in , ,

Dünyayı değiştiren bir yıl

İşte Fast Company’nin geleneksel Dünyayı Değiştiren Fikirler (WCI) listesinde yer alan ve dünyanın en zorlu sorunlarını yaratıcılık ve tutkuyla ele alan şirketler ve organizasyonlar…

dunyayi-degistiren-bir-yil

İLLÜSTRASYON: SEÑOR SALME

YAZI: MORGAN CLENDANIEL

Fast Company’nin Dünyayı Değiştiren Fikirler (WCI) Ödülleri, beş yıldır teknoloji, bilim, tasarım, finans, eğitim ve filantropi yoluyla dünyanın en zorlu sorunlarını ele alan şirketleri ve organizasyonları onurlandırıyor. WCI kapsamında, her zaman en iyimser özelliklerimizden biri olan insan yaratıcılığını ve tutkusunu yılda bir defa kutluyoruz. Bu yıl dünya, COVID-19’un yarattığı yıkımı yavaş ama istikrarlı bir şekilde geride bırakmaya başlıyor. Şu ana kadar dünya çapında yaklaşık 3 milyon insanı öldüren bu sağlık krizi, sayısız işletmenin kapanmasına yol açtı, birçok hükümetin vatandaşlarını korumaktaki yetersizliğini ve toplumlar arasındaki temel eşitsizlikleri ortaya çıkardı. Bu durumda biz de, onurlandırmamız gereken yeni isimleri açıklamanın uygun olacağını düşündük.

Hükümetlerden cesur ve bütüncül bir tepki gelmeyince, şirketlerin ve organizasyonların maske ve ventilatörler üretmek, temel sektör çalışanlarına kişisel koruyucu ekipmanlar (KKE) sağlamak ve aç ailelere yiyecek dağıtmak için harekete geçtiğini gördük. Bugün, Dünyayı Değiştiren Fikirler listesindeki yeni alanın kazananlarını açıklarken, resmen bir dönüm noktasındayız: ABD şu anda her gün yaklaşık 3 milyon insanı aşılıyor ve dünya genelinde yarım milyardan fazla insan aşılanıyor. (Aşının dağıtımı adil olmaktan çok uzak olsa da…) Ölümler ve hastaneye yatışlar tüm dünyada azalıyor: Çığır açan teknolojiler sayesinde birçok kıtada rekor sürede geliştirilen aşılar, hiçbirimizin umut dahi edemediği kadar etkili oluyor.

Pandemide, bir zıtlığın meydana gelişine şahit olduk: İnsan başarısızlığının yol açtığı ölümcül bir felaket ile insan zekasının işleri düzelten inanılmaz gücü… Bu zıtlık, tüm dünyanın karşılaştığı diğer ciddi zorluklar için umut veriyor. Dünyanın dört bir yanında milyarlarca insan hâlâ yoksulluk ve açlık içinde yaşıyor. RAND Corporation’ın bir raporuna göre, Amerikalıların 50 trilyon dolar değerindeki varlığı, 1975’ten bu yana en alttaki yüzde 90’dan en yukarıdaki yüzde 1’e kaydı. Dünya, gittikçe artan bir hızla ısınıyor ve bu durum, her mevsim muazzam tahribatlar yaratan kasırgalara yol açan yeni hava koşullarını beraberinde getiriyor. Milyonlarca Teksaslıyı elektriksiz bırakan ve çok sayıda insanın kendi evlerinde donarak ölmesine neden olan kar fırtınası, en son şahit olduğumuz örnek.

Yenilikçiler, bu sorunlara ve çok daha fazlasına yönelik çözümler üzerinde hararetle çalışmaya devam ediyor. Her zaman atılımlar meydana geliyor: Hem güneş enerjisi hem de batarya fiyatları son 10 yılda yüzde 89 oranında düştü. Geçtiğimiz yıl ulusal bir protesto hareketi, ABD’de süregelen ırka dair tartışmaların yönünü değiştirdi. Kısa süre önce, Mars’a başarıyla iniş yapan bir keşif aracı gönderdik.

