in , , ,

Harvardlı futbolcu

Nuri Şahin ile Harvard deneyimini, etkilerini ve gelecek planlarını konuştuk.

Werder Bremen’in orta saha oyuncusu Nuri Şahin, alışık olduğumuz futbolculardan değil. Kariyerini ve iletişimini yöneten bir ekibi var, dünyaca ünlü nöropsikiyatrist Alan Watkins ile liderlik çalışıyordu. Bununla da yetinmedi, Gerard Pique gibi oyuncuları takip edip, Harvard Business School’da MBA programına katıldı. Şimdi futbol ve onun ötesinde planları var.

Yazı: M. Rauf Ateş
Fotoğraf: Lara Ingenbleek

2012 yılının yaz dönemiydi. Futbol tatile girmişti. Harvard Business School’dan (HBS) Professor Anita Elberse’ye arkadaşlarından ilginç bir teklif gelmişti. “Manchester United’in teknik direktörü Alex Ferguson emekliye ayrıldı. Onunla tanışıp futboldan öğrendiklerini, liderlik özelliklerini dinlesen iyi olur”. Bu öneri, onu da etkilemişti. Görüşmelerden sonra Elberse, hemen İngiltere’ye uçtu ve Ferguson’u ziyaret etti. Onunla vakit geçirdi, ailesiyle tanıştı, Manchester United tesislerini ziyaret etti. Dönüştü Alex Ferguson ve takımda yaptıkları hakkında bir “case” (Vaka) yazmaya karar verdi. Bununla da yetinmedi, Ferguson’u Harvard Business School’a, CEO’lar başta olmak üzere birkaç sporcunun da katıldığı programa ders vermeye davet etti. “Ferguson’s Formula” (Ferguson’un formülü) adlı makale ve ders, Anita Elberse’nin hayatını da değiştirdi.

Hemen sonrasında HBS bünyesinde kendi kariyer yolculuğunu değiştirecek bir MBA programı başlattı. Spor, eğlence ve medya konularının ağırlıklı olduğu programa, dünyanın dört bir yanından CEO ve patronların yanı sıra futbolcular da katıldı. İlk katılan futbolcu Barcelona’dan Gerard Pique oldu. Ardından Kaka ve Dani Alves geldi. Bu futbolcuları, özellikle Gerard Pique’nin kariyerinden etkilenip bu kararı alan Werder Bremen’in orta saha oyuncusu Nuri Şahin izledi.

Nuri Şahin, “yeni nesil” futbolcu tanımına uyuyor. Her futbolcu gibi aktif spor hayatından sonra futbol içinde kalma planı olsa da, sonraki hayatına yönelik başka planları da var. Futbol içinde kalsa bile kendini geliştirmeyi, liderlik ve kültür konusunda sürekli eğitimi hede iyor. Gayrimenkul yanına yeni nesil teknoloji yatırımlarını, girişimciliği de koyuyor.

Koronavirüs nedeniyle liglerin tatil olduğu bir günde, Nuri şahin ile Harvard deneyimini, etkilerini ve gelecek planlarını konuştuk:

Nasıl bir eğitimden sonra futbol hayatın başladı?
Çocukken en büyük isteğim üniversite okumaktı. Kariyer olarak futbolu seçtikten sonra ne yazık ki üniversiteye başlayamadım. Futbol hayatıma 16 gibi çok erken yaşta başladığım için eğitim hayatımı istediğim gibi devam ettiremedim. Önce Borussia Dortmund’un altyapısında 11 yaşında başladım. 5 yıl oynadıktan sonra orada profesyonel oldum. Profesyonel olarak futbol oynarken aynı zamanda eğitim hayatına devam etmek, planlama açısından mümkün olmadı. Eğitimi askıya almaya karar verdim.

Peki eğitime, okumaya, etrafındaki olaylara ilgili bir futbolcu muydun?
Kariyerim boyunca öyleydim dersem yalan olur. Ancak, insanın yaşı ilerledikçe ve deneyim kazandıkça olgunlaşıyor, etrafındaki gelişen olaylara ilgi duymaya başlıyor. iyi bir öğrenciydim. Güzel yol alırdım, güzel bir meslekte başarılı olurdum. Futbolcu olduktan sonra yoğunluğu bu alana verdim. 24-25 yaşlarımdan itibaren eğitime, yatırımlara ve geleceğime daha çok önem vermeye başladım. Ancak, her genç sporcu gibi kariyerimin ilk dönemlerinde sadece futbola odaklanmıştım.

