in , , ,

“Bildiğimiz bankacılık değişmeyecek”

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, liderliğini yaptığı bankaya üniversiteden sonra yazılım mühendisi olarak katıldı. İlk internet bankacılığı yazılımını kendi eliyle yazdı, bankanın e-ticarete girişinin öncülüğünü yaptı. Teknoloji yöneticisi olduğu bankacılıkta, işletme yüksek lisansı ve ardından bankacılık doktorası ile geleceğe hazırlandı. Şimdi ise yeni yükselen teknolojilerle bankasını yarına hazırlıyor.

is-bankasi-genel-muduru-hakan-aran

HAKAN ARAN
Türkiye İş Bankası Genel Müdürü

ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği bölümünden 1990 yılında mezun olduğunda karşısında çeşitli seçenekler vardı. Ancak, o mezun olur olmaz İş Bankası’nda yazılım uzmanı olarak işe başlamayı tercih etti. Yaklaşık 10 yıl kadar yazılım mühendisi olarak çalıştı.

Türkiye’de internetin gelişmeye başladığı, teknolojinin bankacılıkta dönüşümün işaretlerini verdiği bir dönemdi. Bu dönemde Türkiye’de ilk internet bankacılığını kodlayan ekipte görev aldı. Tüm güvenlik algoritmalarını yapan, düzenleyen, arkasından Türkiye’de ilk e-ticareti başlatan kişilerden biri oldu…

İlk sattığı ürünlerden biri, Ankara Devlet Tiyatrosu biletleriydi. Bu sayede ekip olarak “sanal POS’ların” atasını oluşturmuşlardı. Devamında da Telecom Italia ile birlikte mobil bankacılığın temelini atacak, Türkiye’nin ilk mobil cüzdan altyapısını yazacaklardı.

Bu başarılı performans yeni bir kariyer kapısının habercisiydi. Bir süre sonra genç bankacı Hakan Aran’a, “Artık sen yazılım yapmayacaksın, müdür yardımcısı oldun” dediler. Yeni bir göreve hazırdı. Teknoloji geliştirme konusunda kendine güveniyordu ama yöneticiliği de hakkını vererek yapmak istiyordu.

Bu nedenle hiç zaman kaybetmeden işletme yüksek lisansına başladı. Böylece teknolojiyi yöneten, yazılım üreten takımların nasıl yönetileceği konusundaki bilgilerini de pekiştirmiş oldu.

Aradan yıllar geçti, bu kez kariyer yolculuğunda karşısına “genel müdürlük” pozisyonu çıktı. Genel müdür olacağını öğrendiğide ise, bu kez bankacılık doktorası yapmaya karar verdi. Teknolojiyi, işletmeyi çok iyi biliyordu.

Herhangi bir teknoloji şirketini çok iyi yönetebileceğinden şüphesi yoktu. Ancak, bankayı yönetme konusu gündeme geldiğinde, bankacılık doktorasının önemli olduğunu düşündü ve doktoraya başladı. Şimdi doktora yeterlilik sınavına girme ve tez konusunu seçme aşamasında…

Bankacılıktaki teknoloji değişiminin içinde yaşayan Türkiye İş Bankası’nın genel müdürü Hakan Aran, Fast Company Türkiye dergisinin ve Young Owners Club üyelerinin sorularını şöyle yanıtladı:

Türkiye’de internet bankacılığı ve e-ticaretin ilk yıllarına tanıklık etmişsiniz. Biraz o yıllardan söz etseniz, nasıl zorluklarla karşılaştınız?

İş hayatında bazen ilkleri yapmak, hele bankacılık gibi riskler barındıran bir alan ise zor olabiliyor. İş Bankası da halkın itibar ve itimadından doğmuş köklü bir kurumdur. Böyle bir kurumda toplum nezdindeki itibarı ve itimadı korumak da çok önemlidir.

Bizler o dönemlerde teknolojiyi çok yakından takip eden, internetin, internet bankacılığının gelişeceğini, bankacılığın geleceğinde yer tutacağını öngören kişiler olarak çok heyecanlıydık. Genel Müdürümüz, kıymetli büyüğümüz rahmetli Ünal Korukçu’ya “İnternet bankacılığını başlatalım” dediğimizde, Ünal Bey, bize önce “Bunu başka yapan var mı?” diye sordu. “Hayır, ilk olacağız” yanıtını verince, bize “Gidin, sağlamlığını iyice kontrol edin” dedi.