Bu yılki Dünyayı Değiştiren Fikirler Ödülleri’nde onurlandırdığımız şirketler ve organizasyonlar, insanlığın sorunları çözme becerisine örnek oluşturuyor. Bu yıl, her zamanki kriterlerimize ek olarak, katılımcılardan özellikle pandemide yaptıkları işleri (ister sağlık hizmetleri olsun ister ihtiyacı olanlara gıda ve kıyafet yardımı olsun) anlatmalarını istedik. Aldığımız yanıtların kapsamı ilham vericiydi: Testleri erişilebilir kılmak için çabalayan biyoteknoloji şirketleri, maske ve ventilatör üretmek üzere fabrikalarında yeni düzenlemeler yapan şirketler, devamlı daha iyi maskeler üretmek için çabalayan insanlar ve hem temel sektörlerde çalışanları hem de kapanmalardan dolayı geçim kaynaklarını kaybedenleri desteklemek için bir araya gelen topluluklar…

“Yaratıcılık ve ilerlemeye dair taleplerimizi sürdürmeliyiz.”

Bu sırada, şirketler ve organizasyonlar da geniş kapsamlı inovasyonlarıyla ilerlemeler kaydetti: Karbon emisyonlarını jet yakıtına ve hatta votkaya dönüştüren teknoloji, sağlık çalışanlarının, sadece fotoğraf çekerek bebekleri tartmasını sağlayan uygulama ve kullanılmış giysileri yeni kıyafetlere dönüştüren sistem bu örneklerden birkaçı. Bu başarılara hayran olduk. Yine de, her güçlü fırtına ve COVID-19’dan kaynaklı her ölüm, bize geriye kalan muazzam zorlukları hatırlatıyor. Ve bunların çoğu, insan başarısızlığından kaynaklanıyor. Geçirdiğimiz bu yıla şekil veren bu tür krizlerle mücadele etmede umutlu olmak istiyorsak yaratıcılık, beceri ve ilerlemeye dair beklentilerimizi ve taleplerimizi sürdürmeliyiz. Ve bu çabaları iki katına çıkarmalıyız, sanki hayatlarımız buna bağlıymış gibi… Nitekim öyle.

WABTEC: DAHA ÇEVRECİ BİR YÜK TRENİ

Sıradan bir yük treni, yalnızca havayı kirleten dizel yakıtlar kullanır. Ancak Pittsburgh merkezli Wabtec tarafından geliştirilen yeni bir lokomotif, en güçlü Tesla’ların yaklaşık 24’ü kadar enerji üreten 18 bin batarya hücresi içeriyor. Elektrikli arabada bulunan bataryalar gibi, bunlar da tren her fren yaptığında şarj oluyor. Ve binlerce tonluk yük taşıyan bir treni yavaşlatırken, eskiden boşa harcanan muazzam miktarda enerji ortaya çıkıyor. Wabtec’in başkan yardımcısı ve teknoloji yöneticisi Eric Gebhardt, “Geri aldığınız şey, bedava elektrik” diyor. Wabtec’in yeni teknoloji üzerindeki çalışmaları, özellikle dezavantajlı toplulukları etkileyen sera gazı emisyonlarının azaltılmasını teşvik etmeyi amaçlayan, tüm eyaleti kapsayan California Climate Investments programından hibe aldı. Son birkaç aydır şirket, ABD’nin en büyük demiryolu olan BNSF ile çalışıyor ve FLXdrive adındaki bataryalı lokomotifini, California’nın havası kirli olan San Joaquin Vadisi’nden geçen bir yük treninde test ediyor. Bu BNSF hibridi, ikisi dizel yakıt ile, biri de yeni batarya ile çalışan üç lokomotif tarafından çekiliyor. Tren yaklaşık 600 kilometre uzunluğundaki raylarda ilerlerken, bataryalar rejeneratif frenleme sistemi aracılığıyla iki kez şarj oluyor. Trendeki yazılım, güzergah boyunca lokomotifi çalıştırmanın en iyi şeklini ve bir demiryolu manevra alanında bataryanın ne kadar şarj edileceğini hesaplıyor. Bu yeni bataryalı elektrik sistemi, dizel motorlara bağımlılığı azaltarak emisyonları yüzde 10 azaltabiliyor ve tren, en kötü hava kalitesine sahip bölgelerden geçerken neredeyse sıfır emisyon modunda çalışabiliyor. Daha fazla bataryaya sahip daha büyük bir versiyon ise, emisyonları neredeyse üçte bir oranında azaltabilir ve gelecekte, karbon ayak izini tamamen ortadan kaldırmak amacıyla, lokomotife hidrojen motorları eklenebilir. Trenlerin toplam ayak izi, kamyon taşımacılığı endüstrisine kıyasla zaten çok daha düşük. Ancak yine de emisyonların azaltılması, daha fazla şirketi kendi karbon ayak izlerini azaltmak adına demiryollarını tercih etmeye teşvik edebilir.
–Adele Peters

