in , , , , , ,

Dünyaya meydan okuyan Türk girişimci

5 Euro ile başladığı işten, 5 ülkede faaliyet gösteren bir marka yarattı. Teslimat sektöründe Avrupa’da liderler arasına giren, Berlin merkezli Gorillas’ın kurucusu Kağan Sümer, başarı hikayesini ve hedeflerini Fast Company için anlattı…

Dünyaya-meydan-okuyan-Türk-girişimci1

YAZI: MEHTAP DEMİR

İlköğrenimini İstanbul’da, Maçka ve Nilüfer Hatun İlköğretim okullarında tamamladı. Ardından Üsküdar Amerikan Lisesi’ne girdi. Bunu Sabancı Üniversitesi’nde mekatronik mühendisliği alanındaki lisans eğitimi izledi.

Ailesinin hemen her üyesinin mühendislik veya Almanya ile bir ilişkisi vardı. Dedesi Siemens’in ilk yöneticilerindendi, dayısı Almanya’da yaşıyordu. Halası ise Almanca dalında öğretim görevlisi idi.

Böyle bir tablo içinde o da üniversite sonrası hemen Almanya’ya gitti. Her ne kadar ailesinin kendisini etkilemiş olabileceğini düşünse de “En temelde, hayatı bir yıl dondurma arzum vardı. Ne istediğim, hedeflerim, amacım üzerine düşünmek istemiştim” diye anlatıyor.

Eğitim amaçlı aldığı vize ile gittiği Almanya’da sanattan reklama, çeşitli alanlara ilgisini test etti. Bir yılın sonunda Türkiye’ye dönme kararı aldı. Büyük danışmanlık şirketlerinden birinde işe girerek deneyim kazanmak istiyordu. Nihai hedefini ise belirlemişti: “Bir gün kendi işimi kurmak üzere tekrar Almanya’ya döneceğim.”

Gorillas’ın kurucusu Kağan Sümer’den bahsediyoruz. Sadece 2 yıl önce “hızlı dağıtım” işine giren ve şu anda dünyanın bu alandaki 4 şirketinden biri konumuna ulaşan Sümer, “dünyayı değiştirme” vizyonunu, başarı hikayesinin detaylarını ve gelecek planlarını Fast Company için anlattı…

FİKİR NASIL DOĞDU?

Almanya’da geçirdiğim yıldan sonra, bir gün kendi işimi yapma fikri ile tecrübe kazanmak üzere Türkiye’ye döndüm.

Döndükten hemen sonra, iki büyük danışmanlık şirketi olan McKinsey ve Bain’e iş başvurusunda bulundum. Ancak, sadece yılın belirli tarihlerinde mülakat yapıyorlardı ve bir sonrakine 9 ay vardı. Ben bu 9 ay boyunca ne yapacaktım? Babaannemle kalıyordum, hiç param yoktu ve ailem bir an evvel işe girmem konusunda baskı yapıyordu.

Aynı günlerde, dünyayı turlama hayalini paylaştığım Brezilya’dan bir arkadaşım yazdı ve “Kağan ben bu tura çıkıyorum” dedi. Bisikletle Brezilya’dan başlayacak, Berlin üzerinden geçecek, dünyayı gezerek yine Brezilya’ya dönecekti. 2-3 senelik planını anlattı. “Ben de geliyorum” dedim. Bisiklet turuna çıktık, 7 ay boyunca seyahat ettim.

İstanbul’dan başladığım yolculuğumuzda, İran, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan ve Afganistan’ı gezdik. Çin sınırına geldiğimizde o dönem Uygur Türkleri sorunundan dolayı beni içeri almadılar, oradan geri döndüm. Ülkeye döndüğümde ise başvurduğum danışmanlık şirketleri için mülakat tarihlerini kaçırmıştım. Bu durumda, “En iyisi ben kendi işimi kurayım” dedim.

GİRİŞİMCİ OLMA YOLUNDA

O dönemde Türkiye’de Reina saldırısı ve benzeri birtakım olaylar yaşanıyordu. Bu nedenle çok fazla turist gelmiyordu. Evimin altında bir kuru temizlemeci vardı. Sahibi her gün bana derdini anlatıyor, işin yüzde 80’inin otellerden geldiğini ve Türkiye’ye kimse gelmediği için batacağını söylüyordu. “Otellere turist gelmeyince inanılmaz bir arz fazlası oldu. O arz fazlası da bizi bitiriyor” diyordu.