Güvenlik tarafını iyice araştırmamızı, incelememizi söyledi. Biz de ODTÜ ile bir anlaşma yaptık, güvenliğini analiz ettik. ODTÜ, 6 ay boyunca bizim sistemimize girmeye, açıkları raporlamaya başladı. Onların hazırladığı rapordan sonra başlatma onayını aldık.

O dönemin en büyük zorluğu, internetin yavaşlığı idi. Bu nedenle servis sağlayıcılarla aramıza bir hat çekilmesi, bunun için de yatırım yapmamız gerekiyordu. Bankanın 10 milyon müşterisi, internetin ise 10 bin müşterisi vardı. Bu büyüklükler nedeniyle o dönemde yatırım kararları almak zor oluyordu. İnternet kullanımının bu düzeyde olduğu bir dönemde büyük bir bankaya internetin ne kadar önemli olduğunu anlatmak ve yatırım kararı alınması konusunda yöneticilerimizi ikna etmek kolay olmadı.

Son 10 yılda ise, 2011-2021 dönemindeki Genel Müdürümüz Adnan Bali’nin vizyoner yaklaşımı sayesinde, teknoloji ve dijitalleşme alanında büyük atılımlar gerçekleştirdik.

İnternet şubesini kaç yılda açabildiniz?

1 yılda açtık. Biz ilk olmayı çok önemsemiştik. Ancak çok oyalandığımız için planladığımız zamandan sonra olsa da, Türkiye’de internet bankacılığını başlatan ilk banka olduk. Bizim başladığımız tarih 23 Haziran 1997’dir.

Bir hafta sonrasında başka bir banka bizi takip etti. Bizim elle geliştirdiğimiz algoritmaları, onlar yurt dışından hazır alıp, hızlı hareket ettiler ama yine de Türkiye’de internet bankacılığını başlatan ilk banka olmayı başarmıştık.

Bugünkü gibi bir internet bankacılığı beklentiniz var mıydı? 1997 yılındaki öngörünüz neydi?

Biz internetin hem bankacılığa hem de elektronik ticarete etkisinin büyük olacağını öngörmüştük. Ayrıca, Türkiye İş Bankası, Telecom Italia ile birlikte Aria’ya yatırım yapmıştı. Bu yatırım yapılırken mobilin internete etkisi de öngörülmüştü.

Biz Aria’nın birinci yılında, 2001 yılında, düzenlenen özel bir toplantıda telefon içindeki mobil cüzdana sanal bir kart yerleştirip mobil ödeme yapılabileceğini, mobil POS cihazından da fişin alınabileceğini göstermiş, “Bu geleceğin ödemesi olacak” demiştik.

2011 yılında cep telefonu ile Bankamatik’ten karekod ile para çekme, karekod ile ödeme yapma işlemlerini başlattık. Çin’de yaygınlaşmadan önce bu ödeme sistemini başlatmış, hatta patenti için başvurmuş olmamız, İş Bankası olarak bu alanlarda hep öncü olduğumuzun önemli bir göstergesidir.

Bu yaşanan değişim ve teknolojinin etkisi, “bildiğimiz bankacılığın sonu” anlamına geliyor mu?

Önce bildiğimiz bankacılığın ne olduğunu iyi tarif etmemiz gerekiyor. Bankacılık pek çok kişinin düşündüğü gibi önce mevduat toplamak, sonra kredi vermek değildir. Tam tersidir; önce kredi verir, mevduat yaratır, sonra bunları toplar. Bankalar, para yaratabilme ayrıcalığına sahip kuruluşlardır ve sermayelerinin kat kat üzerinde kredi vererek para yaratabilirler.

Bankaların hedefinde ülke için değer yaratmak, yatırımlar yoluyla istihdama ve büyümeye katkı vermek vardır. Bu yatırımlar sonucunda servet, yani tasarruflar ve mevduat artırılmış olur. Bankalar, aslında ülkenin kalkınmasına kaynak aktarır ve tasarrufların oluşması için ortam yaratır. Siz 1 lira sermaye ile 10 liralık kredi verirsiniz. 10 lira kredi alan müşteri, yaptığı yatırımla bunu 100’e çıkarmışsa, mevduat da 100 liraya çıkar. Bankalar yaratılan bu servetlerin koruyucusu olur ki, bu döngü devam edebilsin.

