in , , ,

“Biz romantiktik, şimdikiler gerçekçi”

Türkiye’nin köklü, global markalarından Silk and Cashmere’in yaratıcısı Ayşen Zamanpur, 28 yılda edindiği deneyimleri ve gelecek planlarını anlatırken, girişimcileri ikiye ayırıyor…

Aysen-Zamanpur

AYŞEN ZAMANPUR
Silk and Cashmere Yaratıcısı

YAZI: M. RAUF ATEŞ

Tam 28 yıl önce yola çıktığında genç ve deneyimsiz bir girişimciydi. Profesyonel hayatı geride bırakmış, Türkiye için sıra dışı bir üretimi başlatmıştı. “İpek” (Silk) ve “Kaşmir” (Cashmere) gibi ülkemizde az bulunan iki ham maddeden moda markası yaratmayı tercih etmişti. Bir yandan giyim markası yaratmış, diğer yandan ülke dışı dahil olmak üzere mağazalar açmıştı. Geriye dönüp baktığında, 28 yılda yaptıklarını bir çırpıda şöyle anlatıyordu:

“Çin’de, İç Moğolistan’da ‘joint venture’ yapan ilk yabancı olduk. Türkiye’den önce ilk mağazayı Zürih’te açarak, ‘born global’ (global doğan) sıfatını elde ettik. Ardından dünyanın en seçkin yerlerinde mağazalar açtık. İlk web sitelerinden birini biz hayata geçirdik.

Ekipçe çok çalıştık, Türkiye’nin yurt dışındaki premium markalarının başında geldik. Birçok yeniliği biz başlattık. Örneğin, ‘Black Friday’ uygulamasını Türkiye’ye getirdik. Online satışta ortalamaların çok üzerinde rekor kırıyoruz. Ama ‘En çok ne yaptın?’ diye sorarsanız, ‘Direndim’ yanıtını veririm.”

Daha önce “Kaşmir Yolu” adlı kitabında girişimcilik macerasını anlatan Silk and Cashmere’in kurucusu Ayşen Zamanpur’dan söz ediyoruz. Aralık ayında “Diren Keçi” adlı ikinci kitabını çıkardı. Kitaba bu adı seçmesinin gerekçesini anlatırken, şunlara dikkat çekiyordu:

“28 yıldır çok sayıda soruna karşı sıfır teşvik gördük. Üstelik Çin’e karşı alınan her önlemde en büyük zararı yaşayanlardan biri olduk. Ancak, her türlü soruna tıpkı bir keçi gibi direndik! Bence en büyük başarımız da bu direnişimiz oldu. O nedenle de kitabın adını ‘Diren Keçi’ koydum.”

Yakın zamanda CEO’luk görevini oğlu Ferhat’a, yaratıcı direktörlüğünü kızı Yasemin’e bırakan Zamanpur, deneyimlerini ve gelecek planlarını anlattı.

KİTAPTAN ÇIKAN DERSLER

Bu kitabı öncelikle kendim için yazdım, yaşadıklarımı anlatmak istedim. Bunları yazmadan yapamadım.

“Kaşmir Yolu” adlı ilk kitabımda ilk 20 yılı yazmış ve ilk cümlede, “Bu benim ilk ve son kitabım” demiştim. Zaten bu nedenle de son kitabımın ilk cümlesi de; “Sözümde duramadım” oldu. Yaşadıklarımı ve deneyimlerimi, belki birilerine yol gösterir diye anlatmak istedim.

Dünyada ve Türkiye’de perakendede müthiş bir değişim yaşanıyor. Biz de markamızda büyük adımlar atıyoruz. Yaşananları harmanladım ve birinci elden aktarmayı amaçladım.

Bir de şu anda ikinci kuşağa bir devir süreci yaşıyoruz. Bunu da anlatmak istedim. Çünkü, bu konuyu çok araştırdım. Türkiye’de ikinci kuşağa devirle ilgili bir gerçek öykü bulamadım. Ben bir anlamda “ilk” olmak istedim.

Sonuçta tüm değişim ve dönüşüm süreci ile “direniş sürecinin” anlatılmaya değer olduğunu düşündüm.

NİYE KAŞMİR İŞİNE GİRDİM?