O anda aklımda uyanan benim ilk iş fikrimdi: Levent-Nişantaşı-Beşiktaş üçgeninde 300 bin tane beyaz yakalı vardı. Bu kişilerin sadece yüzde 1’i çamaşırını getirse, 3 bin kişi ediyordu. Bizim kuru temizlemecinin yüzde 20 arz fazlası vardı ve 200 kişi gelse kapanacaktı. İşte ben bu arz fazlasının yüzde 20’sini kapatacaktım.

Hemen bir web sayfası açtım. O arz fazlasını internet üzerinden satıyordum. İş güzel gidiyordu, büyüyeceğini hissediyordum. Yatırım almak istedim. Ancak, o sırada ekonomik kriz baş göstermişti. Bu nedenle yatırımcılar mesafeliydi.

O an ilk kez anlamıştım ki bu tip bir ekonomide iş yapmak çok zor. Bu nedenle işi Avrupa’da ya da ABD’de kurmanın daha doğru olacağını düşündüm.

Ancak Almanya’da iş yapmak için öncesinde deneyimleriniz ve itibarınız olmalıydı. Bu beni yine aynı noktaya getirdi: Önce deneyim ve network kazandıktan sonra işimi kurmak daha doğru olur.

DANIŞMANLIK ALANINA DÖNÜŞ

Uğraşlarım sonucu Bain’e girdim. Orada iyi tecrübeler edindim. Girişimciliğe, dijital dönüşüme yönelik projelerde görev alıyordum.

Ancak danışmanlık işinin doğasında beni rahatsız eden bir şeyler vardı: Harika projeler yapıyor, ekipçe tutkuyla çalışıyorduk. Fakat projeler bir anda askıya alınabiliyordu. Bir yandan işler çöpe gidebiliyordu, diğer yandan içeriye danışman olarak giriyor, çok güzel değer yaratıyordunuz. Ancak, o iş bir hiyerarşinin içinde yok olup gidiyordu. Türkiye’de ise dengeli bir ekonomi yoktu ve paranın değeri her geçen gün düşüyordu.

Avrupa’ya gidip kendi işimi kurma fikri sürekli kafamı kurcalarken, Bain’den iyi bir terfi aldım. Maaşımı ikiye katladılar, çok güzel bir araba verdiler, hayat standartlarım yükseldi. O anda dedim ki ben bu konforu yaşarsam, risk alıp şu an bu zincirden kopmazsam bir daha gidemem. Çünkü, bu “altın kafes” gibiydi… Bu düşünceyle istifa ettim.

GİRİŞİME GİDEN YOL!

Turist vizesi aldım ve Berlin’e gittim. Danışmanlık şirketlerinden arkadaşlarım çok iyi bir network kurmuşlardı, çok iyi girişimleri vardı. Onların sayesinde 2 bin kişilik mail listesi oluşturdum, sonra 500 kişiye indirdim ve onlara email attım. “Ben geliyorum, çok heyecanlıyım” mesajımı ilettim. 50 kişiden cevap geldi. Onlardan da 3 tanesi ile görüştüm. 2 tanesinden de güzel bir teklif geldi.

Ben Berlin’e 10 sene öncesinde gittiğimde de Rocket Internet’e başvurmuştum, ancak benimle görüşmemişlerdi. “Kusura bakma yardımcı olamayacağız” diye dönmüşlerdi. O gün reddedildiğimde Instagram hesabıma konum olarak “İstanbul & Berlin” yazmıştım. Çünkü, içimde kalmıştı, bir gün oraya döneceğim diyordum. Bu kez Rocket Internet ile yeniden iletişime geçtim. 10 senede yaptıklarımı, bende nelerin değiştiğini anlattım, yeniden görüşmelerini talep ettim. Görüşmeler sonucunda en nihayetinde Rocket Internet’te işe girdim.

