YAZI: GÜLDENİZ AYRAL
2005 yılında kurulan AtaSancak Tarım İşletmesi, AB Onaylı Hastalıklardan Ari İşletme statüsü ile Türkiye’nin en büyük süt ve damızlık üretim merkezlerinden biri. Şirketin hikayesi, 2007 yılında Amerika’dan getirilen 2.777 damızlık düveyle başladı. İlk günden itibaren Amerikalı danışmanlarla çalışıldığını söyleyen İlker Kocaer, kendisinin de 2007’de hayvan sağlığı yöneticisi olarak şirkete katıldığını, 2013’ten bu yana da genel müdürü olduğunu belirtiyor.
AtaSancak Tarım İşletmesi bugün 5 bini sağmal olmak üzere toplam 11 bin 500 hayvan, 25 bin dekarlık tarım arazisiyle üretimde. Kaba yem ihtiyacının yüzde 99’unu kendi tarlalarından karşılıyor ve Global GAP sertifikası ile yılda iki kez uluslararası denetimden geçiyor. İlker Kocaer, “Biz sadece damızlık yetiştiriciliği yapıyoruz ve elde ettiğimiz çiğ sütü sözleşmeli olarak Türkiye’nin önde gelen büyük markalarına satıyoruz” diyor. Kocadağ, hayvancılık sektörünün en çok nerelerde zorlandığını büyüme önündeki engelleri ve teknolojiyle gelen dönüşümü Fast Company Türkiye’ye anlattı…

100 MİLYON DOLAR YATIRIM
AtaSancak, Ata ve Sancak gruplarının ortaklığıyla 2005’te 38 milyon dolarlık bir yatırımla kuruldu ve 2010 yılında 2 katı büyüme kararı aldı. 2017’den beri de tam kapasiteyle, yani 5 bini sağmal, toplamda 11 bin 500 hayvanla üretime devam ediyoruz. Yatırım bütçesi de 100 milyon doları aştı.
Hayvanların kaba yem ihtiyacının karşılanması amacıyla da yaklaşık 25 bin dekarlık bir arazimiz var. 21 bin dekarlık bir alanda yem bitkisi yetiştiriciliği yapıyoruz. Yıllık yaklaşık 110 bin ton civarında mısır silajı, yonca ve arpa, buğday silajı dediğimiz ürünlerle kaba yem ihtiyacımızın hemen hemen yüzde 99’unu karşılıyoruz. Başlangıçta işletmenin sadece 200 dekarlık bir alanında sulanabilir arazisi vardı, bugün ıslah çalışmalarıyla 21 bin dekara çıktı.
Bizim işletmemizde sadece dişiler var, besi hayvancılığı kısmında değiliz. Damızlık hayvan yetiştiriciliği yapıyor ve çiğ süt üretiyoruz. Bu çiğ sütü de süt ve süt ürünleri alanında faaliyet gösteren seçkin markalara yıllık bazda sözleşmeli olarak satıyoruz. Bizim sütümüzü alan markalar ürettikleri ürünlerle ihracat yapabiliyorlar.
SÜT ÜRETİMİNDE LİDER
İhracata yönelik sütün hastalıklardan ari olması ve üretimin tüm süreç boyunca izlenebilir olması gerekiyor. Bu da Tarım Bakanlığı’ndan ‘onaylı süt işletmesi’ anlamına geliyor. Bizim işletmemiz de ‘ari ve onaylı’ süt işletmesi kapsamında faaliyet gösteriyor. Yani sütümüz çiğ olarak bile Avrupa Birliği’ndeki (AB) herhangi bir ülkeye ihraç edilebilir. Sadece çiğ süt değil, bizim ürünümüzden elde edilen peynirleri de aynı şekilde AB ülkelerine satabiliyorlar.
Türkiye’de bu niteliklere sahip yaklaşık 140 işletme bulunuyor ve piyasadaki onaylı sütün yaklaşık yüzde 25’ini AtaSancak üretiyor. Sütümüz Avrupa standartlarının çok çok üzerinde kaliteye sahip. Protein ve yağ oranı da ırkına göre oldukça iyi; yüzde 3.65 süt yağı ve yüzde 3.2 de süt proteini ihtiva ediyor. Malatya tesisimiz ile birlikte yıllık 95 bin ton kaliteli çiğ süt üretmekteyiz.
DAMIZLIK SIKINTISI VAR
Avrupa’nın ve Türkiye’nin tek noktada konumlanan en büyük entegre tesisi olarak hem çiğ süt hem de damızlık hayvan üretiminde lider konumdayız. Yalnızca kendi üretimimizle değil, bölge ekonomisiyle de bütünleşik bir katkı sağlıyoruz. Örneğin Acıpayam’da üretilen sütün yaklaşık yarısı tesisimizden çıkıyor. AtaSancak’ın faaliyet göstermeye başlamasıyla birlikte Acıpayam’daki hayvan varlığı ve toplam süt üretimi belirgin şekilde artmış durumda.