Futbolcular için genel bir kanı vardır. Eğitimi düşük, okumayı sevmeyen, ilgisizdirler algısı var. Batı’da da böyle mi, değişiyor mu?
Aslında bunu genelleştirmemek lazım. Her örneği görmek mümkün. Çok ilgililer, kendini geliştiren, eğitimlerini sürdürenler var. Hiç ilgisi olmayanların da sayısı az değil. Futbolcu olarak çok genç yaşta büyük paralar kazanıyorsunuz. Böyle bir durumda, algısı çok da gelişmemiş birisi “Dünya meselelerinden bana ne!” diyebiliyor.

Gittiğimiz her yerde el üstünde tutuluyoruz. Dışarıdan da bakınca, “Çok para kazandı, kendini kaybetti” diyenler oluyor. Ama ben soyunma odasında gazete okuyan futbolcuyla da, odasında kitaplar okuyanlarla da karşılaştım.

O zaman yeni nesil futbolcu tipi ortaya çıkıyor mu?
Çağımızın gereklerine ayak uyduran bir futbolcu profili oluşmaya başladı. Kendilerini daha iyi hazırlıyorlar. Altyapıdan gelen futbolcuların bilgisi sadece futbolla ilgili değil. Altyapıdan aldıkları eğitimle birlikte çok daha iyi hale geliyorlar. Her alanda bilgiye sahipler.

Eğitim konusunu biraz ileri taşıyanlar oldu. Aralarında senin de bulunduğun 4-5 futbolcu değişik zamanlarda Harvard Business School’a gittiniz. Bu nereden aklına geldi?
Üniversite eğitimini tamamlamamak her zaman içinde ukde olarak kalmıştır. Her zaman üniversite hayatım olsun diye bir hayalim olmuştu. Ama futbola olan sevgim öne geçmişti. İletişim ve kariyer yönetim süreçlerini yürüten ekibimle konuştuğumda her zaman, “Bir gün fırsat bulursam üniversitede okumak istiyorum” demiştim. Üniversite hazırlık okuduğum için Almanya’da okuma şansım vardı. Ekibim bana şunu sordu: “Çocuklarının nerede okumasını istersin?” Ben her baba gibi Harvard, Oxford yanıtını verdim. Öyle yola çıktık. Sonra tam o sıralarda futbolcu Gerard Pique hakkında çok güzel bir makale okudum. O dönemde Barcelona’da oynuyordu ve Harvard Business School’a bir programa katıldığını anlatıyordu. Pique benim sadece futbolcu olmasıyla değil, kişiliği ile de ilgilendiğim bir karakter. Futbol dışında önemli girişimleri var. Kosmos adında bir girişim yatırımı şirketi var. Bunları okuyunca, “Neden Pique gibi Barselona’da oynamış, Dünya Kupası’nı ve şampiyonlar Ligi’ni kazanmış bir futbolcu bu kararı verir?” diye düşündüm. Kendine yaptığı yatırımlar, iş dünyasında gerçekleştirdiği yatırımlar beni çok etkilemişti. Oradan yola çıktım.

Kendine yaptığı yatırımlar derken neyi kastediyorsun?
Mesela Harvard’a gitmesinin önemli bir nedeni vardır. Oraya gitmek kendisine ne kazandıracak onu hesap etmiştir mutlaka. Bizim 4 hafta yaz tatilimiz var. Neden Gerard Pique, tatil yapmak yerine Harvard’a gitti diye düşünmüştüm. Bu çok önemli bir karar. Oraya da gittikten sonra neden olduğunu açıkça gördüm.

Bildiğim kadarıyla Harvard’a gitmeye karar vermek yeterli değil. Kabul edilmek de gerekiyor. Çünkü, çok sayıda başvurudan sizin sınıfa 80 kişi kabul edilmişti?
Doğru söylüyorsunuz, kabul edilmek de çok zor bir süreç. Sayısız e-mailler, sayısız makaleler ve testler geçirdik. Ekibim bu süreci çok iyi yönetti. Yaklaşık 4 aylık bir süreçten sonra kabul edildik. Onlar bana önce, “Senin bu programdan bir şeyler öğreneceğini biliyoruz peki biz senden neler öğreneceğiz, senin nasıl katkın olur?” diye sordular. Önce bunu yanıtladım.