Rocket’ın eski COO’su (şu anda Gorillas’ın COO’su) olan Adrian ile çok iyi anlaşıyorduk. Bir süre sonra ona bir ‘catering’ (yemek) işi kurma fikrimden bahsettim; beraber yapalım dedim. Biz elimizde iki-üç fotoğraftan oluşan bir sunum, “Food” ile başlayan bir şirket ismi ile müşteri kovalamaya başladık. Üstelik ortada bir web sitesi bile yoktu.

YEMEK SEKTÖRÜNE GİRİŞ

“Biz şirketlere catering hizmeti veriyoruz, çok güçlü restoran bağlantılarımız var, her gün farklı yemek gelecek” diye hiç ortada olmayan şeyleri anlatıyordum. Böyle 1 ay geçti ve catering işini kurduk. 6 ay sonra bu iş çok büyüdü. Rocket’tan istifa edip kendi şirketimi kurmaya karar verdim.

O dönemde bana Rocket’ın mobilya kiralama işinden bahsettiler. Paylaşım ekonomisi çok revaçtaydı, mobilya kiralama işi de Almanya’da epey büyük bir konu haline gelmişti ve ciddi yatırım alıyordu. “Bu işi sen yapar mısın?” dediler, kabul ettim.

Görevim, işi büyütmekti. Yaptığımız iş ise mobilyayı alıp ertesi gün hazır hale getirip, lojistiği de üstlenerek insanlara kiralamaktı.

İş aslında büyüyebilecek potansiyeldeydi ama kimse kiralamıyordu. Bu işe 1.5 ay kafa yordum. 1.5 ayın sonunda şunu fark ettim ki insanlar mobilya kiralamak istemiyor.

Son bir kampanya yapacağım ve tüm parayı buna koyacağım ve artık olmazsa da olmayacak, dedim. Bir tane ördek resmi buldum, havuzdaki basınca ses çıkaran sarı ördeklerden. O ördeğe, “Nobody wants to rent furniture”, yani “Kimse mobilya kiralamak istemiyor” yazdım. Tek resmi bütün Berlin’e pazarladım. Bunun ardından bir anda herkes mobilya kiralamaktan bahsetmeye başladı. İş o kadar büyüdü ki, yatırımcılar bizim pazarlama çalışmalarını durdurdu. Müşteri talebi o kadar arttı ki, biz tüm paramızla mobilya almak zorunda kaldık ve iş patladı.

GORILLAS’IN İLK İŞARETLERİ

Aklımda hâlâ kendi işimi yapmanın zamanı geldiği fikri vardı. Sıfırdan kendi işimi yapmak istiyordum. O dönemde çok cüzi paralara çalışıyordum, banka hesaplarım eksideydi. Hayat standartlarım çok düşmüştü. Sıfır noktasındaydım ve kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Böyle bir tabloda “Kendi işimi kurayım” diyordum.

O dönemde bana bir “işaret” gibi görünen iki olay yaşadım.

Hep bir tablom olsun istiyordum. Bir gün bir sanat galerisine gittim. Tam sergiden çıkarken, siyah-beyaz bir eser dikkatimi çekti. Sanki bana baktığını hissettim. Eseri yapan sanatçıya ulaştım, finansal ve ruhsal açıdan kötü durumda olduğumu anlattım.

Eserinin bende hissettirdiklerini paylaştım. Sanatçı, ‘as black as it gets’ dedi. Ben sandım ki, hayatımın da resim gibi karanlık olduğunu, daha kötüye gidemeyeceğini kastediyor. “Yok” dedi, “eserin adı o”. İnanamadım, sanatçı gerçekten o hissiyatla yapmıştı. Hiç param yok ama bir gün mutlaka öderim, siz bu eseri bana verin, dedim. O gün galeriden o eserle çıktım.

Birkaç gün sonra süpermarkete gittim. Dönerken elimde birkaç poşet vardı. Bir anda 5 Euro bacağıma yapıştı (hala çerçevelidir, evimdedir). Ben de iş kurmayı düşünüyordum. “Bu işaret değilse nedir?” diye düşündüm. Evren “yürü” demişti bana.

Hızlı hızlı eve gittim, salonu boşalttım, rafları buldum, hemen markete gidip ürünleri aldım. Eskiden iş yaptığım bir arkadaşımı aradım. Yıllar evvel yaptığımız bir web sitesini istedim. Server’ını, adını değiştirip işe koyuldum. O gün yürümeye başladım.

