Belirsizlik küresel ekonominin kalıcı gerçekliği haline geldi. Pandemiyle başlayan tedarik zinciri kırılmaları, enerji fiyatlarındaki sert dalgalanmalar, yüksek enflasyon, savaşlar, bölgesel çatışmalar, finansal sıkılaşma, iklim krizi ve teknolojik dönüşüm bize liderliğin artık istikrar varsayımı üzerine kurulamayacağını gösterdi. Bugünün liderleri belirsizlik içinde doğru pozisyon almayı, hızlı öğrenmeyi, esnek kalmayı ve dayanıklı yapılar kurmayı öğreniyor. Yeni dönemde Ortadoğu’yu yalnızca krizler, çatışmalar ve jeopolitik gerilimler üzerinden okumak eksik olur. Elbette bölgede ciddi riskler var. Enerji piyasaları, ticaret yolları ve güvenlik başlıkları küresel gündemi doğrudan etkiliyor. Ancak aynı coğrafyada enerji dönüşümü, büyük altyapı yatırımları, genç nüfus, dijitalleşme, turizm, finansal yeniden yapılanma ve yeni ekonomik koridorları kapsayan başka bir hikaye de yazılıyor.
DÖNÜŞÜMÜN YARATTIĞI STRATEJİK ALAN
Dünya Bankası’nın geniş MENA, Afganistan ve Pakistan tanımına göre bölge 2024 itibarıyla 813 milyonluk nüfusa ve 5,1 trilyon dolara yaklaşan ekonomik büyüklüğe sahip. Böyle bir ölçeği sadece risklerle açıklamak, ekonomik potansiyelin önemli bir bölümünü gözden kaçırmak anlamına gelir. Körfez ülkeleri ekonomilerini petrol gelirlerine bağımlı olmaktan çıkarıp teknoloji, lojistik, turizm, finans, sağlık, eğitim ve sürdürülebilirlik alanlarında çeşitlendirmeye çalışıyor. GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi) ekonomilerinde büyüme 2025’te yüzde 3,2 iken, 2026 tahmini yüzde 4,5. Bu da bize; petrol dışı sektörlerin strateji belgelerinden çıkarak, makro verilerde de görünür hale geldiğini gösteriyor.
Bu dönüşüm Türkiye için çok önemli bir stratejik alan yaratıyor. Türkiye çoğu zaman “Doğu ile Batı arasında köprü” olarak tanımlanır. Bu doğru ama yetersiz bir tanım. Türkiye bugün geçiş noktası olmanın ötesinde; üretim yapan, hizmet sunan, teknoloji geliştiren, sermaye çeken, girişimci yetiştiren aktif bir ekonomik platform.
TÜRKİYE’Yİ ÖNE ÇIKARAN BAŞLIKLAR
Türkiye’nin gücü birkaç başlıkta öne çıkıyor. Öncelikle coğrafi konumu, Avrupa, Ortadoğu, Körfez, Kafkasya, Orta Asya ve Kuzey Afrika’ya erişim sağlayan somut bir kapasite yaratıyor. 2024’te mal ihracatının 262 milyar dolarla Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaşması, Türkiye’nin aynı anda Batı pazarları, İslam dünyası ve bölge ekonomileriyle güçlü bağlar kurabildiğini gösteriyor. İkincisi, sanayi altyapısı. Otomotivden beyaz eşyaya, tekstilden makineye, savunma sanayisinden gıdaya kadar güçlü üretim kültürü, Türkiye’yi bölge ülkeleri için ortak üretim, teknoloji adaptasyonu ve bölgesel ölçeklenme ortağı haline getiriyor. Üçüncüsü, insan kaynağı. Türkiye genç, dinamik, girişimci ve teknik becerileri güçlü bir nüfusa sahip. Mühendislik, yazılım, üretim yönetimi, finans, pazarlama ve operasyonel yetkinlikler açısından bölgeye değer katabilecek ciddi bir yetenek havuzu var. Dördüncüsü, özel sektör deneyimi. Türk şirketleri uzun yıllardır zor koşullarda iş yapmayı, krizlere uyum sağlamayı, farklı pazarlarda büyümeyi ve maliyet-verimlilik dengesini yönetmeyi öğrendi. Belirsiz coğrafyalarda iş yapabilme kabiliyeti, bugünün dünyasında başlı başına rekabet avantajı.