Kaynaklar: Amerikan Demiryolları Birliği (Sera gazı yüzdesi, ABD özel yük taşımacılığı), MarketWatch raporu (Toplam küresel yük pazarı), ABD Ulaştırma Bakanlığı (mil cinsinden düşüş, yük ağırlığı)

FLYTREX VE EASE DRONES: EVİNİZE DRONE İLE TESLİMAT

Karantina sırasında, Grand Forks, Kuzey Dakota sakinleri, kapılarına paket servis getiren bir insana bel bağlamak zorunda kalmadı. Bunun yerine, yaklaşık 25 metre yükseklikte havada asılı duran bir drone, paketleri geri çekilebilir kablolarla arka bahçelerine indirdi. Drone ile teslimat birkaç yıldır ufukta görünse de, bazı karmaşık yasal sorunlar ve düzenlemelere ilişkin problemler nedeniyle, ticari anlamda tam olarak uygulamaya koyulma noktasında yavaş kaldı. Ancak Kuzey Dakota’daki pilot çalışma başladığında, talep üzerine drone ile teslimat hizmeti sunan, İsrail, Tel Aviv merkezli Flytrex, COVID-19 sırasında evlere yiyecek, ilaç ve diğer malzemeleri getirmek için Grand Forks merkezli EASE Drones, Grand Forks Bölgesi İktisadi Kalkınma Derneği ve belediye ile ortaklık ku —Kristin Toussaint

  1. Hızlı teslimat
    Drone’lar, yaklaşık 20 dakika içinde yerel teslimat yapabiliyor. Üstelik bunu yaparken trafiği ve kirliliği de azaltıyor.
  2. Uçmaya hazır
    Flytrex CEO’su Yariv Bash, FAA’in tam onayları ile drone teslimatının hızla ölçekleneceğini söylüyor: “Bu, daha iyi bir yol.”
  3. Genişleme
    Flytrex aynı zamanda Kuzey Carolina Fayetteville’de de drone ile teslimat konusunda benzer bir pilot çalışma için Walmart ile ortaklık kurdu.

H&M LOOOP: KIYAFETLERİN GERİ DÖNÜŞÜMÜ

Stockholm’deki bir H&M mağazasında, bir taşıma konteyneri büyüklüğündeki cam kutunun içinde, beyaz laboratuvar önlüğü giymiş birkaç teknisyen yaklaşık 90 cm yüksekliğindeki, çok istasyonlu makinenin düğmelerine basıyor. O sırada bir müşteri, az önce bıraktığı eskimiş tişörtün, yeni bir kıyafete dönüşme yolculuğunu izliyor. Hong Kong Research Institute of Textiles and Apparel (Tekstil ve Konfeksiyon Araştırma Enstitüsü) tarafından, kâr amacı gütmeyen H&M Vakfı ile birlikte geliştirilen Looop adındaki makine, eski kumaşı yeni bir kazağa veya fulara dönüştürüyor. Suyun veya kimyasalların kullanılmadığı tüm süreç, beş ila sekiz saat sürüyor. Bu teknoloji, bir noktada daha geniş ölçekte kullanılabilir. Ancak H&M tüketicileri eğitmek, teknolojiyi ve tekstil atıklarının zorluklarını ortaya koymak için yaratıcı ajans AKQA’in tasarımıyla, mağazanın içinde bir alan yarattı. Günümüzde, en çok kullanılan giysilerin (özellikle de H&M’de satılanlar gibi hızlı moda ürünlerinin) sonu, çöp sahaları oluyor. Şu anda dünya çapında geri dönüştürülen giysileri düşünürsek, kullanılan materyalin yalnızca yaklaşık yüzde 1’lik kısmı yeni kıyafetler haline dönüştürülebiliyor. H&M sürdürülebilirlik başkanı Pascal Brun, “Bakir kaynaklara bağımlılığı azaltmak çok önemli. Bu bağlamda Looop, eski tekstil ürünlerinin ne kadar değerli olduğunu müşteriler için görselleştiriyor” diyerek devam ediyor: “Müşterileri bünyemize katmak, gerçek değişimi elde etmenin ve sektörümüzü geleceğe hazır olacak şekilde dönüştürmenin anahtarıdır.” —AP