DAĞITIMIN ARKA PLANI

Aklımda teslimat sektörü vardı, çünkü Almanya’da servis neredeyse hiç yoktu. Avrupa’daki diğer ülkelere kıyasla hem online market işi hem ‘delivery’ (teslimat) sektörü çok zayıftı. Bunun sebebini “bu pazarda olmaz” diye açıklıyorlardı. Fakat bu bana çok garip geliyordu. Hep “Neden olmasın, çok güzel bir iş” diyordum.
Sonuçta aslında biz bu sistemin içine doğduk. Türkiye’de bakkalı arardık ve siparişimizi 10 dakikada getirirdi. Hepimiz, öyle büyümedik mi? Bunu kesin çözeriz dedim ve hemen işe koyuldum.

Önce tam anlamıyla kapı kapı dolaştım. Yakın mahallede oturanlara işi anlatıyordum. “Size 5 Euro da indirim veriyorum. İstediğiniz zaman kullanın” diyordum. Başlangıçta 1 tane satıyor, yanına da 1 adet ücretsiz koyuyordum. 2020 yılının Mart ayından söz ediyorum.

Mayıs geldiğinde işi çok sevmiştim. Üstelik çok da iyi gidiyordu. Ben hemen bir yer tutayım, oradan yapayım ve iş resmileşsin, dedim. Fakat hiç para yok. Annemi aradım, işi kurduğumu, yatırım alacağımı ancak avukata verecek kadar bile param olmadığını söyledim. “Kağan sen yine birtakım işler çeviriyorsun ama hadi neyse” diyerek para yolladı.

O parayla bir yerin ilk kirasını verdim. Sonra bizim işin aynısını Lübnan’da yapan birinden teknolojisini kiraladım. Bu bana büyük bir avantaj sağladı. Çünkü, 6-7 yıldır bu işi yapıyormuş ve teknolojim varmış gibi başladım. Gelişmiş bir platforma, cüzi bir ücret ödeyerek sahip oldum.

3 KİŞİDEN 5 ÜLKEDE FAALİYETE

Başlangıçta 3 kişi ile işe koyulduk. Benim yanı sıra bir komşum ve bir de “işler çok büyüyecek” vaadiyle bizimle çalışan bir stajyer vardı.

Bir yandan işle ilgilenirken, diğer yandan da yatırımcılara gidiyorum. Elimizde sürekli sadece 10 günlük para oluyordu. Ürüne ödeme yapıyor, siparişin parasının gelmesi için 10 gün bekliyorduk. Böyle bir döngüde ilerliyorduk…

Sabah kalkıyor, ürünleri yakındaki marketten alıyordum. Başlangıçta, 2-3 dakikada götürüyordum, çünkü benim girişimcilik tarzım, önce bir bu bölgeyi komple almak, sonra büyümekti.

Yakın yerlere teslim ediyordum, blokları belirliyor ve böylece servis alanını daraltıyordum ki hem az sipariş gelsin hem kişiye özel/münhasır olsun. Böylece bire bir iletişim kurma şansım da oluyordu.

Bir süre sonra değerlerimize inananlarla bir grup oluştu. İşi kullanan bazı kişiler bunu bizimle yapmaya başladı. Gençlerden oluşan bir toplulukla depoda buluşuyor, şevkle çalışıyorduk. Hepimizin tek bir tutkusu vardı: “Dünyayı değiştirmek.”

İlk yılın sonunda 160 depoda 5 ülkede faaliyet gösteriyorduk. Şu an baktığımızda Avrupa’da bizden sonra gelenler bizim yarımız büyüklükte.

DİĞER MARKALARDAN FARKIMIZ

Bizim diğer markalardan en büyük farkımız, pazara ‘discount code’ (indirim kodu) olmadan girmemizdir. Çünkü, ‘indirim’ ile gelenlerin yüzde 10’u sizde kalmıyor. Biz neredeyse sıfır ‘indirim kuponu” ile 3-4 ay geçiriyoruz. Bu da bizim doğru müşteri kitlesine daha erken nüfuz etmemizi sağlıyor. Mesela, İngiltere pazarına baktığınız zaman bizim ortalama sipariş tutarımız 24, en yakın rakibin 7 adet düzeyinde. Fransa’ya baktığınızda bizimki 24, diğer şirketin ise 6 adet.