“Evraka anı”nın olması için öncesinde hazırlığınızın, düşlerinizin ve projelerinizin olması gerekiyor. Biz önce dünyada kocaman bir boşluk, niş alan gördük. O nişe uygun marka yaratarak yola çıktık. Başlangıçta tüm motivasyonumuz buydu.

1992’de kaliteli ve ulaşılabilir fiyatta, ayakları yere basan bir kaşmir markası yoktu. O dönemde dünyada sadece İtalyan, İngiliz ve İskoç markaları egemendi. Pazar onların elindeydi ve fiyatları çok abartılı, aşırı aristokrat duruşlu idi. Bir elin parmakları kadar az kaşmir markası vardı. Tam anlamıyla kemikleşmiş bir yapı ile karşı karşıya idik.

Bizden önce 50 yıl boyunca pazara girmeye kimse cesaret edememişti.

İlk cesareti biz gösterdik ve bir anlamda kaşmiri demokratikleştirdik. En önemlisi de “Premium” kategorisine girdik ve kendi alanımızda isim olduk. Paris, Londra, Zürih, Barselona, Cenevre, Moskova ve Berlin’de mağazalar açtık.

Bizden sonra aynı şeyi yapmaya çalışan çok marka çıktı. Bazıları hâlâ başarıyla ayakta duruyor, bir bölümü ise sürdüremedi.

Kaşmirin yanına ipeği koyup ismimizi de bu iki değerli ham maddeyle tamamladık. Hâlâ çok iyi bir girişim fikri olduğuna inanıyorum.

İKİ KUŞAĞIN FARKI

Ben birinci nesil olarak “romantik girişim’ciyim”. Pek çok kararımda kalbimle bilançoyu net ayırmamış olabilirim. Zaten o sıralar sınırlar da çok “flu” idi.

İkinci neslin Covid sürecinde aldığı kararları hayranlıkla izledim. Ben ne onlar kadar hızlı e-ticaret atılımı yapabilirdim ne de rasyonel kararlar verebilirdim.

Örneğin, pandemiyle birlikte uzaktan çalışmaya geçen ilk markalardan oldular. Benim ikinci kuşağa devir yaptığım dönemdi. Covid-19 gelince üzülmüştüm. Ancak ne kadar doğru karar verdiğimi sonradan anladım. Hızlı, kesin ve matematiksel ve rasyonel kararlarla markamız bu virajı çok güzel döndü.

YARATTIĞIMIZ 3 FARK

Aslında ben çok iddialı sözlerden çekinirim. Ancak, kendimden değil, benim için yapılan değerlendirmelerden söz edebilirim. Şu 3 özelliğimiz çok sık vurgulanır: Öncülük, farklılık ve ilklere cesaret etmek…

Yeniliklere dayalı azimli ve inatlı bir direniş özelliğim var. Büyük bir cesaretle Türkiye’de olmayan iki ham maddeden hareket ederek yüksek kaliteli üretim yaptık, üstelik dünyaya da yaydık.

Kaliteden asla taviz vermedik. Çok değerli bir ekip ruhu oluşturduk, sosyal sorumluluk bilinci yarattık. Şahane bir ekibimiz var, şimdi de ikinci nesil sayesinde bu kurumsal kültürü devam ettiriyoruz.

Kurucu olarak ekibimle ve devir sonucu ortaya çıkan yeni nesil yönetimle gurur duyuyorum. Bu düzeye gelmiş olmaktan kendime büyük pay çıkarıyorum. Çünkü, her şey ekip işi, her şey insana dayalı…

BAŞARISIZLIKLARIM OLDU

Geride 28 yılı bıraktık. Başarısızlıklar olmaz mı? Bu hiç mümkün değil. Benim pek çok hatam vardı ve hep de olur. Önümüzdeki dönemde de olmaya devam edecek. Zaten iş dünyasındaysanız, bu gerçeği kabul etmeniz gerekiyor. Ben başarısızlıkları ve hataları, kitabımda önemli kırılma noktaları olarak anlattım. Okuyanlardan duyduğum kadarıyla en sevilen bölümlerden biri oldu.

İş dünyasında hata yapmıyorsanız, kesinlikle yerinizde sayıyorsunuzdur. Çok sayıda yanlış yerde mağaza açtık, yanlış bayilerle çalıştık, doğru olmayan koleksiyonlar sunduk. Hatalar, pahalı yolla alınan derslerdir ve kaçınılmazdır. Çok şey öğretir, hatta güçlendirir.