İLLÜSTRASYON: L-DOPA DESIGN
  1. BIRAKMAK
    Müşteriler, örneğin kazak gibi yeni bir giysi sipariş etmek için bir uygulama kullanır ve ardından, eski kıyafetlerini bir görevli ile birlikte makineye bırakır.
  2. HAZIRLIK
    Makine, eski kıyafeti ozonla sterilize eder ve kiri arındıran filtreli, daha küçük parçalara ayırır.
  3. YENİ İPLİK TELLERİ
    Yeni malzeme, eski elyafla karıştırılarak daha güçlü hale getirilebilir, ardından karışım düzleştirilir ve iplik telleri oluşturulur.
  4. YENİ RENKLER
    Bu işlemde boya kullanılmaz. Ancak iki ipliği karıştırarak, örneğin geri dönüştürülmüş kırmızı bir gömlek, yeni beyaz malzeme ile bir araya getirilerek pembe renk elde edilebilir.
  5. YENİ İPLİKLER
    Birden fazla iplik teli birleştirilir ve daha sonra iplik haline getirilir, bir araya getirilerek döndürülür.
  6. SONUÇ
    Makine, geri dönüştürülmüş ipliği örer ve yeni kıyafet, beş ila sekiz saat sonra teslimata hazır hale gelir.

REP ORTERS WITHOUT BORDERS VE DDB GERMANY: SANSÜRSÜZ KÜTÜPHANE

Hükümetlerin, medyayı sıkı bir şekilde kontrol ettiği ve yüzlerce haber sitesini yasakladığı ülkelerde, 2014’ten beri Microsoft’un sahip olduğu video oyunu Minecraft’a erişmek hâlâ mümkün. Kâr amacı gütmeyen oluşum Sınır Tanımayan Gazeteciler (Reporters Without Borders), oyun içinde bir arka kapı oluşturarak, sansürlü makalelerden oluşan bir sanal kütüphane yarattı. Örneğin Suudi Arabistan’da, “Sansürsüz Kütüphaneyi” (Uncensored Library) ziyaret edenler, öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın haberlerini okuyabiliyor. Kütüphanede ayrıca silahlı kişiler tarafından öldürülene kadar suç ve yolsuzluk hakkında haber yapan Meksikalı gazeteci Javier Valdez’in makalelerinin yanı sıra, sürgündeki Vietnamlı insan hakları avukatı ve blogu engellenen demokrasi aktivisti Nguyen Van Dai’nin hikayeleri de yer alıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler, 12,5 milyondan fazla sanal bloktan bir koleksiyon oluşturmak için DDB Almanya adındaki kreatif ajans ve tasarım stüdyosu BlockWorks ile üç ay boyunca birlikte çalıştı. DDB Berlin’de kıdemli metin yazarı olan Tobias Natterer, “Tüm kütüphanenin sansüre karşı korunan bir indirme bağlantısı var, bu nedenle onu ortadan kaldıramıyorsunuz” diyor ve ekliyor: “Kütüphaneyi cihazına indiren herkes, daha sonra tekrar yükleyebiliyor.” Eserlere erişen kullanıcılara dair veriler, görüntülenmeye karşı güvenli bir şekilde korunuyor. Minecraft oyuncularının yaşları çok genç olabiliyor, örneğin 7 yaşındaki çocuklar da bu oyunu oynuyor. Dolayısıyla bu proje aslında, Sınır Tanımayan Gazeteciler için, yeni nesilde basın özgürlüğü konusuna ilgi uyandırmak adına bir yol. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in ABD Genel Müdürü Anna Nelson, “Oyun kullanıcıları, gerçek dünyada bilginin sansürlenmesinin veya gazetecilerin gerçeğe erişiminin engellenmesinin, çok ciddi ve gerçek sonuçları olduğunu çok çabuk anlamaya başladı” diyor. Proje, Mart 2020’de başladığından bu yana 165 ülkeden 20 milyondan fazla oyuncuya ulaştı. —AP