Hatırladığın kadarıyla ne yanıt vermiştin?
Benim genç yaşta oraya gitme nedenimi anlattım. Aktif futbol hayatımdan sonra yapacaklarımı, planlarımı, orada olmamın bu planlarıma katkısını paylaştım. İş alanına hazırlanmak istediğimi söyledim. Profesyonel kariyerimi, hangi kulüplerde oynadığımı, düşüşleri/yükselişleri anlattım. Onlar da ben de pişman olmadım.

Makaleler gönderdiklerini, okuduğunu anlattın. Tam olarak ne gibi makalelerdi?
Sadece spor ve eğlence alanına ait değil, çok değişik sektörlerden/alanlardan makaleler gönderdiler. Okuduk, onlarla ilgili testler/geri dönüşler yaptık. Ben çok büyük makaleler beklemiyordum ama 30-40 sayfalık kapsamlı makaleler geldi. Onlar üzerinde çalıştık. O sezonda şampiyonluk yarışındaydık. çok fazla zamanımız da yoktu ama zaman yarattık; sonunda da kabul edildik.

Peki kabul edildiğiniz sınıf kalabalık mıydı, nasıl bir sınıfta eğitime katıldınız?
80 kişilik bir sınıfta her alandan katılımcı vardı. Benimle birlikte biri NBA, biri NFL olmak üzere 3 sporcu vardı. Onun dışında Sony, Google, Coca Cola’dan üst düzey yöneticiler vardı. Çin’den, Japonya’dan çok büyük şirketlerin CEO’ları vardı. İnanılmaz güzel bir ortamdı. Bir de çok genç olduğum için insanlar çok şaşırmıştı. “Bu yaşta bir futbolcunun ne işi var?” diye çok soran oldu. Yanımda Everton takımının CEO’su, sol tarafımda Sony’nin Güney Amerika CEO’su oturuyordu. Çok güzel bir deneyim oldu benim için.

Programın içeriği neydi, ne öğrendiniz, hangi konulara odaklandınız?
Makaleler üzerinde çalıştık. Medya, spor ekonomisi ve eğlence sektörüne odaklıydık. 20’ye yakın makale üzerine çalıştık. Mesela, Beyonce hakkında bir makale vardı. Hiç tanıtım yapmadan bir albüm çıkarıyor ve büyük başarıya ulaşıyor. Lebron James hakkında bir makale üzerinde tartıştık. Walt Disney üzerinde çalıştık. Operalar üzerine bir makaleyi tartıştık. Gençlerin artık operalara gitmediğine yönelik bir makale üzerinde çalıştık. Gençleri nasıl operaya gitmeye ikna edebiliriz, onun yollarını bulmaya çalıştık.

Şaşırtan bir şeyler oldu mu? insanlardan, öğrendiklerinde?
Beni en çok etkileyen NFL’ de oynayan bir Amerikan futbolcusu vardı. 10-15 sene önce bırakmış, “Hall of Fame”e girmiş, önemli bir futbolcu. “Sadece bir futbolcu olarak hatırlanmak istemiyorum. NFL’ den emekli olduktan sonra sıfırdan başlayıp inanılmaz güzel şeyler başarmış biri olmak istiyorum” demişti. Aralarda da sohbet ettik. Hayatını anlattı. Futboldan sonraki hayatta neler yapabileceğimizi, esas hayatın futboldan sonra başladığını öğretti bana.

Etrafta önemli şirketlerin CEO’ları da vardı. Onlardan ne öğrendin?
Sony’nin CEO’sunun Beyonce makalesine bakışı çok farklı idi. Farklı bakış açıları bizi ortak noktaya getirdi. Farklı bakış açılarının da doğru olabileceğini, benim doğrularım dışında doğruların olacağını da öğrendim. insanın farklı fikirlerden faydalandığı oranda başarılı olduğunu gördüm. Bu benim günlük yaşamıma da yansıdı.

En etkilendiğin makale, şirket örneği hangileri oldu?
Bütün makaleler çok iyiydi. Benim için Opera vakası çok önemliydi. Hayatımda hiç operaya gitmemiştim. Ondan sonra ilgimi çekmeye başladı. Gazetelerde o konuyu okuyorum.