Küresel şirketler artık yalnızca “En ucuz nerede üretirim?” sorusunu sormuyor. “En güvenilir nerede üretirim?”, “Pazarıma en hızlı nereden ulaşırım?”, “Karbon ayak izimi nasıl azaltırım?” gibi soruları da var. Türkiye, Avrupa’ya yakınlığı, gelişmiş sanayi altyapısı, lojistik ağı, limanları, hava yolu bağlantıları ve üretim esnekliğiyle güçlü bir nearshoring ve friendshoring alternatifi olarak öne çıkıyor.
Türkiye ile Körfez arasındaki ilişki bu çerçevede yeni bir evreye giriyor. Geçmişte daha çok enerji, inşaat, gayrimenkul ve finans başlıklarıyla okunan bu ilişki bugün daha geniş bir potansiyele sahip. Körfez’de uzun vadeli sermaye ve dönüşüm vizyonu; Türkiye’de ise üretim kabiliyeti, girişimcilik ekosistemi, teknik insan kaynağı, operasyonel çeviklik ve bölgesel pazarlara erişim gücü var. Doğru birleşim, üçüncü pazarlara açılan güçlü ortaklık modellerini ortaya çıkarabilir.
DOĞRU ORTAKLIK MİMARİSİ NASIL KURULABİLİR?
Önümüzdeki dönemde lojistik ve bağlantısallık, teknoloji ve dijital altyapı, gıda güvenliği ve tarım teknolojileri, sağlık ve yaşam bilimleri ile tüketici-deneyim ekonomisi Türkiye-Körfez iş birliklerinde öne çıkan alanlar olacak. Burada mesele sermaye, bilgi, insan kaynağı, operasyonel deneyim ve pazar erişimini aynı masada birleştirebilen doğru ortaklık mimarisini kurabilmek. Ortadoğu’da volatilite ve küresel ekonomide belirsizlik devam edecek. Bu nedenle artık asıl soru şu: “Bu volatilite içinde kimler daha dayanıklı, daha bağlantılı, daha çevik ve daha stratejik pozisyon alabilecek?”. Türkiye bu noktada üç somut rol üstlenebilir. İlk olarak, Avrupa’ya yakın üretim kapasitesi, güçlü sanayi altyapısı, limanları, hava yolu bağlantıları ve lojistik ağıyla bölgenin üretim ve dağıtım merkezlerinden biri olabilir. İkincisi, Körfez’in uzun vadeli sermayesi ile Türkiye’nin girişimcilik, teknoloji, sanayi ve uygulama kapasitesini buluşturan bir ölçeklenme platformu işlevi görebilir. Bu hem yatırım çekmek hem de ortak üretim, dijital altyapı, gıda güvenliği, sağlık teknolojileri ve üçüncü pazarlara açılım gibi alanlarda birlikte değer yaratmak anlamına gelir. Üçüncüsü Türkiye; Avrupa, Ortadoğu, Körfez, Orta Asya ve Afrika ile aynı anda konuşabilen yapısıyla bölgesel güven, diyalog ve ekonomik bağlantısallık platformu olabilir. İş dünyası olarak bize düşen; hükümetin makro seviyedeki yol göstericiliği ve koordinasyonu ile bu rolleri doğru ortaklıklar, doğru yatırımlar ve uzun vadeli bakış açısıyla hayata geçirmek.
Sorularınız için: fikirfeneri@esas.com


