YAZI: GÜLDENİZ AYRAL
Küresel gıda sistemi; iklim krizi, artan girdi maliyetleri, teknolojik dönüşüm ve hızla değişen tüketici alışkanlıklarının etkisiyle yeni bir döneme giriyor. Bu dönüşüm, tarım ve gıda şirketlerinin rolünü de genişletiyor. Artık yalnızca üretim değil; tedarik zinciri yönetimi, veri temelli karar alma ve sürdürülebilir büyüme stratejileri sektörün belirleyici başlıkları arasında yer alıyor.
Tat Gıda da son iki yılda bu dönüşümün merkezinde yer alan şirketlerden biri. 2024’te Koç Holding’den Memişoğlu Tarım’a geçen şirket, bakliyat ve hububat ticaretinde güçlü bir geçmişe sahip Memiş ailesinin yönetiminde yeni bir döneme girdi. Aile, yıllardır Tat Bakliyat markasıyla global pazarlarda faaliyet gösteriyor; Tat Gıda’nın satın alınması ise bu gıda ekosistemini tamamlayan stratejik bir adım olarak görülüyor.
Tat Gıda Genel Müdürü Veysel Memiş, Fast Company’ye Türkiye tarımının potansiyelini, genç çiftçi sorununu, sözleşmeli tarımın finansal ve operasyonel etkilerini ve dijital tarım uygulamalarını anlatırken, Tat Gıda’nın dönüşüm stratejisini ve 2026 hedeflerini de paylaştı:
YENİ DÖNEME HAZIRLIK
Küresel rekabetin özellikle endüstriyel segmentte fiyat baskısını artırdığı ve hacim dengelerini zorladığı bir konjonktürde, Tat Gıda olarak odağımızı kısa vadeli reaksiyonlardan ziyade yapısal dayanıklılığı güçlendirmeye yönelttik. Stratejik önceliğimiz; daha dengeli gelir kompozisyonuna sahip, nakit üretim kapasitesi yüksek ve öngörülebilirliği artmış bir iş modelini kalıcı şekilde tesis etmek oldu.
Bu doğrultuda, iç pazarda doğrudan satış modelimizi stratejik bir büyüme platformu olarak konumlandırarak bayi ağımızı ülke genelinde daha yaygın ve etkin bir yapıya doğru genişlettik.
Ürün portföyümüzü sos ve hazır yemek gibi daha yüksek katma değerli kategorilere doğru yeniden dengelemeye devam ederken, gelir kalitemizi ve fiyatlama esnekliğimizi güçlendirdik. Operasyonel verimliliği ise yalnızca maliyet perspektifiyle değil, kurumsal disiplinin ve sürdürülebilir kârlılığın temel unsuru olarak ele aldık. Bu bütüncül yaklaşım, ciromuzun ötesinde marj kompozisyonumuzu, nakit üretim kapasitemizi ve bilanço dayanıklılığımızı kalıcı biçimde güçlendirdi.

TARIM KÖTÜYE GİDİYOR MU?
Uzun yıllardır tarım ve gıda sektörünün içindeyiz. Ben Türkiye’de tarımın kötüye gittiği görüşüne katılmıyorum. Bu değerlendirme, büyük ölçüde hangi dönemle kıyaslama yaptığımıza bağlı. 2010’lu yıllarla, son 10–15 yılı karşılaştırırsak farklı bir tablo ortaya çıkar. 1970’ler, 80’ler ve 90’larla kıyasladığımızda ise çok daha farklı bir perspektif görürüz.
Türkiye tarımı, bugün altyapı, sanayi kapasitesi ve pazar erişimi açısından geçmişe kıyasla çok daha güçlü bir noktadadır. Ancak, hâlâ değerlendirilmemiş ciddi bir potansiyel barındırdığı da açıktır. Potansiyeline ulaşamamasının nedenlerinin başında ise genç çiftçi sorunu geliyor. Genç nüfusun farklı kariyer planları doğrultusunda şehir hayatına yöneldiği bir dönemdeyiz ve bu durum uzun vadede üretimin sürekliliği açısından risk oluşturuyor. Buna karşın mevcut üreticilerimizin zor koşullara rağmen üretimi sürdürme konusundaki kararlılığını sektör adına umut verici olarak görüyorum.