Biz “Şu firma büyüyor, bizim de hızlı büyümemiz lazım. Gaza basalım büyüme gelsin” noktasında değiliz. Çünkü, bu yaklaşım pazara büyük zarar veriyor.

Fiyat, hizmet, ürün çeşitliliği ve markalama, diğer önemli farklarımız. Fiyatta zaten herkes birbirini eşitliyor, o tarafta bir fark yok.

Bizim işte hizmet düzeyini düşürmeden büyüme önemlidir. İndirim kuponu, bu alanda kaliteyi düşürücü etki yapabilir. Bedava yemek veriyor ve servis seviyenizi düşürüyorsunuz, 10 dakikayı 90 dakikaya çıkarıyorsunuz. Bizim servis süremiz hâlâ Avrupa’da 10 dakikaya çok yakın.

Bir diğeri, “ürün çeşitliliği” konusudur. Avrupa’da müşteri, tuvalet kağıdının en ucuzunu, kahvenin en kalitelisini alır. Bunun için ürün çeşidini iyi yönetmelisiniz. Sadece süpermarket ve toptancıdan almak yetmez, yerel pazarları da dahil etmelisiniz. Şu anda Gorillas’ta 2 bin-2 bin 500 arasında ürün var, ancak sayısı hiç önemli değil. Tipi ve ayrıcalıklı/özel ürünler olması önemli. Fark yaratan bu.

Benim gurur duyduğum bir başka farkımız ise “taze” ürün faktörüdür. Gorillas’ın en fazla sattığı 20 ürünün 19’u meyve ve sebzeden oluşur.

GELECEKTE 2 FİRMA OLACAK

6 sene önce pazarda Getir ve birkaç tane firma vardı. 2 sene önce 30 tane firma ortaya çıktı. Bu 30 firma farklı coğrafyalarda ve büyük şehirlere odaklı bir yarışın içine girdiler. 4 tanesi hayatta kaldı, paraya erişti: Getir, Gopuff, Flink ve Gorillas. Başaramayanların en önemli nedeni ise büyümelerini çözememeleri ve geri dönüşü olmayan bir sürü hata yapmaları idi.

Bu geri kalan 4 şirketin bir kısmı çok sayıda ülkeye gitti, bir kısmı lokal ve çok dar pazarlarda kaldı. Mesela bunlardan biri, şu anda 1,5 pazarda. Aslında 3 pazarda gibi görünüyor ama Almanya’da ve Hollanda gibi ölçeği küçük bir pazarda faaliyet gösteriyor. Almanya’da da pazarla ilgili bazı sıkıntıları var: Dağıtım ağı yeni büyümeye başladı, yeterli sürücü yok.

Bu noktada geriye, paraya erişimi olan ve de ciddi bir ölçeğe sahip 3 şirket kaldı. Belli büyüklüğe sahip şirketlerden Gopuff tamamen Amerika’da faaliyet gösteriyor. Bir yandan da Avrupa’ya gelmeye çalışıyor. Birkaç tane satın alma yaptı ama Avrupa’ya gelmek çok kolay bir iş değil. Gopuff’ın sermayeye erişimi var. Halka arza da ihtiyaç duyuyorlar. Bunun için de Avrupa’da başarılı olmaları şart. Kendileri yapamazlarsa, şirket satın alma yoluna gidecekler. Benim gözümde dünyada bu alanda 2-3 şirket/kişi kalacak.

Pazarda yeni oyunculara yer olacağını düşünmüyorum. Kısa vadede yatırımcılar üç şirkete ciddi para vermeye devam edecek. Geri kalanlar ya satın alınır ya da o kadar kötü bir duruma gelir ki, düşük bir değerden bu ilk 3 firmaya satılır.

Bunun yanında yeni coğrafyalarda yeni oyuncular türer. Ama daha az çekici coğrafyalarda türedikleri için onlar günün sonunda lokal şampiyonlar olur ama biri tarafından alınır.

GORILLAS’IN 5 YIL SONRASI

Bugüne kadar toplam 1.3 milyar dolar yatırım aldık. Bin kadarı genel merkezde olmak üzere 12 bin çalışanımız var.