Bildiğimiz bankacılık budur ve bence değişmeyecektir. Ancak, bankacılığı yapma yöntemlerimiz çok farklılaşacak. Geçmişte elle yapılan birçok işlem artık bilgisayarla yapılıyor. Bugün kağıt parayla gerçekleşen bazı işlemler gelecekte dijital parayla olacak.

Şubelerden yapılan işlemler cepten yapılıyor, ileride yapay zekanın yardımıyla blok zincir üzerinden belki arada bankalar olmadan işlemler yapılacak, kripto paralar belki yaygınlaşacak. Bütün bunlar olurken, dijitalleşme tüm iş süreçlerini kökten etkileyecek ama bildiğimiz bankacılığa olan ihtiyaç değişmeyecek.

Basit bakarsak bankacılıkta değişmeyenler ve değişenler ne olacak?

Öncelikle, kredi ve mevduat ilişkisi değişmeyecek. Mevduatı yatırmak ya da krediyi kullanmak için bir fiziki şubeye gitme kısmı değişecek. Bankacılıkta şube konusuna şöyle bakmak gerekir:

Bugün Apple hâlâ mağaza açıyor. Neden? Çünkü müşteri ile yüz yüze ilişkinin gerektiği ortamlar yaratmak istiyor. Buna ihtiyaç duyduğu için de mağaza açıyor. Bence, bu nedenle şubeler varlığını sürdürecek, ama geleneksel işlemlerin gerçekleştirildiği yapılar olmaktan çıkacak. Müşteriyle temasın önemli olduğu yerlere dönüşecekler. Şubeler var olacak ama misyonları değişecek.

Ayrıca, hayatın aktığı platformlar ortaya çıkacak. O platformların içine bankacılık yedirilecek. Aslında siz yeni elektronik platformlarda işinizi doğal olarak yaparken, bankacılık işlemlerini de işin bir parçası gibi yapacaksınız.

Sanayi 4.0 prensipleri mutlaka bankalara da uygulanacak. Bankalar da arka planda robot yazılımlarla üretim yapan sanayi kuruluşlarına benzeyecek. Ön tarafta ise hakiki manada bankacılık yapılmaya devam edilecek. İşgücü önemli ölçüde operasyondan satışa, pazarlamaya, ilişki yönetimine kayacak. Belki gelecekte bankalarda yazılımcılar bile olmayacak, yazılımları otomatik olarak hazırlayan teknolojiler hayatımıza girecek.

Teknolojinin, kendisini üretenleri de yıkıma uğratacağını düşünüyorum. Yeni teknolojilerle bankacılar da yazılımcı haline gelebilecek. Ben herkese “low-code”, “no-code”, “GPT-3” ve “yapay zeka” teknolojilerini takip etmelerini öneriyorum. Şirketler özelinde büyük yazılım takımlarına olan ihtiyacın uzun vadede ortadan kalkabileceğini düşünüyorum. Böyle bakınca bugünün şirketlerinde teknoloji bölümleri büyüyor gibi görünse de gelecekte küçülen yerler haline gelebilir.

“YAKINDAN İZLEDİĞİM 4 TEKNOLOJİ”

  1. Hepimizin takip etmesi gereken, önümüzdeki döneme damgasını vuracak konu yapay zeka teknolojisi olacak.
  2. Silikon Vadisi’nde Open AI’nın duyurduğu GPT-3 teknolojisini çok yakından izliyoruz. Bu, her şeyin yapay zekayla, konuşularak, tarif edilerek yapılmasını sağlıyor. Ben bunun tüm sektörleri etkileyeceğini düşünüyorum. Henüz çok yeni, Beta testleri yapılıyor.
  3. Biz de Silikon Vadisi’ndeki inovasyon merkezimiz Maxitech üzerinden bu testlere iştirak edebiliyoruz. Maxitech üzerinden ABD’de kuantum bilgisayarlarla çalışmalar yapıyoruz. Mevcut bilgisayar teknolojisinde limitlere gelindi. Bunun bir sonraki adımı kuantum bilgisayarlar olacak, bu teknolojiyi de yakından izliyoruz.
  4. Bunun yanı sıra blokzincir teknolojisinin ve kripto paraların bankacılığı önemli ölçüde etkileyeceğini düşünüyorum.

“Aile gibi olmak önemlidir”

Türkiye İş Bankası’nı gerçekten güçlü bir aile olarak görüyor, kendimi bir aile şirketinin genel müdürü olarak kabul ediyorum. İş Bankası ailesinin, aile şirketleri için bir ilham kaynağı olabileceğini düşünüyorum. Çünkü bizim kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. İş Bankası ailesi tüm çalışanların ve yöneticilerin liyakatla seçildiği, bir kan bağı olmamasına rağmen kuruma katılan herkesin o aile kültürünü benimsediği, değerlerine sahip çıktığı özel bir yapıya sahiptir.