DIŞ TİCARET DENGESİ!
Dış ticaret tarafında da çoğu zaman eksik bir değerlendirme yapıldığını düşünüyorum. Evet, bazı alanlarda ithalatçıyız; özellikle yem hammaddelerinde dışa bağımlılık et fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Ancak, bazı ürünlerde hem ithalatçı hem ihracatçı konumundayız. Örneğin, buğday ithal ediyoruz, fakat aynı zamanda dünyanın en büyük un ihracatçılarından biriyiz. İthal edilen buğdayı işleyerek una veya makarnaya dönüştürüp katma değerli şekilde ihraç ediyoruz. Bu durum güçlü bir tarım ve gıda sanayi altyapısına sahip olduğumuzu gösteriyor. Aynı tablo tohumda da geçerli; tohum ithalatı yapıyoruz ama aynı zamanda tohum ihracatı da gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla, her ithalat kalemini tek başına olumsuz bir gösterge olarak değerlendirmek doğru değil.
ÖNEMLİ BİR GELİŞME ALANI
Tarımda gelişime açık önemli alanlardan biri de nadas alanlarının daha verimli kullanılmasıdır. Özellikle bakliyat üretimi burada önemli bir fırsat barındırıyor. Bakliyatlar havadan aldıkları azotu toprağa kazandırarak doğal gübreleme sağlar, toprağın verimliliğini artırır ve bir sonraki yıl ekilecek ürün için uygun zemin oluşturur. Nadasa bırakılan alanlarda mercimek ya da nohut ekimi yapılması hem toprağı besler hem de üretim miktarını artırır. Son dönemde bu konuda somut adımlar atıldığını görüyoruz; 2 yıl üst üste ekilmeyen arazilerin üretime kazandırılmasına yönelik düzenlemeler ve bakliyatın desteklenen ürünler arasına alınması üretim artışı açısından önemli bir gelişme.
Üretim artışı konusunda zaman zaman “Ürün fazla olursa çiftçinin elinde kalır mı?” şeklinde çekinceler dile getiriliyor. Ancak, mevcut işleme kapasitemize bakıldığında bu endişenin sınırlı olduğu görülüyor. Türkiye genelindeki 1 milyon 100 bin tonluk bakliyat üretimine karşın, yalnızca Mersin’de yaklaşık 4 milyon tonluk işleme kapasitesi var. 85 milyonluk iç pazarın yanı sıra küresel ölçekte geniş bir müşteri portföyüne hitap edebilme imkânımız var. Öncelik üretimi artırmak, ardından uygun fiyatlı ürünle iç pazarı desteklemek ve fazla üretimi ihracata yönlendirmek olmalıdır.
GİRDİ MALİYETİ TIRMANIYOR
Tarımda özellikle son 10 yılda girdi maliyetlerinde enflasyon paralelinde ciddi artışlar yaşandığı açık. Gübre, mazot, işçilik, sulama, enerji ve lojistik gibi temel kalemlerde belirgin yükselişler söz konusu.
Ancak, şunu iyi bilmek gerekir: Kimse uzun vadede zararına üretim yapmaz. Bir üretici 1 yıl, belki 2 yıl zarar edebilir; ancak üretim yıllardır devam ediyorsa bu, sistemin tamamen çökmüş olmadığını gösterir. Üreticiler bir şekilde gelir elde ediyor ve faaliyetlerini sürdürüyor. Burada asıl tartışma konusu ise elde edilen kazancın emeğin gerçek karşılığı olup olmadığı.
Bugün birçok üretici maliyetlerini karşılayabiliyor; ancak emeğinin hakkını tam anlamıyla aldığını düşünüp düşünmediği ayrı bir konu. Biz de üretim yapan bir şirket olarak ürettiğimiz ürünü daha yüksek katma değerle satmak isteriz. Herkes yaptığı işin karşılığını daha iyi almak ister. Türkiye’de genel olarak baktığımızda, yalnızca tarımda değil, birçok sektörde insanların emeğinin karşılığını tam aldığını düşünmediğini görüyoruz.