Türkiye’nin damızlık hayvan ihtiyacının bugün çok yüksek seviyede. AtaSancak’ta hayvanlarımız hem süt verimi hem de yavru potansiyeli için özenle yetişiyor. Her bir hayvanın genetik kapasitesini artırmak için genomik testler, embriyo transferi ve damızlık değer ölçümleri gibi ileri tekniklerden faydalanıyoruz. Yılda yaklaşık 3.500 düve üretiyoruz ve kendi ihtiyaçlarımızın yanı sıra 1.000 düve ile 2.500 erkek buzağıyı sektöre kazandırıyoruz.
YETİŞTİREN SAYISI AZALIYOR
TÜİK verilerine göre, ülkemizdeki kırsal nüfus ciddi oranda azalıyor. Ben aynı zamanda SETBİR (Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği) yönetim kurulundayım. Maalesef çiftçilerimizin ve hayvancılıkla uğraşan kişilerin gelirleri refah seviyesinde yaşayacak kadar yeterli olmadığından, hatta zarar ettiğinden dolayı çoğu insan bu işi bırakıyor. Giden geri gelmiyor ve genellikle hizmet sektörüne geçiyorlar. Ziyaret ettiğim köylerde bakıyorum hep yaşı ilerlemiş insanlar var. Onlar da yavaş yavaş üretimden çekiliyorlar.
Covid pandemisi döneminde de gördük ki, paranız olsa bile yurt dışından et-süt ithal edemeyebiliyorsunuz. Bu anlamda bir ülkenin kendi kendine yetebilmesi önemli.
KÜÇÜK İŞLETMELER ZORDA
TÜİK verilerine göre hayvancılık sektöründeki işletme sayısı ve toplam hayvan sayısı istikrarlı bir artış gösteriyor. Bununla birlikte, sektörün ölçek ve teknoloji kapasitesine bağlı olarak farklı işletme büyüklüklerinde çeşitlenme yaşanıyor. Özellikle aile işletmeleri, ölçek ekonomisi, teknoloji ve finansal kaynaklara erişim açısından sınırlamalarla karşılaşabiliyor; buna karşın bazı işletmeler orta ölçekli yapıya geçiş imkânı buluyor. Önümüzdeki dönemde, büyüme potansiyeli yüksek ve verimlilik odaklı işletmelerin sektörde öncü rol oynamasını bekliyoruz. Bu süreçte, teknolojik yatırımların ve modern üretim tekniklerinin işletmelerin performansına doğrudan katkı sağladığını unutmamak gerekiyor. Ülkemizde çiftçiler, tarladan market rafına kadar uzanan değer zincirinde önemli bir rol oynuyor ve sürdürülebilir üretim için güçlü destek mekanizmalarına erişim fırsatları büyük önem taşıyor.
VERİMLİLİK ARTIŞI YETERLİ DEĞİL
Genel olarak gelişmiş ülkelerde de kırsal nüfusun azaldığı görülüyor. Ama o ülkeler verimliliği artırmayı başardılar. 1960’larda ABD’de bir ineğin ortalama verimi 4 ton iken, bugün 13 tona çıktı. İnek sayısı da azaldı ama üretim çok arttı.
Bizim ülkemizde ise ancak 1 ton düzeyinden 3 tona geldi. Bunun arkasında ise hayvan ırkının değişmesi, yerli ırkların oranının yüzde 10’lara kadar azalması var.
Bununla birlikte kültür ve melez ırklarımız arttı. Bu hayvanlar da süt vermeye ayarlı. Böyle bakınca üretim miktarını normal görmeli. TÜİK verileri de yıllık ortalama verimin 3.5 ton olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye’de hayvancılığın geleceği konusunda iyimser olmayı çok isterim. Aslında güzel şeyler de oldu. Öncelikle kaliteli ırklar geldi. Biz artık hayvan yetiştiriciliğini öğrenmeye başladık. Bir yerlere geldik ama yeterli seviyede değil.
ATASANCAK’IN GELECEK HEDEFİ
Misyonumuz, yaptığımız işi kaliteli, verimli, kârlı ve dünya standartlarında yapmak. Şirketimizin ortak politikası hayvancılık ve tarımda büyümek. 2 yıl önce Malatya’da TMSF bünyesinden aldığımız Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük işletmesi bunun örneği. Orada da yaklaşık 1100’ü sağmal olmak üzere 2500 civarında hayvanımız var. Yani Acıpayam ve Malatya’da toplamda 6 bin sağmal inek, toplam 14 bin hayvanlık varlığımız olduğunu söyleyebilirim.
Bu sayede sadece üretim kapasitemizi artırmakla kalmıyor, bölge ekonomisine ve yerel üreticilere de önemli katkılar sağlıyoruz. Her adımda kaliteyi ve verimliliği önceliğimiz olarak tutuyoruz, böylece sürdürülebilir ve güçlü bir büyüme modeli inşa ediyoruz.

