumda tümörden gelen DNA’yı da tespit edebiliyor ve hastaya daha doğru tedavi uygulanmasına yardımcı oluyoruz. Bunu, tümörden bir parça alarak değil; tümördeki mutasyonları bir kan testiyle tespit ederek, doktorun en uygun tedaviyi seçmesine yardımcı olarak yapabiliyoruz.

Tedavi başladıktan sonra da tedavinin iyi gidip gitmediğini yine kandan tümör DNA miktarını ölçerek tespit edebiliyoruz. Bu sayede klasik MR ve PET gibi teşhis yöntemlerinden daha doğru bir takip yapabiliyoruz. Örneğin “Bu hasta artık tedaviye yanıt vermiyor, tümör miktarı artmaya başladı” diyebiliyoruz. Bu bilgi de doktora, çok geç olmadan tedaviyi değiştirme olanağı sağlayabiliyor.

Biz geliştirdiğimiz teknolojinin bu alana da uygulanabileceğini 2018-2019 yıllarında biliyorduk ama problemlere tek tek yaklaşmayı tercih ederek yol aldık. Çünkü yeterli kaynağımız yoktu. Önce hamilelikten başladık. Doktorlar hamilelikte tek bir test istiyordu; bununla anne karnındaki her soruna bakabilelim diyorlardı. Biz önce bu testi geliştirdik. Sonra kanser alanına geldik ve bu alanda iki test geliştirdik: Hangi tedavi daha uygun olabilir ve tedavi iyi gidiyor mu sorularına cevap veren testler. Bu testler, tüm katı tümör kanserlerinde ileri evrelerdeki hastalarda kullanılabiliyor.

TESTLER ÖMRÜ ARTIRIR MI?

Kanserde bu oran hastadan hastaya değişir. İleri derecedeki bazı hastalarda, 1 ay ömrü olan bir hastanın yaşam süresini, kanserin genlerine bakarak seçilen doğru tedavi 6-7 aya çıkarabilir. Bazı hastalarda 1 yıl yaşam süresi 2 yıla çıkabilir. Bazı hastalarda ise hastanın tamamen iyileşmesini sağlayabilir.

Bir kanser hastası için kazandığı 1 ay, 1 yıl bile çok önemli olabiliyor. Ancak daha çok hastayı tamamen iyileştirmek için kanseri daha erken aşamada teşhis etmek gerekiyor. Biz de gelecekte bunu yapabilmek için çalışıyoruz.

ŞU ANDA ÇÖZÜLEN SORUNLAR

Şu anda ekibimiz, özellikle Ar-Ge bölümündeki bilim insanlarımız, hem geliştirdiğimiz çözümleri daha da iyileştirmek hem de yeni problemleri çözmek için çalışıyor. Şöyle düşünün: 100 başvurudan sadece 1’ini seçmişiz. Çok yetenekli ve tutkulu bilim insanlarımız var ve onlara araştırmaları için milyon dolarlık kaynaklar veriyoruz. Bu ekibe doğrudan ben ve ortağım David liderlik ediyor. Bizde bürokrasi yok ve bilim insanlarımız doğrudan bizimle çalışıyor.

Ar-Ge’deki bilim insanlarımızı ikiye ayırıyoruz. Bir grup, testlerimizi daha iyi hale getirmek üzerinde çalışıyor. Diğer grup ise tamamen yeni testler geliştiriyor. Örneğin ilk grupta, eskiden tek genli 4 hastalığa bakıyorduk, şimdi 14 hastalığa bakıyoruz.

İkinci grupta ise 3’üncü, 4’üncü aşamadaki ileri derecedeki kanserleri, 1’inci ya da 2’inci aşamada nasıl tespit edeceğimiz üzerinde çalışıyorlar. Kanser daha mikroskobik seviyedeyken, yayılmadan nasıl tespit edebileceğimizi araştırıyoruz. Eğer bugün 100 kanser vakası varsa ve bunu 10-20 yıl sonra 50’ye indireceksek, kanserin yayılmadan teşhis edilmesini sağlamak gerekiyor.

DEV ŞİRKETLERİ GEÇTİK

Biz bu alana girdiğimizde en az 6-7 şirket vardı ve hepsi bizden büyüktü, bazıları milyar dolarlık değerleri aşmıştı. Şu anda gebelikte genetik testlere bakan, bizden büyük sadece 1 şirket kaldı.