Walt Disney vakası da çok önemli. Çeşitli kategorilere ayrılmış bir şirket. “Her bölgede değişik olmak üzere 10 film mi yapalım, büyük bütçeli 3 film mi yapalım?” üzerine kuruluydu. Yatırımı nasıl yönlendirelim gibi konular vardı. çok eski bir şirket olmasına rağmen, stratejisini çok sık değiştirebilen, sürekli doğru yolu arayan bir yaklaşımı var. Hangi yolun doğru olduğunu sürekli sorguluyorlar.

Dışarıdan baktığında inanılmaz iyi giden, her bölgeyi kapsayan bir şirket… Ama onlar bile yeni modern dünyada stratejinin değişmesi gerektiğine inanıyorlar.

Onun yanında Barcelona vakası çok ilgimi çekti. Barcelona, altyapısıyla, futbolcu yetiştirmesiyle öne çıkan bir kulüp. O vakada, hangi yolun doğru olduğunu tartıştık. “Dünya yıldızlarını transfer ederek mi, yoksa yetiştirerek mi başarılı olunur?”, bu konuyu ele aldık. Gördüm ki, benim ve bir başka sektörden CEO’nun konuya bakışı çok farklı. O farklı görüşleri dinlemek, benim için çok öğretici oldu.

Onlar senden öğrendi mi? Diğer katılımcılar, kurs direktörü?
Program boyunca hepimiz konuştuk. Kurs direktörü Anita’yı tanıyanlar bilir. Çok interaktif, müthiş bir hoca. Sadece o konuşmadı, hepimizi de dinledi. Genç bir futbolcu olarak benim bakış açımın, farklı görüşlerimin onları da etkilediğini gördüm.

Harvard’da öğrendiklerin şu anda aktif futbol hayatında işine yarıyor mu, yoksa futbol sonrasına mı hazırlanıyorsun?
Aslında daha çok futbol sonrasına hazırlanıyorum. Ama şu anda aktif futbol hayatımda da bana yardımcı oluyor. Ben çok genç yaştan itibaren orta sahada oynuyorum. Her zaman belli bir şekilde liderlik yapmam gerekiyor. Lider futbolcu olduğumu düşünüyorum. Böyle baktığımda yardımını görüyorum. Bakış açımda, iletişimde büyük katkısını görüyorum. Takım arkadaşlarıma belki bağırarak, sesimi yükselterek anlatacağım konuları, şimdi daha dengeli anlatıyorum. Hocamla ve profesyonellerle daha iyi iletişim kuruyorum. Eskiden yanlış şey söylemeyeyim diye kaygılarım oluyordu. şimdi kendimi bir özgüven içinde rahat anlatabiliyorum.

Orta sahada oynayanlar ileri ve geri oynamak zorundadır. Hem arkanı kontrol etmen, hem de öne katkı yapman lazım. Her zaman oyun içindesin. Mesela kenar oyuncusu çizgide bekler, top atılınca harekete geçer. Biz ise sürekli hareket halindeyiz. Biz top kenar oyuncusundaysa bile hareket halindeyiz.

Şirket CEO’su gibi olaya 360 derece bakıyoruz. özellikle defansif orta sahada hiç şansın yok, CEO gibi 90 dakika aktif olman lazım. 10 dakika dinleneyim diye bir şansın yok. Hep oyunun içindesin. O yüzden yöneticilik özelliklerini ne kadar geliştirirsen sahada o kadar katkısı oluyor.

Peki etrafından, “Nuri, Harvard’da eğitime katıldın. Oradan bir şey öğrendiysen nedir?” diye sorarlarsa, ne diyorsun?
Benden çok daha zeki insanlarla karşılaştım. Onlardan ilham aldım. ilk sırada ilham gelir. Gerçekten benim için büyük bir ilham kaynağı oldu. Onlarla aynı sınıfta olmak, gerçekten büyük bir şans. Bunu kurs direktörü Anita’ya söyledim. “Hayatım değişti” dediğimde, anlamamıştı. şimdi bakıyorum, gerçekten hayatım değişti.

