in , , ,

Yeni gelir dağılımı ne diyor?

İTÜ İşletme Fakültesi’nden Doç. Dr. Ayşe Aylin Bayar, Türkiye’de gelir dağılımı ve nüfus yapısındaki değişimleri, gelecek öngörülerini ve politika önerilerini Fast Company okurları için paylaştı.

yeni-gelir-dağılımı-ne-diyor

YAZI: MEHTAP DEMİR

Türkiye’de gelir dağılımı konusu uzun yıllardır tartışılıyor; ekonomik büyüme ve sosyal politikalar, gelir eşitsizliklerinin şekillenmesinde belirleyici rol oynuyor. 2014 yılında yayınlanan, TÜSİAD Sosyal Politikalar Komisyonu’nun desteğiyle İTÜ İşletme Fakültesi’nden Doç. Dr. Raziye Selim, Prof. Dr. Öner Günçavdı ve Doç.Dr. Ayşe Aylin Bayar tarafından hazırlanan “Türkiye’de Bireysel Gelir Dağılımı Eşitsizlikleri” raporu, 2002–2011 dönemini inceleyerek gelir eşitsizliğinin zaman içindeki seyrini, fonksiyonel gelir kaynaklarını ve bölgesel farklılıkları ortaya koyuyordu. O günden bugüne gelir ve demografide ciddi değişimler yaşandı.

Doç. Dr. Ayşe Aylin Bayar ile bir araya gelerek, raporun bulgularını temel alıp 2011 sonrası Türkiye’de gelir dağılımının seyri, orta sınıfın değişen profili, nüfus yapısındaki değişimler ve gelir grupları arasındaki farklar gibi güncel konuları ele aldık. Bayar, geçmişten bugüne uzanan değerlendirmeleri ve geleceğe dair öngörülerini Fast Company okurları için paylaştı…

DEMOGRAFİ İLE EŞİTSİZLİK İLİŞKİSİ

Raporu hazırladığımız dönemde, demografi ile gelir eşitsizliği arasındaki ilişkiyi ele alırken, özellikle yaş dağılımı, göç ve nüfus artışı gibi demografik faktörlerin gelir dağılımına etkilerini inceledik. Öncelikle, raporu yazdığımız dönemdeki demografik yapı ile günümüzdeki demografik yapı arasında önemli farklar olduğunu belirtmek gerekir. 2000’li yıllarda Türkiye çok hızlı bir ekonomik büyüme sağladı; ancak bu büyüme, gelir eşitsizliklerinin azalmasına doğrudan yansımadı.

Bizim raporumuzda da aslında bunu destekleyen bir sonuç bulundu. Genel eşitsizlikte kısmen bir iyileşme gözlense de, bölgeler arasındaki eşitsizlik çok azalmadı. Genel eşitsizliğe katkının, bölgeler arası farklılıktan ziyade, bölge içi eşitsizliklerden, yani bölgenin kendi demografik yapısından kaynaklandığını gördük.

Bunu 3 ana unsur üzerinden açıklayabiliriz: Birincisi, kırsal alandan kentsel alanlara göç; ikincisi, göç edenlerin çoğunlukla düşük ücretle ve kayıt dışı çalışıyor olması; üçüncüsü ise hane halkı büyüklüğündeki farklılıklar. Hane halkındaki birey sayısı arttıkça, gelir dağılımı bozuluyor ve yoksulluğu artırıcı etki yaratıyor.

Ayrıca, genç nüfusun varlığından ziyade, işsiz genç nüfusun bölgeler arasında farklılaşması nedeniyle gelir dağılımında çarpıklık olduğu sonucuna ulaştık. Özetle, 2000-2014 döneminde 3 önemli unsur öne çıkıyordu: İç göç, işsiz genç nüfus ve bölgelerdeki hanehalkı büyüklüğündeki farklar olarak öne çıkıyordu. Bu durum özellikle tek gelirli hanelerde eşitsizliği daha da derinleştiriyordu.

DEMOGRAFİDEKİ DEĞİŞİMİN ETKİSİ

Son yıllarda demografideki değişimler —genç nüfus oranının azalması, yaşlı nüfusun artması ve göç eğilimlerinin değişmesi — gelir eşitsizliği üzerinde önemli etkiler yaratıyor.