Buna rağmen üretim devam ediyor. Türkiye’de birçok temel tarım ürününün üretim miktarı son birkaç yıldır büyük dalgalanmalar göstermeden, belirli bir ortalamada sürüyor. Bu da sektörün tüm zorluklara rağmen ayakta kaldığını gösteriyor. Asıl mesele, bu üretimin daha verimli, daha planlı ve daha yüksek katma değerli hale nasıl getirileceği.
KURAKLIK VE DON ETKİSİ
Don olayları özellikle bahçe bitkilerinde, bölgelerine göre ciddi kayıplara yol açtı. Örneğin, Tarsus’ta narenciye üretiminin bazı alanlarında yüzde 30-40 seviyelerinde zarar oluşurken, aynı ilin başka noktalarında kayıp yüzde 10-20 bandında kaldı.
Domateste ise don dönemiyle çakışmayan ekim takvimi sayesinde doğrudan bir hasar yaşanmadı; ancak bir önceki yılın yüksek üretimi sonrasında çiftçilerimizin temkinli yaklaşımı ekim alanlarının daralmasına neden oldu. Bu da toplam arzı etkiledi.
Kuraklık ise özellikle bakliyatta belirgin sonuçlar doğurdu. Nohutta su stresi nedeniyle tane gelişimi sınırlı kaldı; verim ve kalite parametrelerinde düşüş yaşandı. Yağış rejimindeki düzensizlikler yalnızca ürün miktarını değil, ekim takvimini de etkiliyor. Planlanan tarihte ekim yapılamaması ya da su baskınları nedeniyle yeniden ekim gerekliliği, doğrudan maliyet artışı ve operasyonel verimsizlik anlamına geliyor.
Üretim kayıpları, artan girdi ihtiyacı ve daha geniş alanlarda ekim zorunluluğu maliyet yapımız üzerinde baskı oluşturuyor. Mevcut eğilimler devam ettiği sürece, iklim kaynaklı üretim kayıplarının yüzde 10’un altına kalıcı olarak gerilemesini kısa vadede gerçekçi görmüyoruz. Aynı tonajı koruyabilmek için daha fazla alan ekmek zorunda kalmak hem sözleşmeli tarım yapımızı hem de marj yönetimimizi daha hassas hale getiriyor.
NEDEN SÖZLEŞMELİ TARIM?
Tat Gıda olarak 1967 yılından bu yana sözleşmeli tarım uyguluyoruz ve bugün Türkiye’nin en geniş sözleşmeli üretici ağlarından birini yönetiyoruz. Sözleşmeli tarım modelinin üreticiyi finansal ve operasyonel anlamda rahatlatan bir yapısı var. Üretici sezon başında ne kazanabileceğini öngörebiliyor, yarınını daha net planlayabiliyor.
Halihazırda 500’ü sözleşmeli olmak üzere 1.000’in üzerinde çiftçiyle çalışıyoruz. Bu güçlü üretici ağı sayesinde sürdürülebilir bir tedarik yapısı kurarken, çiftçilerimizle uzun vadeli ve güvene dayalı bir iş birliği modeli oluşturuyoruz.
Biz aynı zamanda kendi tarımımızı da yapıyoruz. Bunun temel nedenini ise çiftçiyi daha iyi anlamak ve sahada sürekli denemeler yapmak oluşturuyor. Her yıl yeni uygulamalar test ediyor, başarılı sonuçları bir sonraki sezon üreticilerimizle paylaşıyoruz.
Sözleşmeli tarım kapsamında üreticilerimize hem aynî hem nakdî destek sunuyoruz. Fide ve gübreyi biz temin ediyor, sezon başında nakdî avans sağlayarak üreticimizin finansman sıkıntısı yaşamadan üretime başlamasını mümkün kılıyoruz.