Her alanda olduğu gibi bu alana da çok şirket, startup giriyor. Başarılı olanlar olduğu gibi çok sayıda başarısız olanı da görüyoruz. Startup sisteminin gerçeği bu… Sadece sağlık teknolojilerinde değil, her alanda çok giriş var. Örneğin yapay zeka (YZ) alanında belki on binlerce şirket var, ne kadarının başarılı olacağını bilmiyoruz. Haberlerde çoğu zaman sadece başarılı olanları görüyoruz.

ŞİMDİ SIRADA NE VAR?

Bundan 5 sene önce, günde sadece birkaç test yaparken koyduğumuz ilk hedefimiz 1 milyon test yapmak, 1 milyon hastaya yardımcı olmaktı. Bunu başardık ve 1 milyonu geçtik.

2030 yılında bu sayının 10 milyon olmasını istiyoruz. Ancak bunun için çok sayıda işi doğru yapmamız gerekiyor.

Yeni ürünler geliştirmeye devam etmek, medikal onayları almak ve sigorta şirketlerinden geri dönüşleri artırmamız lazım. Bunları yapabilmek için de birçok alt hedefi başarmamız gerekiyor.

Ürün konusundaki nihai hedefimiz, tek bir kan testiyle erken aşamada kanserin teşhisini sağlamak. Olabildiğince çok insana yardımcı olmak istiyoruz. Bunu yaparsak, finansal tarafta da istediğimiz hedefleri yakalayabileceğimizi düşünüyoruz.

Artık “unicorn” seviyesini geçtiğimiz için “Buna benzer finansal hedefiniz nedir?” diye sorarsanız, S&P 500’de bizim alanımızdaki ilk şirket olmak derim. S&P 500, ABD’de kârlı faaliyet gösteren en büyük 500 şirketi barındırır. Bunu da önümüzdeki 5 yıl içinde yapabilmeyi hedefliyoruz.

S&P 500’ün şu andaki sınırı 20-25 milyar dolar arasında. Bu endekse girebildiğimizde sözünü ettiğimiz değerleme rakamlarını da yakalamış oluruz. S&P 500’ü hedef olarak almamızın ana amacı “değerleme” değil. Bu endekse girersek değerimiz 20 milyar doların üstünde olacak ama daha önemlisi şirket uzun süre orada kalmaya devam edebilecek. Şirketimiz sınıf atlamış, kalıcı bir şirket olma yolunda önemli bir adım atmış olacak.

“330 MİLYON DOLAR CİROYA YÜZDE 100’LÜK BÜYÜMELERLE GELDİK”

  • %100 BÜYÜME Biz şu anda yılda 330 milyon dolarlık gelire ulaştık. Bu rakama yılda yüzde 100 büyüme oranlarıyla geldik. Sadece bizim alanımız değil, her sektörde 300 milyon dolar gelir seviyesinde olan bir şirketin yılda yüzde 100 büyümesi çok nadirdir.
  • ENDER BAŞARI Bizim IPO’da birlikte çalıştığımız yatırım bankalarından bir tanesi, ABD’deki Russell 3000 Endeksi’ndeki şirketleri incelemiş. 150 milyon dolar geliri ve yüzde 65 brüt kâr marjı olanlara bakmışlar. Yaptıkları analizde, yılda yüzde 30 ve üzeri büyüyen 30’dan daha az sayıda şirket olduğunu saptamışlar. Yatırımcıların bize gösterdiği ilgide en büyük pay bu 2 faktörden kaynaklandı. Kârlılığa geçip hem de bu oranda büyüyen şirket sayısı çok az.

“İLK İNANIP YATIRIM YAPANLAR OKULDAN ARKADAŞLARIMDI”

Aslında yola çıkarken büyük hedeflerimiz vardı. Hedefimiz bu alanda çığır açacak bir şirket olmak, milyonlarca hastaya yardımcı olmaktı. Ancak aynı zamanda yolumuzun zor olduğunu da biliyorduk. Örneğin kuruluş aşamasında çok zor yatırım aldık.