2014’ten bu yana Türkiye’nin demografik yapısı belirgin şekilde değişti. Genç nüfusun, toplam nüfus içindeki payı azalırken, yaşlı nüfusun payı arttı. 2018’de 65 yaş üstü “yaşlı nüfus” 7 milyon 100 bin civarındayken, 2024 yılında 9 milyon 100 bin civarına ulaştı; bu da toplamda yüzde 21’lik bir artışa karşılık geliyor. Genç nüfusun oranı ise yüzde 20’den yüzde 15’e düştü.

Bu demografik değişimler, gelir dağılımında baskı yaratıyor; emeklilik sistemi ve sosyal transferler üzerindeki yük artıyor. Üstelik iç göç dinamikleri de etkili oluyor.

Son yıllarda yaklaşık 3 milyon kişi “iç göç” hareketine katılarak kırsal alanlardan kentsel alanlara göç etti. Bu göç, kentsel alanlarda barınma krizine, iş gücü piyasasında baskıya ve ücretlerin aşağı yönlü etkilenmesine yol açıyor.

Genç nüfusun azalması, yaşlı nüfusun artması ve iç göç, gelir eşitsizliğini artırıcı yönde hareket ediyor. TÜİK verilerine göre, gelir eşitsizliğinde kısa süreli iyileşmeler gözlense de, son yıllarda enflasyon ve kredi mekanizmaları gibi uygulamalar bu eşitsizliği tekrar yükseltti; örneğin gelir eşitsizliği katsayısı son ölçümlerde 0.41’e ulaşarak 2002 seviyelerine yaklaştı.

NİTELİKSİZ BÜYÜME SORUNU

Türkiye’deki büyüme “niteliksiz büyüme” olarak tanımlanabilir. Ücret gelirleri ve müteşebbis gelirleri arasındaki farklılıklar, gelir dağılımını iyileştirici etkileri sınırlıyor. Ücret gelirlerinin toplam gelir içerisindeki payı yüzde 48.8, müteşebbis gelirlerinin yüzde 17.5, faiz ve gayrimenkul gelirleri ise üst gelir grubunda yoğunlaşıyor. Sosyal transferlerin payı ise yaklaşık yüzde 18.

Sosyal transferler emekli gelirleri, dul-yetim aylıkları ve diğer devlet yardımlarını kapsıyor; bu dağılım, gelir eşitsizliğini azaltıcı veya artırıcı politikaların belirlenmesinde yol gösteriyor.
Ücret gelirleri nispeten “uniform” (tekdüze) dağıldığı için, gelir eşitsizliğini bozucu etkisi sınırlı; ancak faiz, müteşebbis, gayrimenkul ve sermaye gelirleri eşitsizliği artırıyor. Bu durum, medyan gelirin asgari ücret düzeyine düşmesiyle destekleniyor.

Türkiye’de medyan gelir de artık asgari ücret düzeyine düştü. 2008 yılında medyan gelir asgari ücretin 2.7 katıyken, günümüzde birbirine eşitlendi. Bu, gelir dağılımında daha uniform bir yapının oluştuğunu gösteriyor.

Gelir dağılımında bozucu etkiyi ise faiz gelirleri, müteşebbis gelirleri ve gayrimenkul gelirleri yaratıyor. Kredi mekanizmaları ve sermaye gelirlerinin öne çıkması, dağılımın daha dengesiz hale gelmesine yol açıyor.

FONKSİYONEL GELİR KAYNAKLARI

Fonksiyonel gelir kaynakları da —ücret, sermaye, faiz, gayrimenkul, tarım geliri vb.— demografik özelliklere göre farklılık gösteriyor. Eğitim seviyesi, mesleki beceri ve kadın-erkek işgücüne katılım farkları, bu gelir kaynaklarının dağılımını doğrudan etkiliyor.

Ücret gelirleri, meslek ve eğitim düzeyi ile birlikte artış gösteriyor. Üniversite mezunları daha istikrarlı, kayıtlı ve yüksek ücretlere erişebiliyor; buna karşılık asgari ücret alanlar ise nispeten uniform bir dağılım içinde kalıyor.

Sermaye, faiz ve gayrimenkul gelirleri üst gelir grubuna yoğunlaşıyor. Üst gelir grubunun sahip olduğu avantajlar, bu tür gelir kaynaklarına erişimi kolaylaştırıyor ve böylece gelir eşitsizliğini artırıyor.

Kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 36, istihdam oranı ise yüzde 32 civarında… Kadınlar işgücü piyasasına katıldığında çeşitli engellerle karşılaşıyor. Beşeri sermaye açısından erkeklere eşdeğer yetkinliğe sahip olsalar da, kadınlar ücret olarak yaklaşık yüzde 15 daha az kazanıyor; müteşebbis gelirlerde ise bu fark yüzde 35–40’a kadar çıkabiliyor.

Özellikle evli ve çocuklu kadınlar, bakım hizmeti ihtiyacı nedeniyle işgücü piyasasının dışında kalabiliyor. Bu durum sadece düşük eğitimli kadınlar için geçerli değil; yüksek eğitimli kadınlar da yaşlı veya engelli bakımı gibi sorumluluklar nedeniyle ücret eşitsizliği ve piyasadan uzaklaşma riskiyle karşı karşıya.

BÖLGESEL DEMOGRAFİ ETKİSİ

Bölgesel demografik özellikler, gelir dağılımını önemli ölçüde şekillendiriyor. Bu etkiyi anlamak için Türkiye’yi kentsel ve kırsal alanlar olarak ayırmak gerekiyor.

Kentsel alanlarda yüksek ve düşük gelirli gruplar bir arada bulunduğu için eşitsizlik daha belirgin. İç göç, bu durumu pekiştiriyor; kente gelen düşük gelirli göçmenler, hizmet sektöründe çoğunlukla kayıt dışı veya düşük ücretli çalışmak zorunda kalıyor. Ayrıca dış göç, örneğin Suriyeli göçmenler gibi, iş gücü piyasasında rekabeti artırıyor ve düşük gelirli grupların gelirlerini baskılıyor.

Büyüme açısından genel tablo pozitif olsa da, istihdam verileri bu büyümenin iş gücüne yeterince yansımadığını gösteriyor. Türkiye’de büyüme, üretimle genişlemediği için istihdam yaratmayan bir model sergiliyor; büyüme daha çok kredi mekanizmaları ve sermaye sahiplerinin harcamalarıyla, özellikle inşaat ve gayrimenkul üzerinden sağlanıyor.

TÜİK’in hesaplama yöntemi, büyüme, istihdam, kadınların işgücüne katılımı ve göç gibi tüm verileri içeriyor ve Avrupa İstatistik Ofisi’nin yöntemleriyle uyumlu. Ancak, enflasyon gibi faktörler, gelir gruplarını ve bölgeleri farklı etkilediği için hanelerin yaşadığı ekonomik gerçeklik ile resmi rakamlar arasında büyük fark oluşuyor. Örneğin resmi enflasyon yüzde 32.5 iken, gıda, konut ve eğitim harcamalarındaki artış bu rakamın çok üzerinde seyrediyor ve düşük gelirli haneleri daha fazla etkiliyor. Uzun vadede enflasyonist ortamlar gelir dağılımını bozucu etki yaratıyor.

10 SENEDE YAŞANAN DEĞİŞİM

Türkiye İstatistik Kurumu’nun “Gelir Dağılımı İstatistikleri” gibi güncel veriler, rapor dönemine kıyasla demografik koşullar ve gelir eşitsizliğinde bazı temel dönüşümler olduğunu gösteriyor. Ancak, genel tabloya bakıldığında son 10 yılda belirgin bir iyileşme yaşanmadığını söylemek mümkün.

TÜİK verilerine göre, en zengin yüzde 20 ile en yoksul yüzde 20 arasındaki gelir farkı 2002’de 9.5 kat idi. 2022’de yine 9.5, 2023’te 8.4 ve 2024’te ise 7.7 olarak ölçüldü. Yani en yüksek ve en düşük gelir grupları arasındaki makas çok daralmış değil.

Gelir eşitsizliğini ölçen ‘Gini’ katsayısı da benzer bir tablo ortaya koyuyor. 2002’de 0.41 olan katsayı, 2014’te 0.38–0.39 düzeyine inse de, sonrasında tekrar yükselerek 2023–2024 döneminde yeniden 0.41 seviyesine çıktı.

Dolayısıyla, son 10 yılda gelir dağılımında kalıcı ve temel bir iyileşmeden söz etmek zor. Gelir eşitsizliği ve yoksulluk hâlâ Türkiye’nin önemli ekonomik ve sosyal sorunlarından biri olarak varlığını sürdürüyor; 2002’deki tablo neyse, 2024’te de büyük ölçüde aynı düzeyde seyrediyor.