Bu modelin somut bir karşılığı olarak, 2025 yılında sözleşmeli üreticilerimize toplam 174 milyon TL tutarında destek sağladık; bunun 69 milyon TL’si nakdi, 105 milyon TL’si ise aynî desteklerden oluşuyor.
SALÇADA ÇİN REKABETİ
Son yıllarda özellikle endüstriyel satışlarda, yani aseptik salça tarafında fiyat anlamında bir gerileme yaşadık. Dünya fiyatları oldukça aşağı geldi. Çin gibi ülkeler neredeyse bizim yarı fiyatımıza satış yapabiliyor. Bu da rekabeti zorlaştırıyor. Özellikle fiyat odaklı pazarlarda ciddi bir baskı hissediyoruz.
Ancak biz yalnızca tek bir ürüne bağlı bir şirket değiliz. Turşu, hazır yemek ve sos gibi farklı kategorilerde de üretim yapıyoruz. Salça tarafında ise fiyat rekabetinin ötesinde kalite rekabeti yapıyoruz.
Bu yaklaşım sayesinde ihracatımızı sürdürmeye devam ediyoruz. 2024 yılında 40 ülkeye ihracat yaparken, 2025 yılında bu sayıyı 50 ülkeye çıkardık. Ancak gidecek çok daha fazla yolumuz var.
Şunu net söylemek gerekir: Bir ülkede ürünleri uygun fiyatla tüketebilmenin yolu güçlü ihracattan geçer. Eğer siz dünyaya satış yapabiliyorsanız, bu rekabetçi üretim yaptığınız anlamına gelir. “İçeride fiyat yükseldi, o zaman ihracatı kapatalım” yaklaşımı doğru değil. İhracatı kapattığınızda üretim azalır; üretim azalınca bir sonraki sezon maliyetler daha da yükselir ve ürün daha pahalı hale gelir. Bu kısır döngüye girmemek gerekir.
Biz 86 milyonluk bir ülkeye hizmet ediyoruz ama aynı zamanda 8 milyarlık bir dünyayı da göz ardı edemeyiz. Kendi ürettiğimiz kaliteli ürünleri rekabetçi fiyatlarla dünyaya satmaya devam etmeliyiz.

VEYSEL MEMİŞ’E GÖRE TARIMA YÖN VEREN 4’LÜ
- Verimlilik
- Veri yönetimi
- Maliyet yönetimi
- Global rekabet
TARLADA YAPAY ZEKA DÖNÜŞÜMÜ
- DİJİTAL TARIMDA YAPAY ZEKA Yapay zekayı dijital tarım uygulamalarımızın merkezine yerleştiriyoruz. İklim istasyonları, uydu verileri ve mobil toprak analiz cihazları sayesinde çiftçilerimizi haşere riski, hastalık ihtimali ve gübre ihtiyacı gibi konularda anlık olarak bilgilendiriyoruz. Böylece tarlayı ekimden hasada kadar veriyle birlikte yönetiyor, gereğinden fazla ya da eksik girdi kullanımının önüne geçiyoruz.
- TARLADAN FABRİKAYA DİJİTAL TAKİP
Tat Mobil uygulamamız üzerinden çiftçilerimizle tüm süreci dijital olarak yönetiyoruz. Çiftçilerimiz ürününü teslim ettiği andan itibaren kalite analizlerini, ürün sınıflandırmasını, fiyat bilgisini ve alacak durumunu uygulama üzerinden takip edebiliyor. 2025 itibarıyla uygulamanın kullanıcı sayısı 1.000’e ulaştı.
DOMATESTE MALİYET HESABI
- %25-30 En büyük gider kalemlerinin başında fide ve gübre gelir. Bu iki kalem toplam maliyetin yüzde 25-30’una denktir.
- %15-20 Tarlanın hazırlanması, ekim süreci, bakım faaliyetleri ve özellikle hasat ciddi insan emeği gerektirir. Elle hasatta, işçilik payı makineye göre daha yüksektir.
- SULAMA Su ihtiyacı ve buna bağlı olarak elektrik maliyetleri özellikle kurak dönemlerde daha da büyür.