HARVARD’DA NE öğRENDiM?
1. Öncelikle bakış açım değişti. Bir futbolcu olarak bir balon içinde yaşıyoruz. Bu görüşüm değişti.

2. Dışarıda konumuz futbol, eve gelince aile. Ama ben bir şirketin, bir CEO’nun nasıl çalıştığını bilmiyordum. Onu öğrendim.

3. Orada geçirdiğim süre bana sistemli çalışma ve planlamayı öğretti.

4. Her zaman bir çözüm yolu olduğunu öğrendim. çünkü, bize makaleleri önceden göndermişlerdi. İyi çalıştım ve iyi hazırlandım.

5. Oraya gittiğimizde, birinci vakadan itibaren “Niye benim aklıma gelmedi, ne kadar farklı çözümler var” diye düşündüm.

6. Ben özgüveni yüksek bir insanım ama oradan çıkınca özgüvenim daha da arttı.

7. Bir şeyler başarabileceğime olan inancım yükseldi. Beni çok cesaretlendirdi.

“E-SCOOTER ŞİRKETİNE YATIRIM YAPTIM, YENİ GİRİŞİMLERE HER ZAMAN AÇIĞIM”

Futbol dışında yatırımlar yapıyorum. Herkes gibi öncelikle emlak işine yatırım yapıyordum. Zamanla yatırımlarım biraz daha çeşitlendi.

Şu anda Unu adlı e-scooter şirketine yatırım yaptım ve çok iyi gidiyor.

Son dönemde e-spor alanına da yöneldim ve dünyada şampiyonluğu da olan Futbolist’e yatırım yaptım.

Hisse senedi yatırımlarım var. şirketler dünyasını da takip ediyorum.

Ağabeyimle birlikte bir girişim kurduk. Kuaför ve berberlere yönelik online ticaret işi kurmuştu. İnsanlara bir kuaförün ihtiyacı olan her şeyi satıyor. 2 sene oldu ve bir hayli iyi gidiyor.

Yeni yatırımlar konusunda her zaman aktif kalmaya bakıyorum. Bir uzman değilim ama belli alanlarda yatırım yapmaya, startup’lara bakmaya çalışıyorum. Bu konulara her zaman açığım.

CEO’LUK STAJINI SATIN ALDIĞI TAKIMDA YAPIYOR

Aktif futbol sonrası futbolun içinde kalmak istiyorum. Bildiğim ve anladığım en iyi şey. Futbola, özellikle Türk futboluna katkı sağlamayı düşünüyorum.

5 yıl önce ağabeyimle birlikte bir amatör futbol kulübünü satın aldım. Orada hem CEO’luk, hem teknik direktörlük yapıyorum. Sponsorluk ve saha ışıkları dahil kulübün her şeyiyle ilgileniyorum.

Orada gelecek için deneyim kazanıyorum. 9’uncu ligden aldık, bu sene inşallah 4’üncü lige çıkacağız.

Futbol anlamında iyi bir yatırım olduğunu düşünüyorum. Tüm kariyerimi planlayan bir ekibim var. Geleceğimi onlarla adım adım çiziyoruz.

PROF. ANITA ELBERSE/HBS
“NURİ ÖRNEK BİR ÖĞRENCİYDİ”

Benim programıma önce Kaka katıldı. Ardından Dani Alves ve Gerard Pique ile Edwin van der Sar geldiler. Bu 80 kişinin katıldığı executive bir programdı. Eğlence, spor ve medya alanlarını kapsayan, interaktif vaka tartışmalarını kapsayan şekilde gerçekleşti.

Katılanlar, bu 3 sektördeki başarılı stratejiler ve en iyi şirket/kurum uygulamaları hakkında eğitim aldılar. Üzerinde tartıştığımız şirket örnekleri arasında Walt Disney Studios, Barcelona FC ve LeBron James ile Beyonce gibi yıldızlar da vardı.

Bu programa katılan futbolcuları takip ediyorum. çok yararını gördüler. Kendileri de bunun çok yararlı olduğu yönünde geribildirim yaptılar. Nuri de bunlardan biriydi ve müthiş bir katılımcıydı. Sınıfımda olması benim için de büyük şans oldu. Tam bir rol model öğrenciydi.

Yazar: Rauf Ateş

Fast Company Türkiye Kurucusu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genç Porsche’nin sıra dışı öyküsü

Odada tek başına