İLLÜSTRASYON: GIACOMO BAGNARA

BANK OF THE WEST: DAHA İYİ BİR DÜNYADA BANKACILIK

Patagonia’nın kurucusu Yvon Chouinard’ın 2002 yılında kurduğu “1% for the Planet”, satışlarının yüzde 1’ini sürdürülebilirlik odaklı kâr amacı gütmeyen kuruluşlara bağışlıyor. Bu küresel organizasyonda Honest Tea ve Klean Kanteen gibi şirketler de yer alıyor. Bank of the West, organizasyona kısa süre önce katıldı: Banka, yeni tasarladığı yüzde 1’lik banka hesabı projesini başlattı ve yeni müşterilerden elde ettiği gelirin yüzde 1’ini çevre çalışmaları yapan, kâr amacı gütmeyen kuruluşlara bağışladı.

    1. Bugüne kadar 100 bin dolar
      Bağışları alan kuruluşlar dönüşümlü olarak seçilecek. Ancak açılışı yapan ilk ortak, kış sporları sezonunun muazzam ölçüde kısalması karşısında dehşete düşen ve iklim değişikliğinin etkilerini tersine çevirmeyi taahhüt eden Protect Our Winters. Aynı zamanda küresel bankacılık grubu BNP Paribas’ın bir parçası olan Bank of the West, yüzde 1 banka hesaplarının hayata geçtiği Temmuz 2020’den bu yana Protect Our Winters için 100 bin dolardan fazla gelir elde ettiğini bildirdi.
    2. Tüketici Talebi
      Temmuz 2020’den bu yana Bank of the West müşterilerinin çeyreği, yüzde 1 banka hesapları için başvuru yaptı. Bank of the West’in pazarlama sorumlusu Ben Stuart, “Tüketiciler, finansın iklim değişikliği konusunda nasıl bir role sahip olduğu gerçeğine ‘gözlerini açıyor’” diyor ve devam ediyor: “Nasıl ki insanlar, yoğurt paketinin etrafına bakıp ‘Organik sütle mi yapılmış?’ diye sormaya alıştı ise, artık ‘Benim paramın bu bankada ne işi var?’ diye de daha sık sormaya başlayacaklar.
    3. Gelecekteki Yatırımlar
      ESG zihniyetine sahip yatırımcıların alternatifleri olsa da (örneğin yeşil fonlara geçmek), Stuart’a göre, “sıradan bir insan için sürdürülebilir finansın bir seçenek olduğunu pek söyleyemeyiz.” Bir uygulama sayesinde aboneler, yaptığı işlemlerin karbon açısından etkilerini çeşitli perakende kategorilerinde salınan, tahmini CO2 miktarına kadar takip edebiliyor. Banka, yüzde 1 bağış avantajı yaratan bir yatırım hesabı da sunmayı planlıyor.
      —Talib Visram

Kaynaklar (yukarıdan aşağıda): onepercentfortheplanet.org, PR Newswire

GUARDIAN XO: ROBOT TAKIMI

Pandemi döneminde işsizlik inanılmaz artmış olsa da, inşaat ve e-ticaret lojistiği gibi ağırlıklı olarak insan emeğine dayalı faaliyet gösteren sektörler, işgücü bulamama sorunuyla karşı karşıya kaldı. Yalnızca üretim sektörü, 2028’e kadar 2,4 milyon işgücü açığı olmasını bekliyor. İşte bu noktada, insanların yerini almak yerine, fiziksel anlamda zorlayıcı (ve genellikle tekrarlayan) görevleri yerine getirirken onların güçlerini artırmak amacıyla geliştirilmiş, karmaşık insansı robot Guardian XO devreye giriyor. Bazı dış iskeletler rehabilitasyon için tasarlanırken, Guardian XO ilk iş yeri dış iskeleti olmayı ve yaralanmaları, meydana gelmeden önce engellemeyi hedefliyor. Mesleki sırt yaralanmalarının şirketlere maliyeti yılda 100 milyar dolar. Üstelik bu rahatsızlıkların, opioid bağımlılığının kaynağı olduğu bildiriliyor. Ayrıca, fabrika ve depolardaki bazı işler, işçiler için daha çekici olabilir; eğer o işin, vücutlarında zedelenmeye ve yaralanmaya neden olmayacağını bilirlerse… Guardian XO’nun yaratıcısı Sarcos Robotics’in CEO’su Ben Wolff’a göre makineler, fiziksel özellikleri ne olursa olsun her insanın, “üniversite takımındaki defans oyuncusu gibi yetiştirilmiş bir kişi kadar kabiliyetli” olmasını sağlayarak, yapılan işi demokratikleştirecek. Sarcos, XO’ları piyasaya sürmeden önce, yükleri kaldıran ve uçakları tamir eden işçilere yardımcı olmak amacıyla Delta Air Lines ile bir deneme çalışması yürütüyor. Bu sırada şirket, ikinci bir dış iskelet üzerinde çalışıyor: Guardian XT adı verilen bu robotun “gövdesi”, kaldırma platformu bulunan bir kamyona veya makaslı bir kaldıraca yerleştiriliyor. Ciddi yüksekliklerde kaynak ve zımparalama gibi işler yaparken uzaktan kontrol edilebiliyor ve bu sayede, düşmeden kaynaklı yaralanmaların önüne geçiyor. Giysiler inanılmaz robotik görünse de, Wolff için bunlar aslında yaygın kullandığımız performans artırıcı araçların (gözlük gibi) güncellenmiş uzantıları. Wolff, “İnsanları güçlendiren teknolojileri bulmak, geleceğimizin önemli bir parçası olacak” diyor. ” —TV