GELECEK SENARYOLARI

Projeksiyonlar, Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda hızla yaşlanacağını gösteriyor. 2018’den 2024’e yaşlı nüfus yüzde 21 arttı ve 2024’te toplam nüfusun yüzde 10–11’ine ulaştı. Bu oranın 2030’da yüzde 13, 2040’ta yüzde 17–18, 2060’ta ise yüzde 25’e çıkması bekleniyor. Avrupa’ya kıyasla hâlâ genç sayılabilecek bir nüfusa sahip olsak da doğurganlık oranındaki düşüş sürdükçe yaşlanan bir topluma dönüşüyoruz.

Bu tablo, sosyal güvenlik sistemine ve sağlık hizmetlerine daha fazla yük bindirecek. Eğer bakım hizmetleri yaygınlaştırılmazsa, özellikle kadınların iş gücüne katılımı sınırlı kalacak, bağımlı nüfus artacak ve gelir eşitsizliği derinleşecek.

Bu konuda politika önerilerim ise şu şekilde: Bakım hizmeti arzını artırmak: Hem kadın hem erkeklerin iş gücüne katılımını artıracak, ekonomik büyümeye katkı sağlayacaktır.

Genç işsizliği için mesleki eğitim ve staj programları: İş piyasasına geçişi kolaylaştırmak için gençleri destekleyecek mekanizmalar sağlanması.

Göç ve bölgesel kalkınma politikaları: İç göçle gelen haneleri kırılganlıktan koruyacak istihdam ve sosyal koruma mekanizmaları; kayıt dışı istihdamın önlenmesi.

Bölgesel teşvikler ve yatırım kredileri: Pilot bölgelerde girişimcilere ve yatırımlara kredi kolaylığı sağlamak.

Özetle, yaşlı nüfusun artışı ve doğurganlıktaki düşüş, eğer proaktif politikalar uygulanmazsa gelir eşitsizliğini artırma riski taşıyor.

ORTA SINIF YOK OLDU MU?

Orta sınıf büyüklüğünü ölçerken “medyan gelir” esas alınıyor. Bununla da hanelerin elde ettiği gelirin ortancası yani tam ortadaki değer kastediliyor. Bu, temel bir referans noktası oluşturuyor. Medyan gelir her sene değişiyor, dolayısıyla orta sınıfın oranı da buna bağlı olarak değişiyor.

2007’de medyan gelir, asgari ücretin 2.7 katıyken, 2023’te sadece 1 katına denk geldi. Bu da gösteriyor ki, orta sınıf tamamen yok olmasa da gelir erimesi, yaşam maliyeti baskısı ve kentsel harcamalar nedeniyle “alt orta sınıfa” kaydı.

Anketlerin işaret ettiği ilginç bir durum şu ki Türkiye’de insanların yaklaşık yüzde 70’i kendisini “orta sınıf” olarak tanımlıyor. Bunun bir nedeni orta sınıf kavramının tam anlamıyla oturmamış olması. Ekonomide buna dair net bir tanım da yok. Bir diğer nedeni ise “algıyla” ilgili; psikolojik ve toplumsal etkenlerden kaynaklanıyor. Medyan gelir altında kalsa bile pek çok kişi hâlâ orta sınıf yaşam tarzını sürdürmeye çalışıyor. Bununla birlikte, günümüzde orta sınıf profili değişti. Eskiden bu sınıf için ev almak, yılda bir tatil ya da araba sahibi olmak mümkündü; bugün aynı gelir düzeyiyle bu çok zor.

Teknik olarak ise orta sınıf, medyan gelirin yüzde 75–125’i arasında kalan haneleri kapsıyor.

UMUT VEREN 3 VERİ

  1. FARK AZALDI En zengin ile en yoksul arasındaki fark 8.4’ten 7.7’ye geriledi.
  2. EĞİTİMLİ KADIN Kadınların eğitim düzeyi arttı; 25 yaş üstü kadınların yüzde 87.8’i en az zorunlu eğitim düzeyini tamamladı.
  3. ÇALIŞAN KADIN Kadınların iş gücüne katılımı oransal olarak arttı: 2025 Temmuz itibariyle iş gücüne katılım yüzde 36.4, istihdam oranı %32.4 idi. İşsizlik oranı ise yüzde 10.9 oldu. 2022 ile karşılaştırıldığında, istihdam oranında sınırlı bir artış ve işsizlik oranında düşüş gözlemleniyor. Son 3 yıl içerisinde istihdam oranı 31.3’ten 32.5’e yükseldi.