Gorillas’ın 5 sene sonrası için birkaç tane hedefim var. Benim için bütün çalışanlar değerli, fakat yeri çok ayrı olan 30-35 kişi var. Gorillas’a ilk gün başlayan, üniversiteyi bile terk edip, tutkuyla ve inançla benimle bu yolculuğa çıkan çalıma arkadaşlarımdan söz ediyorum.

Bu 30-35 kişinin kendi şirketlerini kurduğunu görmekten, ya da en azından bir kısmının girişimci olduğunu, lisans eğitimlerini boşuna bırakmadıklarını görürsem çok mutlu olurum. Bu ilk hedefim.

İkincisi, “best version of yourself” (kendinin en iyi versiyonu ol) vizyonumuzda sağlıkla bu işi bir şekilde birleştirebilirsek çok mutlu olurum. Üçüncüsü, hayatta kalırsak mutlu olurum.

BÜYÜK BİR DEĞİŞİM PROGRAMI GERÇEKLEŞTİRDİK

  • DEĞİŞİM DÖNEMİ Şirket içinde 9 ay önce bir dönüşüm kararı aldık. Eski köklü teknoloji firmalarında dönüşümü yönetenlerden şirket psikologlarına çeşitli uzmanların dahil olduğu bir ekiple şirket olarak değişim dönemine girdik. Bu bizim için çok büyük bir “challenge” idi.
  • 5 KONUYA ODAKLANDIK Bununla paralel olarak, bağımsız danışmanların desteğiyle yeni bir operasyonel model kurduk. Stratejimiz, süreçlerimiz, yapımız, çalışanlarımız ve teknolojimiz olmak üzere 5 konu üzerinde çalıştık. Değerlerimizin, önceliklerimizin üzerinden geçtik. Bu ana metriklere bizi götüren bütün ağı kurduk.
  • EKOSİSTEM ODAKLI Son olarak da tedarikçiden müşteriye bütün ekosistemde kime dokunuyorsak onlar için ne değer yarattığımızı çıkardık ve bu üçünün etrafında işimizi ufak parçalara bölüp, küçük startup’lar halinde yönettik. Bu sistemi kurmak ve uygulamak çok tatmin eden bir süreçti. Zorluydu ama çok güzel sonuçlar verdi.

“Teknoloji ve tedarik zinciri çok kritik olacak iki yatırım alanı. Ben de bu alanlara aktif olarak bakıyorum. Ayrıca, işimizi sağlıkla bir araya getirme fikri beni cezbediyor. Bu konuda planlarım var”

GİRİŞİMCİLERE 5 ÖNERİM

  • KENDİNİ TANI Kendi gerçekliğinizi kurun, bu da kendini tanımaktan geçiyor. Kendinizle ilgili en ufak detayı bilin. Kendinizi bilmezseniz ne yapmak istediğinizi bilemezsiniz.
  • ZAMAN AYIR Kendinizi tanımaya zaman ayırın. Herkes girişimci olmak istiyor ama zamanının tamamını neyi sevdiğine değil, iş fikrine veriyor. Seyahat tutkusuyla Çin’e gitmesem ve kendimle baş başa kalmasam, belki de bunlar olmayacaktı.
  • İNSANLARI FİKRİNE ÇEK İnsanları sevdiğin şeye nasıl çekebileceğin üzerinde çalış. İş modeli üzerinde kendi realiteni kur ve insanları oraya davet et.
  • REALİTENDEN EMİN OL Öyle büyük bir realiten olsun ki insanlar “Öyle şey mi olur?” desin.
  • HER ADIM DEĞERLİ Gorillas’ı çok seviyorum ve geleceğine dair hayaller kurabiliyorum. Çok büyük ve yiyeceğe yönelik bir iş olduğunu düşünürsek çok geleneksel. Ayrıca bu kadar sevince, insanları bu işin içine çekebiliyorum. Başarıyı getiren de, tüm bunların aynı anda var olması.