İLLÜSTRASYON: SEÑOR SALME
  1. AĞIR KALDIRMA
    Bir kullanıcı, XO ile 90 kilograma kadar yük kaldırabilir ve bu yük, ona 2 ila 4 kg gibi gelebilir. (0 kg gibi hissettirmek de mümkün ancak yükün ağırlığının olmaması, insanların zihnini karıştırarak sersemlemeye yol açabilir.)
  2. AKILLI TAKIM
    Takımın içindeki yazılım, 125 biyometrik sensörden toplanan verileri analiz ederek, baskı noktalarını değerlendiriyor ve robotik eklemleri yönlendiriyor.
  3. KİRALIK ROBOT
    Alıcılar, bu takım için doğrudan bir meblağ ödemiyor, robotu maaşa bağlıyorlar. “Hizmet olarak robot” modeli, işverenlere saatte yaklaşık 25 dolara mal oluyor.
  4. DEMİR ADAM MI?
    XO, ABD ordusuyla taktiklere değil, lojistiğe odaklandığı denemeler yapıyor. Wolff, “Sadece dış iskeletten dolayı Demir Adam’a biraz benziyoruz” diyor.

GARANTİ GELİR İÇİN BELEDİYE BAŞKANLARI: FİNANSAL İSTİKRAR

Michael Tubbs Şubat 2019’da, California, Stockton’un ilk ve en genç (26 yaşında seçildi) Afrikalı Amerikalı belediye başkanı olarak, görevinin ortalarındaydı ve iki yıllık gelir garantisi sağlamaya yönelik bir pilot program başlattı. Program, şehrin ortalama yıllık geliri olan 46 bin doların altında geliri olan 125 şehir sakinine ayda 500 dolar sağladı. Tubbs 2020’de ikinci kez seçilemedi, ancak görünüşe göre, Stockton Ekonomik Güçlendirme Gösterisi (SEED) ile başarıyı yakaladı: Bir grup bağımsız araştırmacı tarafından yakın zamanda yayımlanan bir rapora göre, programın ilk yılı olumlu bir etkiye sahip: Tam zamanlı istihdamı yüzde 12 artırırken, finansal destek alan kişilerde anksiyete ve depresyonu da azalttı.

Geçtiğimiz yıl Tubbs, “Mayors for the Guaranteed Income” (Garanti Gelir için Belediye Başkanları) adında bir grup oluşturdu. Grup, garanti gelir sağlamayı destekleyen, hepsi Demokrat olmak üzere 44 belediye başkanından oluşuyordu. Şu anda California valisi Gavin Newsom’a, ekonomik fırsatlar konusunda özel danışmanlık veren Tubbs, “Birkaç Cumhuriyetçi belediye başkanı da bulmak için canımı dişime takarak çalışıyorum” diyor. Ülkenin dört bir yanındaki belediye başkanları da kendi pilot çalışmalarını başlatıyor ve hareket, ulusal çapta ivme kazanıyor: Başkanlığa ve şimdi de New York City belediye başkanlığına aday olan Andrew Yang, bu konseptin önde gelen isimlerinden oldu ve pandemi sırasında dağıtılan federal teşvik çekleri, garanti gelir sağlama konusundaki tartışmanın kapsamını genişletti. Bu da, Tubbs’a göre, “ülkenin kendisi kadar eski bir fikir.”—TV