- %15-25 Üretici kendi tarlasında ekim yapmıyorsa, kira gideri de ortaya çıkar. Sahadan gelen bilgiler kira oranlarının yüzde 15-25 arasında değişebildiğini gösteriyor.
- ZİRAİ İLAÇ Sezona ve hastalık yoğunluğuna bağlı olarak değişkenlik gösterse de zirai ilaç kaleminin toplam maliyet içinde önemli bir paya sahip olduğunu söyleyebilirim.
- KÂRLILIK Çiftçinin sezon sonunda elinde kalan oran genelde yüzde 25-30 bandında oluyor. Ancak, bu bir “garanti kâr” değildir. Verim düşerse veya fiyat beklendiği gibi oluşmazsa hızla aşağı inebilir.
TÜRKİYE’DE TARIMIN ANA SORUNLARI
- GENÇ ÇİFTÇİ AÇIĞI Kırsaldan kente göç ve farklı kariyer beklentileri nedeniyle gençlerin tarıma ilgisi azalıyor. Bu durum uzun vadede üretimin sürdürülebilirliği açısından risk oluşturuyor.
- ARTAN GİRDİ MALİYETLERİ Son 10 yılda gübre, mazot, enerji, sulama, işçilik ve lojistik gibi temel girdi kalemlerinde önemli artışlar yaşandı. Bu maliyet baskısı üreticinin kârlılığını sınırlıyor.
- YETERSİZ DESTEK Üreticinin finansal olarak güçlendirilmesi hem üretim hacmini artırmak hem de genç nüfusun tarımda kalmasını teşvik etmek açısından kritik.
- ARAZİLERİN VERİMSİZ KULLANIMI Türkiye’de önemli miktarda nadas alanı bulunuyor. Bu alanların özellikle bakliyat üretimiyle değerlendirilmesi hem üretimi artırabilir hem de toprağın doğal yollarla beslenmesini sağlayabilir.
- KATMA DEĞER PROBLEMİ Türkiye birçok üründe güçlü bir üretim ve işleme kapasitesine sahip olsa da asıl mesele üretimi daha planlı ve daha yüksek katma değerli hale getirebilmek.
GENÇ ÇİFTÇİ SORUNUNA ÇÖZÜM
- EĞİTİM PROGRAMI Tarımda en önemli sorunlardan birinin genç çiftçi sayısının azalması olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle EBRD ile birlikte Genç Çiftçi Eğitim Programını hayata geçirdik. Ege ve Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencileriyle yürüttüğümüz program kapsamında 2025 yılı itibarıyla 217 üniversite öğrencisine sertifika verdik. Amacımız, gençlerin dijital tarım teknolojilerini öğrenmesini, maliyetlerini düşürmesini ve daha verimli üretim yapabilmesini sağlamak.
- DİJİTAL TARLA GÜNÜ BULUŞMASI Her yıl düzenlediğimiz Dijital Tarla Günü ile çiftçilerimizi ve sektör paydaşlarını bir araya getiriyoruz. Bu yıl 9’uncusunu gerçekleştireceğimiz etkinlikte yaklaşık 1.000 çiftçimizi ağırlayarak sahadaki uygulamaları paylaşıyor, deneyimleri konuşuyor ve tarım ekosisteminin farklı aktörleri arasında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyoruz.
TAT GIDA’NIN 2025 BİLANÇOSU
- 8.2 MİLYAR TL 2025 yılını 8.2 milyar TL ciro ile tamamladık. Son çeyrekte ulaştığımız 2.2 milyar TL’lik satış hacmi, yüzde 28’lik güçlü bir ivmeye işaret ediyor.
- %23+ Aynı dönemde brüt kâr üretimimizi iki katına çıkararak marjımızı yüzde 23’ün üzerine taşıdık.
- 10.1 MİLYAR TL 2026 yılında satış hacmimizi 150 bin 858 tona, net satış hasılatını da 10.1 milyar TL’ye çıkarmayı hedefliyoruz.