“TÜRKİYE’YE GİRMEYİ DÜŞÜNMÜYORUZ”

Bizim nihai hedefimiz, bu işi konsolide etmek. Konsolidasyon için de 50 tane pazarda bir şekilde bir işinizin olması lazım. Ya da en büyük 10 pazarı almanız lazım.
Biz şu an ilk başta önceliğimize “en büyük 10 pazarı” koyduk. Bu en büyük 10 pazardan sonra 50 pazara konsolidasyon hamleleriyle gideriz. Oralarda da büyük hedeflerimiz var.
Türkiye pazarına ise girmeyi şu anda düşünmüyoruz.
Biz dünyayı değiştireceğimize kesinlikle inanıyoruz ve bunun için de şirket değerlememizi yükseltmeyi hedefliyoruz. Bunun için ise değeri yüksek pazarlarda belirli bir büyüklüğe ulaşmanız lazım.

GORILLAS DÜNYAYI NASIL DEĞİŞTİRECEK?

  1. İnsanları “en iyi versiyonlarına” getirme misyonu bizim için sadece bir başlangıç noktası. Toplumun tüm üyelerini kendilerinin en iyi hallerine getirmek istiyorsanız birkaç şey yapmanız lazım
  2. “En iyi hallerini” anlamak için 6 sorunun yanıtı gerekiyor: “Ne yiyorsun, Ne içiyorsun, Nasıl uyuyorsun, Sevdiğin insanla ilişkin nasıl, İşini seviyor musun ve Paran var mı?”
  3. Bu 6 boyutta insanları yüzde 80 oranında en iyi versiyonuna getirmek mümkün. Bu noktada 3 tane şey yapmamız gerekiyor: Ciddi bir lojistik ve dijital platform kurmak. İçine en iyi içerik ve ürünleri koymak ve son olarak insanların ne hissettiğini anlamak.
  4. Biz şu an bunu kuruyoruz, 9 ülkede 200 depomuz var. Kârlılığımız iyi ve çok iyi yönde gidiyoruz. Dünyada lider olacağız. Eski firmalar artık dışarda kalacak.
  5. İnsanlara, kendilerinin en iyi versiyonu olabilecekleri ürünleri ve içeriği geliştiriyoruz. Bunun için de “private label” (özel marka) ve yemeye hazır gıdalar için, Fransız bir firma aldık.
  6. Üçüncüsü, daha uzun vadeli. “Müşterinin şu an nasıl hissettiğini” bilmek… Ona da günümüz teknolojisi olanak sunuyor. Giyilebilir cihazlarla müşterinin hislerini ve neye ihtiyacı olduğunu anlayabiliyorsun.

6-7 YIL
“Normalde bizim geldiğimiz boyuta her şey iyi giderse 6-7 senede gelinir. Biz bunu böyle sıkıştırılmış bir şekilde 1.5-2 senede gerçekleştirdik. Gorillas 1.0 ve Gorillas 2.0 aşamalarını hızlı yaşadık. Bu dönemde, ‘Büyü-büyü-büyü’ düşüncesinden ‘sürdürülebilir değer yaratmaya’ geçtik.”

GORILLAS’IN PAZARDA YARATTIĞI 4 FARK

  1. AŞK MARKASI Avrupa’da pazardaki 20 oyuncu arasında lovemark (aşk markası) unvanını alan ilk firma oldu. Bununla birlikte 15 ayda milyar dolara yakın bir ölçeğe geldik.
  2. DENGELİ EKONOMİDE Bu başarıyı “istikrarlı ekonomide” yapan ilk şirket oldu. Bunun çok kritik olduğuna inanıyorum. Bunun için “kahve dükkanları” gibi yerel tedarikçileri işin içine getirmeniz lazım.
  3. ÖLÇEK Bu işi coğrafi ölçekte yaptık, yani işin büyüyebileceğini çok yüksek bir iddiayla gösterdik.
  4. PARTNERLİK Operasyonel verimlilik tarafında ise farklı perakende ekosistemi ile partnerlik oluşturduk. Şu an Fransa’da Casino Grup, İngiltere’de Tesco ve Hollanda’da Jumbo ile çok ciddi bir partner olduk. Perakendenin bunu kabul etmesi ve onların ürünlerinin müşteriye ulaşması pazar için çok önemli bir yenilik.

Değişmeyen 4 değerimiz var

  1. Cesur ol (Bold)
  2. Özgün ol (Authentic)
  3. Sürmeye devam (Ride)
  4. Değişimi yarat (Change)

Yazar: Mehtap Demir

Fast Company Türkiye Yazı İşleri Müdürü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

BLOCPOWER

Blocpower

canva

Canva