PROGRAMA KATILAN ALTI BELEDİYE BAŞKANI

İLLÜSTRASYON: SEÑOR SALME

BEEWISE: OTOMATİK ARI KOVANLARI

Geçtiğimiz yarım yüzyılda, dünya çapındaki arı popülasyonu neredeyse dibe vurdu; pestisitler ve iklim değişikliğinden kaynaklanan ekstrem hava olayları gibi çeşitli faktörler, yıllık kayıpları yüzde 40 seviyelerine kadar çıkarıyor. Bu düşüş, büyümek için tozlaşmaya gereksinim duyan küresel mahsullerin (meyveler, sebzeler, tohumlar, kabuklu yemişler ve pamuk gibi yenmeyen temel ürünler) yüzde 75’ini tehdit ediyor. Üç yaşındaki girişim Beewise, 7/24 uzaktan izlemeye olanak tanıyan ve yıllık koloni kaybını önemli ölçüde azaltan, AI ve robotik ile desteklenen tam otomatik bir “süper kovan” yarattı. Peki, bu kovan nasıl çalışıyor? Cevap aşağıda. —Lara Sorokanich

    • Kovan
      Geleneksel arıcıların beyaz ahşap kutusunun aksine Beehome, 24 kovana veya bir milyon arıya eşdeğer, 8′ x 8′ x 6’ boyutlarında bir küp. Arıların sağlığını korumak amacıyla sıcaklık, böceklenme ve yerel su ile yem kaynakları uzaktan sağlanır.
    • Robot
      Robotun kovana yerleştirilen kolu, alt koloniler arasındaki alandan geçebilir ve tıpkı bir arıcının yaptığı gibi, “çerçeveleri” (bal peteğini) kaldırır. Aynı zamanda yazılımı aracılığıyla verilere dönüştürülen fotoğraflar ve videolar çeker.
    • Yazılım
      Beewise’ın kurucu ortağı ve CEO’su Saar Safra, “Bunu söylediğim için üzgünüm ama robot gerçekten çok aptal” diyor ve devam ediyor: “Yalnızca yapay zeka işlerini yerine getiriyor.” Makine öğrenmesi, yazılımın performansını iyileştirerek robotik kovanların, yıllık kayıpları yüzde 40’tan yüzde 7,59’a düşürmesini sağlıyor.

Kaynak: PQ Systems, “Data in Everyday Life: Are Honeybees on the Decline?”

GOOD MEAT: LABORATUVARDA YETİŞTİRİLEN ET

Singapur’daki bir restoranda artık, çiftlik hayvanlarından veya bitki kaynaklı proteinden ziyade, bir biyoreaktörden gelen “kültürlü” tavuk sipariş edebilirsiniz. ABD merkezli gıda teknolojisi şirketi Eat Just’ın “Good Meat” ürünü, geçtiğimiz aralık ayında Singapur hükümetinden aldığı onay ile, kültürlü et alanında dünyada, düzenleyici bir kurumdan onay alan ilk ürün oldu. Laboratuvarda yetiştirilen hücrelerden elde edilen et, artık 1880 adındaki restoranın tadım menüsünün bir parçası. Bu yöntem, Eat Just için hayvan yetiştirmenin çevresel ve etik zorluklarından kaçınarak et üretmenin bir yolu. Biyoreaktörde yetiştirilen etin, geleneksel yöntemlerle yetiştirilmiş tavuk ile aynı tada sahip olduğuna inanan CEO Josh Tetrick, “Her ikisi de tavuk, ve besleyicilik açısından her ikisi de aynı” diyor ve ekliyor: “Tek fark, birinde hayvanı öldürmeyi, tek bir ağacı parçalamayı veya antibiyotik kullanmayı gerektirmeyen bir sürecin olması.” Düzenleyici kurumdan alınan onay, şirketin üretimi ölçeklendirmeye başlayabileceği anlamına geliyor, bu da maliyetleri düşürecektir. Şirketin gündemindeyse, kültürlü Wagyu sığır eti ve daha sonra da domuz eti üretmek yer alıyor. Ayrıca tüketicileri, süreç hakkında bilgilendirerek kültür etinin gizemini de çözüyorlar. Tetrick, “Bu tuhaf geliyor, çünkü aslında insana tanıdık hissettirmiyor” diyor. “Ancak daha da tuhaf olduğunu düşündüğümüz şey, mevcut sistemin işleyiş şekli.” —AP