ŞİRKETİN GELECEK PLANI

Ben Silk and Cashmere’i tamamen gençlere bıraktım. Bundan sonrası onların seçimi… Kararı onlar alır, ben asla dayatmam.

Son iki yıldır günlük yönetimden çekildim. Görüyorum ki çok doğru işler yapıyorlar.

Örneğin, e-ticaret konusunda dünya standardını yakalayıp, inanılmaz oranlara ulaştılar. Türkiye’de online perakendenin payını 3.5 katına çıkardılar. Marka değerine çok büyük katkı yaptılar. Teknoloji altyapısını güçlendirdiler.

Keçimiz, seneye 30’uncu yılını kutlayacak. Keçi, inatla, tutku ve kararlılıkla koşuyor. Bundan sonra koşacağı yer, stratejik plan hepsi onlara ait. Danışmanlık isterlerse seve seve vereceğim.

YENİ KUŞAĞA VERDİĞİMİZ, ÖDÜL DEĞİL
“Öncelikle ortada onlara bahşedilen bir şey olmadığını söylemekte yarar var. Tam tersi onlara büyük bir yük veriyoruz. Onlar isteseler dünyanın her yerinde daha şahane işler bulabilir, rahat içinde yaşayabilirlerdi. Ancak, aile işine sahip çıkmaya karar verdiler ve bu beni gururlandırıyor.”

AİLE BİREYLERİNE 7 KRİTİK ÖNERİ

  1. Birlikte çalışırken onlara ders verecek şekilde davranmamaya çalıştım. Parmağımı sallayıp yukarıdan konuşmadım. “Biz bu markayı tırnaklarımızla yarattık, şimdi siz yaşatacaksınız” gibi sözler etmedim.
  2. Ben zorlamaya gelemem ve kimsenin de zorlanarak yapacağı işlerden hayır geleceğine inanmam.
  3. Çocukların kararlarına hep saygı duydum. Eğitimlerinden mezun olduklarında çalışacak işlere kadar bütün kararlarını kendileri aldılar.
  4. Çocuklara tavsiye vermeyi doğru bulmuyorum. En fazla örnek olmak, yol göstermek gerekiyor.
  5. En çok inandığım da şudur: “Deneyim, hem güzel hem tehlikeli bir şeydir.” Gençlere yol gösterip, önlerini açmak gerekir.
  6. “Biz böyle bilirdik, şöyle yapardık” diyerek, değişimin önünü kapamamalıyız.
  7. Bunları söyledikten sonra bir şey daha ekleyeyim: Hiç karışmıyor muyum? Kocaman bir yalan… Elimde değil, zaman zaman karıştığım da oluyor…

İKİ FARKLI KUŞAK GİRİŞİMCİ VAR

  1. ROMANTİKLER Bizler ve bizden öncekiler için “Romantik girişimciler dönemi” tanımını kullanıyorum. Bizim amacımız, kafamızdaki düşü gerçekleştirmekti. Birinci planda “Şahane bir fikir buldum, hayata geçireyim” vardı. Bu grup, tutku ve abartılı çalışarak kazandıklarını hep girişimlerine yatırdı. Kendilerinden çok markalarını düşündüler. Satmayı, hisse vermeyi planlamadan, masum/romantik işler yapmayı tercih ettiler.
  2. GERÇEKÇİLER Onlar daha işi planlarken somut verilere dayanır, rakamlarla yola çıkarlar. “3 sene şu kadar kâr, 5 sene şu kadar büyüme” gibi hesaplar yaparlar. Hayallerinde “stratejik ortaklık”, “private equity” ve “exit” (çıkış) gibi planlar vardır. Onlar için sosyal hayat daha öndedir. Önemli bölümü kendini iş için parçalamaz. Her şeye değil, önceliklerine zaman ayırır.

2.5-3 YIL
“Ben bütün 55 yaş üstü aile şirketi kurucu CEO’larına hemen devir yapmalarını öneriyorum. Benim devir sürecim 2.5-3 yıl sürdü. Planlaması ise 4 yılı buldu. O nedenle başlamak için gün bugündür, diyorum.”

Yazar: Rauf Ateş

Fast Company Türkiye Kurucusu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

karadeniz-holding

“Gemiden enerjide açık ara lideriz”

DEĞİŞEN MÜŞTERİ DENEYİMİNDE LİDERLİK ZİRVESİ 15 MART’TA