İlk parayı koyanların önemli bir kısmı benim liseden ve üniversiteden arkadaşlarımdı. Birikimlerini bana verdiler. O zaman arkadaşlara, “Bir startup’ın ortalama yaşama olasılığı yüzde 2 civarındadır, iyi düşünün” demiştim. Buna rağmen yatırım yaptılar ve bizim bu noktaya gelmemizde önemli bir rol oynadılar.

ÇALIŞANLARIMIZ ÇOK DEĞERLİ

  • 4 YILDA HİSSE Çalışanlar işe başladıklarında verilen hisse opsiyonlarını 4 yıl çalışarak, her sene yüzde 25’ini hak ederek kazanıyorlar. Bunu yaparken de çok fazla detaya dikkat ediyoruz. ABD’de çok parlak bazı şirketlerde bile 3 yıl çalışıp ayrılanlar, vergi gibi nedenlerle hisselerini alamayabiliyor. Biz bunları da dikkate alarak çalışanlar için ideal olanakları gözeten bir paket hazırladık.
  • MİLYONER ÇALIŞANLAR Şirkette 700’den fazla çalışan var. Bu arkadaşlardan şirkete 4 yıldan daha önce giren birçok çalışanımızın payı milyon doların üstüne çıkmış durumda. Maaş ile gelinebilecek bir durumu çoktan aştılar.
  • BEKLENTİMİZ ÇOK FAZLA Onlara bu olanakları veriyoruz ama beklentimiz de çok fazla. Onlardan çok kritik sorunları çözmelerini bekliyoruz. Şirkette bazı arkadaşlar günde 10, hatta 12 saat çalışıyor. Ancak bunu zorladığımız ya da çalışma saatlerine baktığımız için değil, gönüllü olarak yapıyorlar. Herkesin çözmesi gereken önemli problemler var ve çözdüğünde biliyor ki hem kariyeri gelişecek, hem büyük bir maddi kazanç elde edebilecek hem de birçok hastanın hayatında önemli bir etki yaratabilecek. Böyle bir ortam kurduğumuz için herkes kendi şirketiymiş gibi çalışıyor. Amacımız, birlikte bu şirketi büyütüp insanlığa yararlı olmak.

YAPAY ZEKAYI İNSANIN YERİNE KULLANMIYORUZ

  • YZ’yı sadece ürün açısından düşünmüyoruz. Bunun dışında tüm bölümlerin kullanmasını istiyoruz. YZ nedeniyle şirketten çalışan çıkarmıyoruz. Ancak şirket yüzde 50 büyüdüğünde, çalışan sayımızın yüzde 10-20 artmasını istiyoruz. Aradaki farkı da YZ verimliliğini artırarak yapmayı hedefliyoruz.

BAŞARININ 3 SIRRI

  1. EKİP Çok iyi ve kaliteli bir ekip kurduk. Şirkete gelen herkesin tutkuyla, gerçekten işini severek çalışması önemli.
  2. ÇÖZÜM ARAMA Sadece benim değil, tüm çalışanlarımızın her soruna “çözülebilir” olarak bakabilmesini sağlıyoruz.
  3. ÖĞRENME Kişisel olarak her alanı öğrenmeye çalışıyorum. Konuya “İyi ekip kurdum, işi onlar halletsin” diye bakmıyorum. Her alanda en az onlar kadar iyi olmam gerektiğine inanıyorum. Benim gibi bilimden gelen çok girişimci var ama birçoğu her alanı bilmiyor olabilir. Örneğin ABD’de sigorta şirketlerinden dönüş almak çok zor ve karmaşıktır. Onlarca uzmanla konuşup o konuyu en ince ayrıntılarına kadar öğrenmem, testleri geliştirirken bile çok yarar sağladı.

Yazar: Fast Company Türkiye

©Fast Company Dergisi, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş. tarafından Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun şekilde yayınlanmaktadır. Fast Company’nin isim hakkı ABD’de Mansueto Ventures’a, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş.’ye aittir. Dergide yayınlanan yazı, tablo, fotoğraf ve görsellerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

otonom-yolculuğu

Otonom yolculuğu

Kâra-ulaşmak-2026’da-mümkün-olacak-mı-

Kâra ulaşmak 2026’da mümkün olacak mı?