CLOUD AGRONOMICS: TOPRAKTAKİ KARBONU İZLEME

Tarım arazileri, gıdanın ötesinde bir fayda sunar: Karbonu tutarlar. Yeni rejeneratif (onarıcı) tarım uygulamaları ile havadan karbon yakalama, toprakta depolama ve çiftçilerin bu faydayı karbon kredisi olarak satmaları için yeni yollar deneniyor. Ancak geçtiğimiz yıla kadar, toprak örneklerini toplamadan ve bunları bir laboratuvara göndermeden ne kadar karbonun tutulduğunu doğrulamak imkansızdı. Bu süreç pahalıydı, ölçeklemesi zordu ve karbon seviyelerinin tarlada nasıl değiştiğini göstermiyordu.

Colorado, Boulder merkezli, üç yaşındaki şirket Cloud Agronomics, NASA’nın bir icadı olan hiperspektral görüntülemeyi kullanarak tüm alanı değerlendirebiliyor. Özel donanımlı uçaklar, toprağın organik karbonunu ölçmek için yılda iki kez (ekimden önce ve hasattan sonra) tarlanın üzerinde uçuyor. Kurucu ortak ve COO Jack Roswell, “Toprağın sağlıklı, karbon bakımından zengin ve yoğun, koyu kahverengi mi yoksa dağınık, ufalanacak gibi mi olduğunu görebilirsiniz” diyor. “Şimdi, insan gözünün 300 katı gücüyle neler yapabileceğinizi hayal edin. İşte kullandığımız teknoloji bu.”

Cloud Agronomics, karbon seviyelerini 30 santimetre derinliğe kadar tespit edebilir, ayrıca tarla besinleri ve tarımsal sulamadan dönen suları da belirleyebilir. Üstelik tüm bunları, uzaktan yapabilir. CEO Mark Tracy, “Tüketiciler ve şirketler karbon dengelemelerinde giderek daha katı, titiz bir duruş talep etmeye başlayacaklar” diyor. Bu teknoloji, şu anda dört ülkede yüz binlerce dönümlük arazilerde kullanılıyor. —KT

İLLÜSTRASYON: LDOPA DESIGN
  1. İÇGÖRÜ
    Süreç, topraklarının ve tarlalarının sağlıkları ile rejeneratif tarımın toprak karbonunu nasıl etkilediği hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyen yetiştiricilerle başlar.
  2. GENEL BAKIŞ
    Cloud Ag, ekimden önce ve hasattan sonra bir tarla üzerinde uçakları uçurur, çünkü bu dönemlerde toprağın ne kadar ışık yansıttığını analiz eden cihazlar, çıplak zemini görebilir.
  3. GÖRÜNTÜLEME
    Toprağı yılda iki kez ölçmek, Cloud Ag’nin hangi rejeneratif uygulamaların en fazla karbonu tuttuğunu görmesini sağlar. Hiperspektral görüntüleme ile toprak karbonu, tarla besinleri ve tarımsal sulamadan dönen su hakkında ayrıntılı veriler toplanır.
  4. KREDİ
    Yetiştiriciler toprak sürmeden yapılan çiftçilik uygulamaları ve hayvan otlatma gibi rejeneratif uygulamaların, toprak karbon seviyelerini nasıl etkilediğini öğrenebilir. Karbon kredisi piyasaları ise, bunların çevresel etkilerini doğrulayabilir.

Yazar: Fast Company Türkiye

©Fast Company Dergisi, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş. tarafından Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun şekilde yayınlanmaktadır. Fast Company’nin isim hakkı ABD’de Mansueto Ventures’a, Türkiye’de Fast Dergi Yayıncılık A.Ş.’ye aittir. Dergide yayınlanan yazı, tablo, fotoğraf ve görsellerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başarı Hikayeleri

cem.kotan

Yükselen sektöre sıfırdan yatırım