SEKTÖR LİDERLERİNE MESAJIM

  • Özel sektörün genç iş gücüne ücret politikası ve mesleki eğitimle destek olması gerekiyor. Mezun olmuş bir gencin asgari ücretin biraz üstünde çalıştırılmaması, iş yerinde mesleki becerilerinin geliştirilmesi uzun vadede ekonomi için kritik.”

ORTA SINIF HESABI

  1. İKİ AYRI FORMÜL Orta sınıfın nüfustaki oranı konusuna iki farklı şekilde yaklaşabiliriz. İlk olarak, tam olarak orta sınıf değilse de TÜİK SES olarak nitelendirdiği bir veri yayımlıyor: Sosyoekonomik seviye (SES), hanehalklarının sosyal ve ekonomik statüsünün birlikte ele alındığı bir ölçüm aracı olarak tanımlanıyor. SES, hanehalkını oluşturan fertlerin gelir seviyesi, ortalama eğitim süresi ve meslek bilgilerine göre hesaplanıyor.
  2. SES’TEN NE ÇIKIYOR? Sosyoekonomik seviye gruplarına göre; Türkiye’deki hanehalklarının yüzde 1.1’i en üst seviyede, yüzde 11.0’ı üst seviyede, yüzde 16.4’ü üst altı seviyede, yüzde 19.7’si üst orta seviyede, yüzde 16.5’i alt orta seviyede, yüzde 18.6’sı alt seviyede, yüzde 16.7’si ise en alt seviyede yer aldı.  Bu verilere göre yani orta seviyedeki hanelerin toplamı olan 19.7 ile 16.5’in yüzde 36.2’si toplam nüfusun içerisindeki oranını gösteriyor. Alt seviye nüfusun oranı da neredeyse orta sınıfa yakınlaşmış durumda.
  3. GELİRE GÖRE Bu hesaplama, GSYİH’nın, yani toplam gelirin toplam nüfus tarafından nasıl paylaştırıldığına dayalı… 2024 yılında nüfusun en yüksek gelir elde eden yüzde 20’lik grubu ülkenin toplam gelirinin yüzde 48.1’ini alırken, geri kalan nüfus (toplam nüfusun yüzde 80’i) gelirin yüzde 52.9’unu alıyor. Bu veriye baktığımızda da 2021’e göre bir artış olduğunu gösteriyor. 2021’de 46.7 idi. Yani yıldan yıla en yüksek yüzde 20’lik grubun daha çok pay aldığı anlamına geliyor.

GELİR DAĞILIMI HESABI

  • METODOLOJİK HATA
    Türkiye’nin milli geliri 1.3 trilyon dolar. Sıkça dile getirilen “bunun yarısı 20 milyon kişi tarafından paylaşılıyor, kalanını 60–70 milyon kişi alıyor” ifadesi gerçekleri yansıtmıyor. Bu ifade kulağa doğru geliyor ama metodolojik olarak yanıltıcı.
  • EŞDEĞER GELİR FAKTÖRÜ
    Gelir dağılımını ölçerken “nüfusun %20’si toplam gelirin %50’sini alıyor” gibi oranlar kullanılır; fakat bu doğrudan “20 milyon kişi” demek değildir. Çünkü hanehalkı büyüklükleri farklıdır; eşdeğer gelirler üzerinden hesap yapmak gerekir.
  • GERÇEK TABLO
    Nüfusun en üst %20’si toplam gelirin yaklaşık %50’sini alırken, en alt %20 yalnızca %6’sını alıyor. Bu da üst ve alt gelir gruplarının ortalama gelirleri arasında yaklaşık 7.7 kat fark olduğunu gösteriyor. Yani mesele tek tek bireylerin değil, grupların ortalama gelir farkıdır.

“Türkiye’nin 1 trilyon dolardan fazla ekonomik büyüklüğe ulaşması normalde gelir dağılımına olumlu yansırdı. Normal koşullarda büyüme adil dağıtılırsa refah artışı sağlar. Ancak Türkiye’de kaynakların dağılımı adaletsiz olduğu için büyümenin gelir dağılımına etkisi sınırlı kaldı. Gelirler artsa da en zengin kesim daha çok kazandı, orta sınıf reel gelir kaybı yaşadı.”

Yazar: Mehtap Demir

Fast Company Türkiye Yazı İşleri Müdürü

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

perakendenin-2026-hesapları

Perakendenin 2026 hesapları

zor-donemin-yeni-tuketim-trendleri

Zor dönemin yeni tüketim trendleri