TEKNOLOJİ KULLANIMI ÖNEMLİ
- GENETİK TAHMİN Teknolojiyi işimizde ciddi şekilde kullanıyoruz. Mesela ‘genomic selection’ adı verilen bir ‘genetik değer indeksi’ var. İşletmede doğan bir buzağının doku örneklerini Amerika’da bulunan genetik laboratuvarlarına gönderip DNA dizilişleri ve buna bağlı damızlık değer tahmini yapılıyor. Üstün genetik yapıya sahip olan ineklerin embriyoları toplanıp embriyo transferi yolu ile işletmede yüksek genetik kapasiteli sürü haline getirmeye çalışıyoruz.
- YAPAY ZEKA İşletmemizde yapay zeka ile damızlık değer tahmini, hayvan hareketlerini ve süt verimleri takibi ile sağlık ve üreme alanlarında veteriner hekimlere karar sürecinde destek olarak, hasta ve kızgın ineklerin teşhisinde, damızlıkların sağlıklı ve verimli beslemesi için kullanılan reçetelerin optimizasyonlarında yapay zeka kullanıyoruz.
- DİJİTAL İZLEME İneklerin kulaklarında takılan RFID küpeler (Radio Frequency Identification), her inek için kimlik ve takibi sağlayan dijital sistemlerdir. Bu sistemde ineklerin günlük rutinleri sırasında hareketleri, geviş getirmeleri, yem ve su içmeleri, ne kadar süre ayakta durduğu, verimleri ahırlar içinde bulunan antenler vasıtasıyla toplanıp ana işlemci programa aktarılmakta ve bu datalar toplanıp, rapor haline getirilip işleniyor. Bu sisteme bağlı okuyucular ve el bilgisayarları ile sahada yapılan tüm günlük işlerin sürü yönetim programlarına aktarılıyor.
SEKTÖRE DAİR 4 TESPİT
- Kırsal nüfus azalıyor, üretici yaşlanıyor.
- Küçük işletmeler teknolojiye erişemiyor.
- İthalata dayalı et dengeyi bozuyor.
- Sektöre ilgisi azalan gençleri çekmek gerekiyor.
HAYVANCILIĞI ZORLAYAN 5 SORUN
- BULAŞICI HASTALIKLAR Şu anda şap hastalığı nedeniyle ciddi bir pandemi yaşanıyor. Her tarafı kapsadı bizim kapımıza kadar geldi. Biz elimizden gelen her önlemi aldık, bundan sonrası artık tevekkül.
- BÜYÜKLÜK/ÖLÇEK Türkiye’deki küçük ve orta ölçekli işletmeler, finansmana ve teknolojiye erişimde zorluklar yaşıyor. Ölçek ekonomisi kuramayan bu işletmeler, maliyetlerini düşüremedikleri için rekabet gücünü kaybediyor.
- VERİMSİZLİK Süt verimi düşük ırklarla üretim yapılıyor ve yerli genetik kapasite yeterince güçlendirilmiş değil. Süt hayvanlarından doğan erkek yavrularla yapılan besicilik de et verimini düşürüyor.
- EĞİTİM EKSİKLİĞİ Türkiye’de veteriner fakültesi ve ziraat programı sayısı fazla olsa da, eğitimler genelde saha uygulamalarından ve koruyucu hekimlikten uzak. Mezunlar özellikle sürü yönetimi gibi alanlarda bilgisiz.
- POLİTİKA YOKLUĞU Tarım ve hayvancılık alanında konuşulan konular Cumhuriyetten sonraki dönemden beri aynı ve çok fazla ilerlediğimizi söyleyemem.
-1.2 MİLYON TÜİK’e göre Türkiye’nin büyük baş hayvan varlığı 2020’de 18 milyon 155 idi, 2024’te ise 16.9 milyona geriledi.
%50 Türkiye’nin büyük baş hayvan varlığı 1961 yılından bu yana 3 milyon arttı. Aynı dönemde dünyadaki artış %50’yi buldu.
100 BİN Türkiye, yılda yaklaşık 100 bin kadar damızlık hayvan ithalatı yapıyor. Ağırlıklı olarak Avrupa ve ABD’den damızlık geliyor. Şu sıralar Avustralya ve Uruguay’dan geliyor.
6.6 İŞLETME İSO’nun raporuna göre, Türkiye’de 1.1 milyon süt işletmesi var. Bunların 528 bini 1-5 çalışana sahiplerden olanlara ait. Besi işletme sayısı ise 5 milyon civarında. Bu işletmelerin %24’ü küçük işletme.
3 TON Çiftçilerimizin ve hayvancılıkla uğraşan kişilerin gelirleri refah seviyesinde yaşayacak kadar yeterli olmadığından, hatta zarar ettiğinden dolayı çoğu insan bu işi bırakıyor.
1960’larda ABD’de bir ineğin ortalama verimi 4 ton iken, bugün 13 tona çıktı. Türkiye’de ancak 1 ton düzeyinden 3 tona geldi.
140 Türkiye’de 140 civarında onaylı ve ari işletme var. Bu nitelikteki sütün yüzde 25’lik kısmını biz üretiyoruz.