Aile şirketleri açısından baktığımızda tek yöntemin aile bireylerini işe almak olmadığını, işe alınanları bir aile bireyi haline getirmenin de mümkün olduğunu söylemek istiyorum. Aile şirketlerimizin, aile kavramını tüm çalışanları kapsayacak şekilde genişlettiklerinde ve bunu hissettirdiklerinde daha başarılı olabileceklerine inanıyorum.

LİDERLER KREDİ KULLANMADA NEREDE HATA YAPIYOR?

  • DENGE ÖNEMLİ Yatırım yaparken özkaynak ve kredi dengesini çok iyi yönetmek, yatırımın geri dönüşünü ve likiditeyi hesaba katarak karar almak gerekiyor.
  • KREDİSİZ YATIRIM Hiç kredi almadan yatırım yapmak ne kadar yanlışsa, sadece kredi alarak yatırım yapmak da o kadar yanlıştır. Fikrinize ne kadar güvenirseniz güvenin mutlaka o fikrin krediye değer olup olmadığını, güvendiğiniz bir banka/bankacı ile sınamakta büyük yarar var.
  • BANKACI OLUMSUZSA Bir bankanın yatırım kredisinin geri dönüşüne dair endişeleri varsa ve isteksizse siz de bence nedenini sorgulayın, göz ardı etmeyin. Bu konuda bankayı bir iş ortağı olarak görün.
  • SORUMLU BANKACILIK Sorumlu bankacılık yapmanın, insan odaklı hareket etmenin önemli olduğunu düşünüyor ve bankacılıkta bu unsurların daha da geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Sadece aile şirketlerine değil bankalara da önerimiz bu yöndedir.

“GİRİŞİMCİLİĞE AYRILAN KAYNAK,GELENEKSEL İŞLERDEN 10 KAT DEĞERLİ”

  • ÜLKEYE KATKI Biz startup’lara, ileride kredi müşterimiz olur diye yakınlık göstermiyoruz. İş Bankası’nın bir kuruluş misyonu var. Ülkeye hizmet etmek, ülkemizin büyümesine katkıda bulunmak, istihdam yaratmak bizim için her şeyden daha önemlidir. Bizim startup’lara verdiğimiz desteği kredi ilişkisiyle açıklayamayız.
  • HER ŞEY ÜZERİNE KURULU Yeni bilgi toplumunda her şey girişimciliğin üzerine kuruludur. Girişimcilik için ayrılan sermayenin büyümeye katkısı yüzde 1,28 iken, girişimcilik dışı/geleneksel işe ayrılan sermayenin katkısı yüzde 0,14 düzeyindedir.
  • İSTİHDAMA KATKISI BÜYÜK Girişimcilik için ayrılan kaynak büyümeye yaklaşık 10 kat daha büyük etki yapıyor. Girişimcilik ile iktisadi büyüme arasında ciddi bir pozitif korelasyon var. Türkiye’nin istihdama ve büyümeye ama özellikle enflasyon yaratmadan büyümeye çok ihtiyacı var. Biz de bunu sağlamak için üreten, ihraç eden, tasarruflarını artıran bir ekonomiye dönüşmeyi çok önemsiyoruz. Ben girişimciliği, bu dönüşümü sağlamada çok kıymetli buluyorum.
  • ODAK ALANLARINDAN Bu nedenle gelecekte odaklanacağımız alanların merkezine girişimciliği koyuyoruz. Tarım ve teknolojiyi birleştirerek tarımsal üretim ve verimliliği artırmak, kaynaklarımızı üretimi ve ihracatı desteklemek üzere kullanmak diğer önceliklerimizdir.

Yazar: Fast Company Türkiye

©Fast Company Dergisi, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş. tarafından Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun şekilde yayınlanmaktadır. Fast Company’nin isim hakkı ABD’de Mansueto Ventures’a, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş.’ye aittir. Dergide yayınlanan yazı, tablo, fotoğraf ve görsellerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

markanin-sahibi-patro-degil-tuketicidir

“Markanın sahibi patron değil tüketicidir”

Mete-Gazoz-basarinin-sirri

Başarının sırrı 1 milyon atışta!